Türkiye her fırsatta gündem değiştirse bile İdlib sorunu, sürekli karşısına çıkıyor. 14 Şubat’taki üçlü zirve öncesi Efrîn, Cerablus bölgesinde çeteler arasında çatışmalar yoğunlaşıyor. Bu durum, çetelerin Türk devletine karşı güven sorunlarından kaynaklı.
AZİZ KÖYLÜOĞLU / HABER/ANALİZ
İdlib sorunu temel bir sorun olarak varlığını koruyor. Soçi Mutabakatı olarak bilinen, Türkiye ve Rusya arasındaki anlaşmanın artık uygulanmadığını özellikle Rusya, açık şekilde ifade ediyor. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Türkiye’nin İdlib’de üstlendiği yükümlülükleri tamamen yerine getirmesini beklediklerini açık şekilde ifade etti. Bu açıklama açık bir itiraf. Hem Rusya hem de Türkiye İdlib’de işlerin kötüye gittiğini ne kadar gizlemeye çalışsa da bu artık mümkün görünmüyor.
Soçi Anlaşması bir ara formüldü
Rusya’nın temel yaklaşımı İdlib’in çatışmasız bir şekilde Suriye rejimine teslim edilmesi. Bu öyle uzun süreli bir hedef değil, kısa sürede bunun olmasını istiyor. Soçi Anlaşması’nın temel hedefi buydu. Anlaşmada bu kademeli bir şekilde olacaktı. Kademeli bir şekilde olmasa, Türkiye ile bölgedeki Heyet Tahrir Şam (Cephet El Nusra-HTŞ) ve diğer gruplar arasında bir güven bunalımı ortaya çıkabilirdi. Bu da, sadece İdlib değil, Cerablus, Bab, Efrîn bölgesinde yeni bir çatışma durumu ortaya çıkabilirdi. Böyle geniş bir alana yayılacak çatışma ne Türkiye ne de Rusya’nın çıkarına olacaktı. Bundan kaynaklı olarak ara bir formül olarak Soçi Anlaşması’na gidildi.
Soçi Anlaşması ilk başta sadece Türkiye, Rusya arasındaki bir anlaşma değildi. Aynı zamanda ABD’nin dahil olduğu ve Cenevre sürecinin sürdürebilirliğinin bir güvencesi olarak elde tutulması gereken bir bölge olarak değerlendirildi. Hem ABD hem de Türkiye, İdlib bölgesinin Suriye rejimi ve Rusya’nın eline geçtikten sonra Cenevre barış sürecinin bir anlamının kalmayacağının farkındaydılar. Bundan kaynaklı olarak ABD, Rusya ve onun müttefikleri İran ve Suriye rejimine savaş tehdidinde bulundu. Bu tehdit karşısında Rusya, 17 Ekim 2018’de Soçi’de İran’ı bir kenara iten bir anlaşma imzaladı ve İran’ı bu anlaşmaya en azından sessiz kalması için ikna etti.
Rusya baştan beri kendisince ‘ateşkes bölgeleri’ olarak tanımladığı ve daha önce 7 bölge olan Türkiye anlaşmalı bu yerlerin, sonuç itibariyle Suriye rejim güçlerine teslim edilmesini istiyor. Bu net bir politika. Rusya yapılan bütün anlaşmalarda da bu noktaya özel bir vurgu yapıyor.
İdlib Türkiye’nin boyunu aştı
Türkiye, Rusya’nın bu politikasını kendi çıkarları için kullanmak istedi, istiyor. Hama, Humus, Şam ve Deraa bölgelerindeki çetelerin tasfiyesi ve o bölgelerin Suriye rejimine teslim edilmesinde Türkiye kilit rol oynadı. Rusya’nın ‘ateşkes bölgeleri’ ile silahlı grupları tasfiye etme planında sıra İdlib ve çevresine gelince işler, Türkiye’yi aştı. ABD devreye girdi. Şimdi ABD, bundan birkaç ay önceki gibi İdlib meselesine o kadar sıcak bakmıyor veya gündemine almıyor. İhaleyi Türkiye vermiş, ceremesini de Türkiye’nin çekmesini istiyor. Soçi Anlaşması ile hem Rusya hem de ABD, İdlib’in bütün yükünü Türkiye’nin sırtına yükledi. Bundan da karlı çıktılar. Bugün Türkiye, İdlib konusunda ne ABD’e ne de Rusya’ya yaranabiliyor. Türkiye, İdlib’de tam bir çıkmaz içinde.
14 Şubat’ta Putin, Ruhani ve Erdoğan arasında yapılacak Soçi görüşmesinden önce İdlib’de işler iyice kızışmış durumda. Rusya’nın Türkiye verdiği ek süre de bu ayın sonunda doluyor. En son Erdoğan ve Putin arasındaki görüşmede basına sızdırılan bilgilerde, Putin’in Şubat sonuna kadar İdlib konusunda Erdoğan’a ek süre verildiği belirtiliyordu. 14 Şubat’taki Soçi toplantısında Erdoğan’a yeni bir zaman verilecek mi? Temel soru burada.
Türkiye hiçbir sözünü tutmadı
Heyet Tahrir Şam (HTŞ) eski adıyla Cephet El Nusra, İdlib’in büyük bölümü ele geçirmiş durumda. Geçen ay HTŞ, Türkiye’nin emir komutası altındaki güçlerin büyük bölümünü İdlib’den tasfiye etti. Türkiye buna sessiz kaldı. Rusya-Türkiye arasındaki ‘silahtan arındırılmış’ bölgenin tamamını ele geçirdi. Türkiye ise, Soçi Anlaşması kapsamında HTŞ’i tasfiye etme gibi bir görev üstlenmişti. Rusya ve Türkiye’nin anlaştığı Soçi Anlaşması’nın en önemli maddesi bu ‘silahtan arındırılmış bölge’ydi. Bu bölge Suriye rejim güçleriyle, Türkiye’ye bağlı çeteler arasında 15 ila 20 kilometre genişlikteki bir bölgeyi kapsıyordu. Şimdi ise bu bölge tamamen Türkiye ve Rusya’nın ‘Terör’ örgütü kabul ettiği HTŞ’nin elinde.
HTŞ’den yeni bir ittifak
HTŞ ile görece kendisinden daha radikal bir grup olan Hüras El-Din ve Türkmenistan İslam Partisi arasında bölgede yeni bir ittifak oluştu. HTŞ, Hüras El-Din ile Türkmenistan İslam Partisi arasında kurulan bu ittifaka, Türkiye’nin müdahale etme gibi bir şansı yok. İsteği de yok. Türk devletinin bölgedeki ortakları HTŞ ve onun çevresinde kümelenmiş gruplardır. Bu açıdan Türkiye’nin bazı kesimlerinin belirttiği gibi HTŞ’ye karşı Rusya ile ortak bir operasyon yapma olasılığı çok düşük. Böyle bir durum Türkiye’nin Suriye politikasında köklü bir değişim demek. Çevresindeki diğer gruplar üzerindeki etkisini tamamen yitirebilir. Bu da sadece Suriye’de değil, Türkiye’de yeni bir kriz durumunu ortaya çıkarabilir.
Erdoğan Suriye ile flörtü itiraf etti
Erdoğan tarafından da itiraf edilen “Suriye ile alt düzeyde görüşmeler yapılıyor” sözü, yeni bir duruma işaret ediyor. Suriye istihbarat Şefi Ali Memlük’ün yakın zamanda Antalya’da MİT ile görüşme yaptığı yine basına yansıdı. Tüm bu görüşmelerin İdlib ve Türkiye’nin işgal ettiği Efrîn ve Cerablus bölgesi olduğu belirtiliyor. Suriye rejimi kesin bir biçimde Türk devletinin bu bölgeden çıkmasını istiyor. İkinci bir Hatay durumunu yaşamak istemiyor. Buna paralel, Türkiye bölgeye tamamen yerleşmek için Suriye’den icazet alma peşinde. Tabii burada pazarlıklar sürüyor. Binlerce çeteyi himayesine almış, eğitmiş, donatmış olan Türkiye’nin, Suriye rejimiyle görüşmeler yapması, bu çetelerde de ciddi kaygı oluşturmuş durumda. Hem Efrîn ve Cerablus bölgesinde çeteler arasında çatışmalar yoğunlaşıyor. Bu durum, çetelerin Türk devletine karşı güven sorunlarından kaynaklanıyor. Çeteler, Guta ve diğer yerlerde olduğu Türkiye’nin Rusya ile bir anlaşmaya gitmesinden endişeli. Bu endişelerinde haksız sayılmazlar.
İran, Soçi Anlaşması’nın bitirilmesini istiyor
14 Şubat’taki Soçi toplantısında taraflar arasında anlaşma olasılığı azalırken, İran rahatsız olduğu Soçi Anlaşması’nın bir an evvel bitirilmesinden yana. Rusya hem Türkiye ile kurduğu ilişkilerin bozulmasını istemiyor hem de İdlib’in bir an önce yaptığı anlaşma dahilinde Suriye rejimine teslim edilmesini bekliyor. Öyle görünüyor ki, bu durum olmayacak ve bölgedeki gruplar çetin bir çatışmaya hazırlanıyor. Türkiye bu çatışmada görüntüde tarafsız kalmak zorunda. İdlib’in tamamına yakının HTŞ’e bırakılmasında Türkiye bu politikasının payı var. Türkiye kendi emir komutası altındaki çetelerle İdlib’i savunmak istese veya Halep’e yönelik bir saldırı başlatsa, o zaman Rusya ile karşı karşıya gelir. Bu da Türkiye’nin, Suriye’de isteyeceği son şey olsa gerek. Bunun için HTŞ gibi kendi emir komutası altıda değilmiş görünen bir grupla, Halep’e saldırı yapsa, Rusya ile karşı karşıya gelmeyecek ve kendisince bir manevra imkanı bulacak.
Soçi’de olasılıklar
14 Şubat’taki Soçi üçlü zirvesi öncesi Suriye rejimi, ortakları olan Hizbullah ve İran ile birlikte İdlib’e saldırılarını artırmış durumda. Top atışlarıyla yapılan bir bu saldırlar Soçi zirvesinde çıkacak sonuca göre, ciddi bir çatışmaya dönüşebilir. Ki bir çok işaret bunu gösteriyor.
Soçi toplantısında İdlib için üç seçenek görünüyor.
1- Rusya ve İran, Türkiye oradaki radikal grupları tasfiye etmek biraz daha zaman verebilir. Ki, bunun pratikte bir anlamı olmadığı Eylül ayından beri yaşananlardan anlıyoruz.
2- Suriye rejimi, İran ve Rusya’nın desteğiyle İdlib’e yönelik bir saldırı başlatabilir. Ki, bu yüksek bir olasılık.
3- Türkiye, kendi emir ve komutası altındaki güçleri İdlib’ten çıkarır ve kendisi de gözlem noktalarını kaldırarak bölgeden çıkar. Bu çok düşük bir olasılık.