Türkiye’nin gündemini meşgul eden en önemli konuların başında gelen Reza Zarrab davasının jürili yargılamasına sayılı günler kaldı. Türkiye panik atak halinde Zarrab’ın şahsını da davasını da takip etmektedir. Bu konu hakkında spekülatif haberlerin fazlalığı yanı sıra gereğinden fazla bilgi kirliliği oluşturulmuştur. Türk devletinin Reza Zarrab’a sahip çıkışı “Türk vatandaşlığı” kapsamında “vatandaşımızın hak ve hukukunu savunuyoruz” anlamına gelmiyor elbette. Reza Zarrab’ın durumunu ABD makamlarına 2 nota vererek takip eden Türk hükümeti, Zarrab’ın itirafçı olması halinde yine de sahip çıkar mı acaba? Merak konusudur!
Kirli ilişkiler ağına batmış Türk hükümetinin uluslararası boyuta ulaşmış yolsuzlukları Zarrab ile açığa çıkmış olan sadece buz dağının görünen yüzüdür. Türk hükümetinin yolsuzlukları 17/25 Aralık olaylarıyla açığa çıkmış olan kısmı da hakeza yolsuzlukların deşifre olmuş kısmıdır. Türk hükümetinin her alanda olduğu gibi yolsuzluklar konusunda da gırtlağına kadar suça batmış durumu Zarrab ile birlikte ifşa olacaktır. Aslında Zarrab davası bir anlamda Türkiye’ye ayna tutacaktır.
AKP hükümeti organize olmuş suç şebekesi gibi ülkeyi yönetmektedir. Bu suç şebekesi iktidarda kalmak için her yolu mubah görmektedir. Türkiye sınırları içinde istediği gibi at koşturmada engel tanımıyor. Yolsuzluklar konusunda kendisine hesap soracak merci, kurum olmadığı için yaptıkları yanlarında kar kalmıştır. Zarrab davası ile birlikte işler sarpa sardı.
Zarrab neden Amerika’ya gitti? Neden itirafçı oldu?
İran’a uygulanan ambargonun delinmesinde aktif olarak rol alan Türkiye, Zarrab ve benzerlerini kullanmış ve büyük vurgunlar vurmuştur. AKP’nin uygulamalarında ve Erdoğan’ın fıtratında insanları tepe tepe kullanma ve sonradan da kenara bırakma halleri bilinen bir durumdur.
Yeri geldiğinde dini, dini cemaatleri, yeri geldiğinde Türkçülüğü, milliyetçiliği, ulusalcılığı son dönemde Atatürk’ü, yeri geldiğinde Kürdü, Kürtçülüğü, Alevisi’ni, Romeni’ni kısacası etnik, inanç kimlikleri kullanarak iktidarda kalmanın araçları haline getirmiştir.
AKP kimlerle iş tutmuşsa hepsini kendi çıkarları için kullanarak posasını çıkarıp bir kenara koy vermeyi yönetim sanatı bellemiştir. Reza Zarrab’ın hikâyesi de böyle sonuçlanabilirdi. Fakat Zarrab ABD’ye sığınmayı tercih etti. Zarrab Türkiye’de kalıp harcanacağını ve hatta hayati tehlikeyi bildiği için bir nevi ABD’ye sığınmış oldu. Zarrab’ın itirafçılığı Türkiye’den kurtulmanın ve hayatta kalabilmenin bedeli olarak okunmalıdır. Allahın hikmetinden sual olunmaz Erdoğan’ın ipliğini pazara çıkarmak Zarrab’a kaldı.
İran vatandaşı olan Reza Zarrab İran ile Türkiye arasında altın ve para aktarımında köprü görevi görmüştür. Türkiye’yi ilgilendirdiği kadar İran’ı da ilgilendirmektedir. İki ülkenin üzerinde hemfikir olduğu ve iş yaptırdığı bir kişi olduğunu bilmekte fayda vardır. İki ülkenin karanlık ilişkilerinde kilit rol alan Zarrab kendi işinde sarraf kimliğiyle yargı önündedir.
Zarrab’ın neden itirafçı olduğuna dair yorum yapılmazken, yapacağı itiraflarla olabilecekler üzerinden düşünce üretiliyor. Türk-Amerikan ilişkileri zarar görecekmiş, ekonomik kriz olacakmış, siyasal çalkantılar çıkacakmış, Türkiye’nin dış imajı (sanki olumlu imajı varmış gibi) zedelenecekmiş, dış güçlerin Türkiye ye dönük operasyonu imiş, faiz lobisinin işiymiş gibi, miş-mışlar uzayıp gider. Reza Zarrab, Erdoğan’ın dediği gibi itirafçılığa zorlanmamıştır, itirafçı olmak zorunda kalmıştır. Zavallı Zarrab ne yapsın? AKP iktidarı ve Erdoğan diktatörlüğünden kurtulmanın başka seçeneğini bulamamıştır. Ya Türkiye’de kalıp canından olacak ya da Amerika’ya sığınıp itiraf edecek, hayatta kalacak. Zarrab öttükçe hayatta kalacağını bildiği için Amerika makamlarıyla anlaşmış oldu. Türkiye’nin bu şahsı itirafçı haliyle sahiplenmesi akla ziyan bir durumu ifade eder.
27 Kasım sonrası Türkiye fotoğrafı
Reza Zarrab olayı Türkiye için saatli bir bomba gibi 27 Kasım 2017 tarihine ayarlanmış olması da manidardır. Bilindiği gibi 27 Kasım tarihi PKK’nin kuruluş yıldönümüdür. Amerika yargısı PKK’nin kuruluş yıldönümüne denk gelen bu mahkeme tarihi ile bir mesaj mı vermek istemektedir? Bu bilinmez ama Türkiye’nin diken üstünde olduğu bilinen bir gerçektir.
AKP iktidarı ve Erdoğan diktatörlüğü, PKK ile savaşmanın ağır faturasını her alanda vermek durumunda kalacaktır. Siyasi istikrarsızlık, ekonomik sorunlar ve askeri alandaki çaresizlik her geçen gün devam edecektir. Zarrab olayı da bu sorunlardan bağımsız değildir. Kürt sorununu çözemeyen Türkiye hiçbir konuda gelişme sağlayamaz. Türkiye’nin çıkmazlarında Kürt gerçekliği vardır.
Kendi iç sorunlarını ve özelliklede Kürt sorununu demokratik seçenekler dışında zor, baskı, şiddet yöntemleriyle halletmeye çalışan bir Türkiye 27 Kasım ile birlikte daha fazla çözümsüz ve çaresiz duruma düşecektir. AKP iktidarının ve Erdoğan diktatörlüğün kirli çamaşırları ortaya saçılacaktır.
Ortadoğu’da giderek daha fazla yalnızlaşacaktır. Suriye ve Irak’ın geleceğini belirleyecek politikalardan önemli oranda dışlanacaktır. ABD ile ilişkileri darbe alacaktır, AB ile NATO ile (S-400 Füze savunma sistemi yüzünden) ilişkileri sorunlu hale gelecektir. 27 Kasım tarihinde başlayacak olan Zarrab davası Türkiye’nin itibarını sıfırlayacak, diktatör Erdoğan’ın karizmasını da çizecektir. Akrep gibi kendisini sokacak duruma gelmiş dayanmıştır.
Sadece Türkiye’nin değil dış kamuoyunun da yakinen takip ettiği Zarrab davası ile açığa çıkacak bilgi ve belgeler büyük bir merak konusudur. Reza Zarrab yolsuzluk, rüşvet, kara para aklama, kaçakçılık, nitelikli dolandırıcılık konularında Türkiye’nin medar-ı iftiharıdır. Türk makamlarınca girişimci iş adamlığından ödüle layık görülmüştü. Türk mahkemelerince yargılanmaya gerek görülmez. Türk mahkemelerinde yargılanmasa da Mahkeme-i Kübra da yargılanmaktan kaçamazlar. Reza Zarrab’ın yargılanması aynı zamanda AKP iktidarının yargılanması anlamına gelmektedir. AKP ve Erdoğan diktatörlüğü Amerika mahkemelerinde olmasa da insanlığın vicdanında mahkûm olmuştur. Halklarımıza karşı işlediği suçların hesabını mutlaka bir gün verecektir.