
HDP’nin toplumsal tabanını güçlendirecek ve gerçek demokratik siyaset yapmasını sağlayacak HDK de yeniden yapılandırılırsa Türkiye halkları demokratik siyasi iradelerini yansıtacak bir siyasi partiye kavuşmuş olur. Artık güçlü siyasi partiler böyle tabandan örgütlenmiş demokratik toplumcu örgütlenmelere ve meclislere dayandığından hem çözüm gücü olacaklardır hem de demokratikleşmede güçlü rol oynayacaklardır.
Kuşkusuz toplumsal yaşamın tümüne yönelik taban örgütlenmeleri de ideolojik ve politik kapasitesi olan kadrolar tarafından örgütlendirilir. Akademilerle böyle kadrolar oluşturulur. Çünkü öncü kadrolar olmadan da tabandan örgütlenen güçlü demokratik kurumlaşmalar ortaya çıkarılamaz. Görülmektedir ki, Kürdistan’da BDP bu rolü oynayacaktır. Demokratik kurumlaşmanın ve toplumun örgütlenmesinin öncü kadroları buralarda eğitilecekler. Siyasi, sosyal, ekonomik, ekolojik, kadın, gençlik, diplomasi ve diğer demokratik toplumcu örgütlenmeleri gerçekleştirecek kadrolar böyle bir partide yetiştirilebilir. Böyle bir parti Kürdistan’daki demokratik toplum örgütlenmesinin gelişmesini sağlayan kadrolar yetiştirirse Kürdistan’da demokrasi de gerçek karakterini kazanır. Böylece hem HDP gibi demokratik siyasal partiler güç kazanır hem de demokratik siyasal partiler klasik siyasi partilerden farklı bir biçimde demokratik siyasal alanda rollerini daha iyi oynarlar. Öncülük de, Partiler de olacaktır. Çünkü kapitalizmin her alanda ortaya çıkardığı karmaşık siyasal ve toplumsal yaşam bunu gerektirmektedir. Ancak bu roller klasik partilerden farklı bir biçimde oynanacaktır.
Kapitalizm her alanda ideolojik hakimiyet sağlamaya yönelmiştir. Kendisini bu hakimiyetle ayakta tutmaya çalışmaktadır. Toplumun beyni, yüreği her an bombardıman altında tutulmaktadır. Buna karşı da mücadele edecek organlar gerekmektedir. Özellikle demokratik siyasal alan için kapitalist modernist siyasi partiler karşısında ideolojik üstünlüğü sağlayacak ve toplumsal sorunlarda düşünce ve proje üretecek kurumlara ihtiyaç bulunmaktadır. Türkiye’yi demokratikleştirmeye soyunan ve bu konuda iddialı olan HDP ve HDK’nin bu soruna da bir çözüm bulması gerekmektedir. Kapitalist modernitenin ideolojik ve politik saldırıları da böyle boşa çıkarılır.
Bir konuya da değinmek istiyoruz. Mehmet Altan’nın Kürt Özgürlük Hareketi’ne dönük değerlendirmeleri gerçekten de şaşırtıcı olmuştur. Bu nedenle tartışma konusu oldu. Şunu vurgulamalıyız ki, Mehmet Altan gibi bir entelektüelin bu kadar yüzeysel bir değerlendirme yapması ancak bireysel tepki ve kaygılarla ilgili olabilir. Çünkü ileri sürdüğü düşüncelerin ne bir iç diyalektiği var ne de inandırıcılığı. “Kürt Özgürlük Hareketi Kürt sorunun çözümü karşılığında AKP faşizmiyle anlaşmışmış!”, “Kürt hareketiyle AKP anlaşacaklar, Kürt sorunu çözülecek, ama Türkiye tam faşist olacakmış!” Böyle bir düşünce ileri süren biri ne Kürt sorununu anlamıştır ne de demokrasi konusunda doğru bir birikime sahiptir. Kürt sorunu çözülecek, ama Türkiye faşist olacakmış! Mehmet Altan bilemeli ki, Türkiye Kürtler yararlanır diye şimdiye kadar demokratik adımlar atmamıştır. Her türlü demokratik adıma bu nedenle karşı çıkmıştır.
AKP Kürt sorununu çözer mi, çözmez mi, bu ayrı bir tartışma konusudur. Kürt hareketinin, “AKP Kürt sorunu çözer, AKP’nin böyle bir zihniyeti vardır” gibi bir yargısı da, değerlendirmesi de hiç olmamıştır. Tersine AKP’nin Kürt sorununu çözecek bir karaktere sahip olmadığını defalarca vurgulamıştır. Anlaşılıyor ki, Mehmet Altan ne Kürt Özgürlük Hareketi’nin yaklaşımından haberdardır, ne de AKP ile mücadelesinden.
Farz edelim ki AKP Kürt sorununu çözdü. Bu durumda ne AKP eski AKP olarak kalır, ne de Türkiye. Kürt sorunun çözüldüğü bir Türkiye köklü değişmiş olur. Kürt sorunu çözülecek, ama Türkiye değişmeyecek, demek, Türkiye’yi hiç tanımamaktır. Türkiye’deki otoriter rejimle Kürtler üzerinde uygulanan kültürel soykırım arasındaki ilişkiyi görmemek Türkiye’den bihaber olmaktır. Kuşkusuz Türkiye’de başka demokrasi sorunları da bulunmaktadır. Alevilerin, diğer etnik toplulukların, emekçilerin, kadınların, gençlerin sorunları vardır. Kürtler yararlanır diye demokratikleşme olmadığından, Kürtler dışındaki diğer topluluklar ve Türk halkı da otoriter rejimlerden zarar görmüştür. Türkiye’de egemen sınıfların en temel hassasiyeti Kürtlerdir. Anayasa, yasalar ve politikalar Kürtler üzerindeki egemenliği sürdürmek için antidemokratik olmaktadır.
Mehmet Altan ne kadar bilir bilemeyiz, bir zamanlar emniyet müdürlüklerinde “Her şeye hoşgörü gösterebiliriz” diyerek, Türkiye yasalarında suç olan birçok adli ya da siyasi suçları sayan, ama sonunda “bölücülüğe asla!” gibisinden ifadelerin bulunduğu dövizler bulunurdu. Bu bile Türkiye’de demokratikleşmeyi engelleyenin Kürt sorununun varlığı olduğunu gösterir. Kürt sorunu çözüldüğünde bırakalım Türkiye’nin otoriterleşmesini aksine bu konudaki hassasiyet ortadan kalktığında demokratikleşmenin önü sonuna kadar açılacaktır. Kaldı ki, Kürt sorununu çözme kararı vermiş zihniyet demokratikleşmiş zihniyettir. Kürt sorunu çözülecek, ama Türkiye’de faşizm gelişecekmiş gibi bir değerlendirme Aristo mantığından bile geri bir yaklaşım içinde olmaktır.
Mehmet Altan Kürt sorunun çözümü ile Türkiye’nin demokratikleşmesi arasındaki bağı anlamamışsa Türkiye’nin demokratikleşmesi konusunda ciddi katkıda bulunacak bir düşünce dinamizmine sahip değil demektir. Böyle olduğunu sanmıyoruz. Tepkisel yaklaşımla bilimsellikten ve bu yönlü Türkiye gerçeğinden uzak değerlendirmeler yapmıştır. AKP’nin hegemonik yaklaşımda olması, otoriter eğiliminin giderek güçlenmesinin nedeni Kürt sorununda bir çözüm politikası olmamasındandır. Kürt sorununda çözüm zihniyeti olsaydı kendi politik varlığını otoriterleşmeden de sürdürülebileceğini anlardı ve buna göre bir politik yaklaşım ortaya koyardı. Ama demokratik Türkiye’de herhangi bir parti olma yerine hegemonik parti olmak istediği için, kendi zihniyetine göre bir Türkiye şekillendirme peşinde koştuğu için hegemonik ve otoriter zihniyetle hareket etmektedir. Günümüzde Kürt sorununu çözüldüğü an Türkiye demokratikleşmek zorunda kalır, Türkiye’nin diğer sorunlarına da çözüm getirir. Var olan diğer sorunlarına çözüm getirmeyen bir Türkiye Kürt sorununu da çözemez. Böyle bir Türkiye de demokratik olamaz.
Türkiye’de hangi parti ve hükümet Kürt sorununu çözerse belli bir değişime uğramak zorundadır. Türkiye siyasetinin konumu budur. Herkes de biliyor ki, Türkiye tarihinin en demokratik adımı olan idamı kaldırmak bile Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin gelişmesi ve Türkiye’nin Kürt Halk Önderine verdiği idamı uygulayamayacağını görmesi sonucudur. Türkiye’ye en demokratik adımı attıran Özgürlük Hareketi Kürt sorunu çözüldüğünde Türkiye’nin gerçek demokratikleşmesinin de kapısını sonuna kadar açacaktır.