Göç, mültecilik ve illegal geçişlerin dillendirilmesinde baş köşeyi büyük stratejiler, yoksun bırakılmış hayatların trajedileri ve genellikle kurumlaştırılmış bir yardımseverlik halesiyle taçlanmış milliyetçi hoşgörüsüzlük hikayeleri alır. Oysa göç ve mültecilik en az yerlilik kadar sınıfsal katmanlarla bezeli ve zedelidir. Mültecinin göçe karar verdiği andan başlayarak gittiği yerde geçireceği elli yılı, aslında geride bıraktığı mülk, meslek, mezhep, sınıf, din, bölge, miras, servet, kazanç kaynağından tutun siyasi aidiyeti ve gelecek tasavvuruyla vb. geçmiş yaşantısıyla ve yeni ülkeye taşıyacağı hikayesiyle de sıkı sıkıya bağlıdır.

Temmuz ve Ağustos 2010’da, Yunanistan’a yasa dışı geçişleri konuşmak için buluştuğum insan kaçakçılarıyla EXX1 sınırını konuştuk: Kaçak geçişlerin üç teknikle yapıldığını anlatıyorlar Çanta, Sallama ve Tekme teknikleri.

‘Çanta’ tekniği, mültecinin yasa dışı yollarla Avrupa ülkelerinden bazılarına yasal-sahte pasaportlarla, kendi deyimleriyle ‘ayağını kuş gibi uçurarak’, ‘kapı önü teslimi’ kondurulması anlamına geliyor. Zaten yeni çipli pasaportlarla sahte pasaportu ve kodları hazırlamak artık hayli kolaylaştığından, geçişin kabulünün büyük oranda çift taraflı siyasi kontrole bağlı olduğu biliniyor. Hatta sizin geçmeden önce eşkaliniz biliniyorsa, çıkacağınız devlet veya varacağınız devlet için özel bir pazarlık kıymetiniz de varsa ve üzerinizde çipli bir mekanizma da varsa (kredi kartı vb.), sınırından çıktığınız veya karşıdaki devlete kaçakçılar tarafından ikinci kez de satılabilirsiniz. Pek çok illegal geçiş yapan göçmenin hayal kırıklığı yüzlerinden okunur: “Beni devlete yeniden sattı kaçakçılar!" İllegalden, ahlaklı davranış beklemek ne kadar mümkünse?

EXX1, çanta tekniğinde uzmanlaşmıştı: Bu teknikte anlaşmalar asla yerelde yapılmıyor, aksine yerel kaçakçılar anlaşmanın iki büyük şehirden mafyalar tarafından yürütüldüğünü söylüyordu: ‘Yeterince önemli veya belirli (significant) bir insansanız, eğer dikkate alınmaya değerseniz, zaten sizin adınıza onlar herşeyi ayarlarlar. Biz soru sormayız. Bazen bu bir iş patronu olur, bazen mühim bir kişi olur. Biz kim olduğunu bilsek de, iş, iştir.”(C. EXXX2 görüşmesi, 2010).   Israrla ‘Nasıl olur da sahte bir pasaportla veya pasaportsuz yabancı bir ülkede yaşayabilirler’ sorusuna C. nin yanıtı: "Sizin gittiğiniz ülke için değerinize bağlı. Eğer buna değerseniz, yaşarsınız” oluyor. “Her şey sizin korunmaya değer olup olmamanıza bağlı”. (C. EXX1, 2010).

   

Bu tekniği diğerlerinden ayıran özellik, fiyatından ziyade gidilen ülke için ne kadar önemli bir siyasi figür olduğunuz. Sanılanın aksine çıkış ülkenizde önemli bir rejim muhalifi veya dünya için vazgeçilmez bir sanatçı vb. olmanız bu tekniğe mahzar olabilmeniz için yeterli değil: Aksine sizin çıkış ülkeniz kadar varış ülkenizin de siyasi/iktisadi dengelerini tehdit edici bir isme sahip olmanız gerekiyor. Yani bu teknikte sizin varacağınız yerde legal-illegal yaşayabilmenizi sağlayacak olan, sizin uluslararası bir siyasi/iktisadi bilgi/tehdit veya şantaj malzemesi taşıyabilmenizdir. Dolayısıyla, varış ülke için (örn. Tükiye) sığındığınız devletin de elinde oyuncak olduğunuzu ve belki de bir sabah video kayıtlarından canlı izleyerek katledilmenize seyirci kalacak bir rehin olduğunuzu da bilirsiniz.

Son dönemlerde Türkiye’nin sadece sınır dışına gidenlere yönelik politikalarını değil, aksine J. Khashoggi  (C. Kaşıkçı) cinayeti de dahil tüm mültecilik serüvenini bir de böyle okumak gerekiyor: Zira ülkelerin mültecilik politikaları sadece dışarıya kaçanlarla değil aksine kabul ettiklerinin sınıfsal ve siyasi yapılarıyla da ancak anlaşılabilecek bir bütün.

İkinci teknik olan Sallama tekniğinin hemen herkes için mültecilik serüvenini başlangıcı olduğunu söylüyor insan kaçakçıları: kaçakçılar sizi ülkenizden çıkıştan, geçiş ülkelerinden geçirmeye, aralarda konaklatmaya, yolun bir yerinde ihbar etmeye sürükleyen süreci başlatıyorlar. Bu süre içinde yol uzayabiliyor veya sizi bir zaman sonra deport ettirmenin bir yolunu buluyorlar, veya ihbarla sizi geçiş ülkesinde daha zor koşulların içine atabiliyorlar. Ve her seferinde daha çok para daha çok para vermeniz gerekiyor ve daha çok geçiş denemesi 5 kez, 6 kez, 7 kez.

İnsan kaçakçıları kimin parasının ne zaman bittiğini, kimin artık satılacak hiç bir şeyi (aile üyeleri de dahil olabiliyor buna) kalmadığını anladıklarında, o zaman Tekme tekniği devreye giriyor.

Tekme tekniğinde, insan kaçakçıları sizden geçiş için diğerlerinden daha az bir para alıp, sınırın kenarına götürüp, ‘işte karşısı, yüz, bota bin veya yürü’ diyorlar. Meriç’ten her sabah toplanan, şimdilerde Ege’nin kayalıklarına vuran binlerce ölü beden, bu son tekniğin tekme’nin görüntüleridir: Onlar,  canı en ucuz olanlardır. Ama ölümleri de yüksek stratejileri, büyük politikacıların kendi ülkelerine yardım sağlama bütçelerini ve birçok siyasi oyunun aklanmasında kullanılabilir: Milliyetçiliği kabartmak gibi, geçiş yollarının kapatılarak kaçakçılara daha fazla para kazanmaları fırsatı verilmesi gibi.

2017 yılında sadece Yunanistan’a iltica talebinde bulunan Türkiyeli göçmen sayısı 1827. Bu sayı 2013’te 17 imiş.

Türkiye ve Yunanistan illegal sınır geçişlerinde en çok gözaltında olan ve kağıtsız göçmen hareketi en yoğun olan ülkelerden ikisi: 2018 yılbaşından bu yana illegal geçişlerin önceki yıla oranla üç katı artı, 15 bine ulaştığı kayıtlandı. Sadece Nisan ayında illegal olarak sınırı Türkiye tarafından geçenlerin sayısı 2900, Midilli adasında bulunan göçmen/kağıtsız mültecilerin sayısı 8095’e ulaştı. Bu yeni dönemin eskilerden farklı yanlarından birisi Ege ve Balkan rotasını kullanan kağıtsızlar içinde Türkiyeli göçmenlerin sayısının, giderek artması.

Öte yandan biz göç ve sınır araştırmacıları bu sayıların genellikle gerçeğin küçük bir parçası olduğunun da gayet farkındayız. Sayıların gölgesinde kalan ve dillendirilmeyen gerçeklerin yükseltilmesi zamanıdır. Göçmenlik yoluna düşmek, ister sürgün, ister illegal, ister zamana yayılmış kararlarla olsun her zaman kırılganlığı üzerinde taşımak anlamına gelir. Göçmen daha yola çıkmadan zedelidir.