Koronavirüsü salgınında vaka sayısı her geçen gün artıyor. Almanya’da son rakamlara göre vaka sayısı 195 bin 674’e yükseldi, buna karşılık yaşamını yitirenlerin sayısı 8 bin 994. (Rakamlar Cuma gününe göre)

Almanya normalleşme sürecine geçti, bu süreçte haliyle vakalar yükselmeye devam etti. Fakat Almanya pandemi sürecinde etkili kriz yönetiminde hala dünyada üst sıralarda yer alan ülkeler arasında.

Yaz sürecinin gelmesi ve normalleşme sürecine geçilmesi ile birlikte Avrupa Birliği ülkeleri 1 Temmuz’dan itibaren 14 ülkeye sınırlarını açma kararı aldı. Türkiye’nin de gündeminde üst sıralarda yer alan bu karar merakla bekleniyordu. Bu listede Türkiye yer almadı. Buna göre Türkiye’ye gideceklere dönüşte 14 gün karantina uygulanması öngörülüyor. Bu durumda yaz tatili süreci de gelmişken Türkiye’de tatil seçeneği arka plana atılıyor. Tabii mesele turizm olunca konu sadece insanların dinlenme süreci ile değil, bilakis birebir ticari getirilerle ilgili.

Koronavirüs pandemisi ülkelerin hem iç hem de dış siyasetini önemli oranda etkiledi. AB dönem sözcülüğünü yürütecek Almanya için de kısmen durum benzer. Bu Türkiye ile ilişkilerine de yansıyor.

Acaba gerçekten durum böylemi? Almanya bu dönemi fırsat bilerek Türkiye’ye yaptırımlar da mı bulunmak istiyor?

Türkiye ile Almanya arasındaki ticaret hacmi Çavuşoğlu’nun da vurguladığına göre 36 milyar doların üzerinde. Turizm, ticaret hacmine önemli kazanımlar sunuyor.

Almanların hem iki ülke arasındaki ilişkiler, hem de tatil koşullarından dolayı rağbet ettiği bir ülke Türkiye. Tabii Almanya’daki Türkiyeliler de önemli oranda Türkiye’ye gelir bırakıyor. Dolayısıyla Almanya-Türkiye arasındaki turizm ilişkisi gelir açısından yan öğe olarak ele alınamıyor.

Bunun içindir ki Çavuşoğlu Berlin’e bir ziyaret gerçekleştirdi. Maas ve Çavuşoğlu görüşmesinde Çavuşoğlu umduğunu bulamadı. Maas aile ziyaretlerinin uyarı kapsamında olmadığını söylemekle yetindi, fakat uyarının kaldırılması konusunda yeşil ışık yakmadı.

Zira Almanya pandemi sürecinde Robert Koch Enstitüsü’nün söylemlerine göre hareket ediyor. (Türkiye de tam tersi sağlık kurulu Erdoğan’ın söylemlerine göre hareket ediyor.)

Bu karar çoğu mecrada siyasi olarak değerlendiriliyor. Nitekim Alman otomobil devi Volksvagen tesadüf olmayan bir kararla aynı süreçte Türkiye’de kurmayı planladığı fabrika inşa çalışmalarını durdurdu. Türkiye’nin Rojava’da Kürtlere yönelik düzenlediği operasyon bu projenin inşa aşamasında oldukça tartışılmıştı.

Fakat Maas tarafından dile getirilen seyahat kararının siyasi zemine yaslandığını söyleyemeyiz.

Zira Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlali Maas’ı gerçekten birinci derecede ilgilendiren bir konu değil. Türkiye’nin baskı rejimi uyarılara bile daha az konu oluyor. Bu kanıyı güçlendiren en önemli argümanlardan biri ise silah ticareti. Almanya’nın bu yıl açıklamaktan imtina ettiği silah alışverişinde Türkiye her yıl çıtayı yükseltiyor.

Almanya ticari ilişkilerini koruduğu Türkiye’ye 344 milyon 600 bin euroluk muharebe silahı sattı, ki Türkiye’nin operasyonlara devam ettiği bir süreçte ambargo söylemlerine rağmen yapılan silah satışlarından bahsediyoruz. Her açıklandığında kamuoyunun da tepkisini almasına rağmen artan bir eğriyle silah ticareti devam ediyor.

Almanya seyahat kararıyla Türkiye’ye alttan bir yaptırım mı uyguluyor? Sanırım bu iyi niyetli bir öngörü olacak.  Önümüzdeki günlerde yaşanan gelişmelerle anlaşmaların rengi gün yüzüne çıktığında bu sorunun yanıtı da netleşecek. Şimdilik öyle bir tablo görünmüyor.