DENİZ BABİR / HEILBRONN

Türk devletinin Rojava’ya yönelik işgal saldırılarına karşı yaklaşık bir aydır Avrupa’nın çeşitli kentlerinde diplomatik çalışmalar yürüten Demokratik Toplum Hareketi (TEV-DEM) Eşbaşkanı Xerîb Hiso, Rojava halkların seferberlik halinde olduğunu belirtti.

Türk işgal ve soykırım saldırısına karşı Rojava’da ve dışarıdaki direnişlerin birbirini tamamlaması gerektiğine vurgu yapan Hiso, Türk ürünlerini ve turizmini boykot kampanyasının önemine vurgu yaparak şunları belirtti: “Bazı insanlar bunu basit görebilir fakat özünde önemlidir. Türk mallarını boykot ambargo ile eşdeğerdir. Onlar bizi vuracağına biz onların ekonomisine darbe vuralım.”

TEV-DEM Eşbaşkan Hiso, boykot, Türk devletinin işgal ve soykırım saldırısı kapsamında işlediği savaş suçları ve Avrupa’da yürüttükleri diplomatik faaliyetler konusunda sorularımızı yanıtladı.

Bir süredir Avrupa’da bulunuyorsunuz. Yaptığınız görüşmelerden biraz bahsedebilir misiniz? Hangi kurumsal temaslarda bulundunuz?

Diplomatik faaliyet amaçlı Rojava’dan TEV-DEM adına bir heyet olarak geldik. Yaklaşık bir aydır Avrupa’dayız. Almanya’daki iktidar partisiyle, partisi ve sol partilerle görüşmeler yaptık. Görüşleri olumluydu, destek konusunda öneri ve müzakerelerimiz oldu. Yine Avrupa Parlamentosu’nda Êzîdîler hakkında yapılan toplantıya katıldık. O toplantıda da talep ve görüşlerimizi paylaştık. Onlar da taleplerimizi ilgili yerlere ileteceklerini, AP’de paylaşacaklarını ilettiler. Ayrıca bu süre içerisinde toplumsal çalışmalarla ilgili faaliyetler yürüttük. Hollanda’da yapılan KNK toplantısına katıldık, bunun yanı sıra halk toplantılarına ve eylemlere de katıldık.

Rojava Direnişi Avrupa ülkeleri ve toplumları üzerine büyük etki yarattı. Fakat Rojava için daha fazlası gerekiyor. Şu an ülkemizde çetin bir savaş yürütülüyor. Faşist işgalci Türk devletinin ve çetelerinin saldırılarıyla karşı karşıyayız. Tüm bu insanlık dışı saldırılar uluslararası toplum ve devletlerin gözü önünde yürütülüyor. Yaptığımız görüşmelerde özellikle ısrarla üzerinde durduğumuz konu şuydu; biz bir halkız ve haklarımız var ve halk olarak onurlu, özgür bir yaşam istiyoruz.

Bundan sonra da diplomatik görüşmelere ağırlık vermeye devam edeceğiz. Sadece Avrupa ülkeleri değil Ortadoğu ülkelerinde de diplomatik temaslarımız olacak.

Avrupa’da yaşayan Kürdistanlılar ve dostlarının eylemleri devam ediyor. Bu eylemleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şu an Kuzey Doğu Suriye Yönetimi seferberlik ilan etmiş durumda. Seferberlikteyiz. Yükümüz ağır, fakat bu sorumluluk bütün Kürtlerindir. Rojava kazanırsa tüm Kürtler kazanır. Bu gerçekliği bilen içerdeki ve dışarıdaki Kürdistanlılar, sorumluluklarını daha da artırıyor. Bu sorumluluk ruhu ile eylemlere daha güçlü katılmalıyız. Bu süreçte ne kadar alanlarda olursak o kadar baskı kurmuş oluruz. Bu nedenle içerdeki ve dışarıdaki direniş ve mücadelemiz birbirini tamamlıyor. Çok hassas bir süreçten geçiyoruz. Ülkemizde ağır bir savaş ve soykırım yaşanıyor. İçerideki ve dışarıdaki direniş birbirini tamamlamalı.

Planlamanızda bundan sonrası için ne gibi bir çalışma takvimi var, yeni bir eylem planınız var mı?

Şu an Türk ürünlerini boykot kampanyası yürütülüyor. Bazı insanlar bunu basit görebilir fakat özünde çok önemli bir tavırdır. Türk mallarının boykot edilmesi ambargo ile eşdeğerdir. Türkiye’den ticari amaçlı getirilen malların boykotuyla amacımız,  onların zarara uğratılmasıdır.  Şu an hem Güney Kürdistan’da hem de Kuzey Doğu Suriye’de bütün Türk mallarına karşı boykot uygulanıyor. Özellikle de Güney Kürdistan halkı bu konuda öncülük yaptı.

Boykot da kendi başına ekonomik bir darbedir. Bundan dolayı, Avrupa’da da aynı şey yapılabilir. Türklerin olmayan yüzlerce mağaza var, ev ihtiyaçları oradan temin edilebilir. Bu boykot kampanyası ile Türk ticaretine ne kadar zarar verebilirsek o kadar sonuç alırız. Sonuçta Türk devleti bu ticaret sonucu elde ettiği kâr ile silah alıyor ve Kürt halkına karşı kullanıyor. Onlar bizi vuracağına biz onların ekonomisine darbe vuralım. Dediğim gibi basit görülebilir, fakat “biz senin ürünlerini almıyoruz; ekmeğini, pirincini, peynirini, zeytinini almıyoruz” diyerek ekonomik bir tutum alabiliriz. Bu şekilde birçok şirketin, tüccarın iflas ettiğini göreceğiz. Yeter ki bu kampanyayı güçlü uygulayalım.

 

Kimyasal saldırının üstü örtülmesin

Türk devletinin Rojava’da kimyasal silah kullandığı ve savaş suçu işlediğini belirten Demokratik Toplum Hareketi (TEV-DEM) Eşbaşkanı Xerîb Hiso, Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası güçlere seslenerek “Kimyasal kullanıldığına inancınız yoksa, siz bir komite gönderin. Guta, Şam, Hama, Humus’ta olsaydı gönderirlerdi. Neden Kuzey-Doğu Suriye’ye göndermiyorsunuz?” diye sordu.

Tedavisine Paris’te devam edilen ve kimyasalla bedeni yanan 13 yaşındaki çocuk Mihemed için ise “Çocuğun vücudunda oluşan yanıklara neyin sebep olduğunu tespit etmişlerse, bunu kamuoyu ile paylaşmaları gerekir. Umarım üstü kapatılmaz” dedi.

Rojava’da kimyasal silahların kullanıldığına dönük birçok belge ve kanıt vardı. Avrupa’daki görüşmelerde kimyasal kullanımını gündeme getirdiniz mi?

Evet, bu konudaki görüşmelerimiz devam ediyor. Uluslararası sözleşmelerde kullanılması yasak olan silahlar var. İşgalci Türk devleti beyaz fosfor silahını Serêkanîyê’de kullandı. Birçok insanın bedeninde ağır yanıklar oluştu. Uzman ve doktorların araştırmalarında, Türk devletinin bu silahı kullandığı yönünde sonuçlar ortaya çıktı. Beyaz fosfor kullanıldığına ilişkin belgeler, görüntü ve kayıtlar birçok ilgili kuruma ve devletlere gönderildi. Basında da bu konu yoğun işlendi. Türk devleti savaş suçu işliyor, bunun bir yaptırımı olmalı. Türk devletine yaptırım uygulanılması gerektiğine dönük BM ve ilgili birçok kuruluşa çağrı yapıldı.

Bizler şunu da söyledik; eğer fosfor içeren silahların kullanıldığına ilişkin inancınız yoksa, siz bir komite gönderin, onlar da araştırmalarını yapsınlar. Maalesef göndermediler. Guta, Şam, Hama, Humus bölgesinde olmuş olsaydı gönderirlerdi. Biz de şunu soruyoruz, neden Kuzey-Doğu Suriye’ye göndermiyorsunuz? Anlaşılan o ki bu konuda sağır ve kör davranıyorlar. Türk devletinin faşist uygulamalarının, NATO’ya bağlı ordusunun barbarlığının ve çetelerle ilişkisinin deşifre olmasını istemiyorlar, korumak istiyorlar. Bizim halen bu konuya ilişkin çağrılarımız var ve diplomatik faaliyet yürütüyoruz.

Yaralananlar arasında 13 yaşındaki Muhammed de vardı. Mihemed görüntüleri geniş yankı buldu. Tedavisine Paris’te devam ediliyor. Siz tedavi sürecini takip edebildiniz mi? Kimyasal kullanımına ilişkin sonuçlar açığa çıktı mı?

Sadece Muhammed değil, onlarcası var onun durumunda olan. Bazıları da boğularak şehit düştü. Muhammed’in görüntülerine bakıldığında, bedenindeki yanıklar ve Muhammed’in attığı çığlık insanın duygularını örseliyor. Her ne kadar bizim cildiye hastalıkları konusunda uzman doktorlarımız olsa da tıbbi yetersizliklerden kaynaklı etkili olamadılar.

Günlük olarak Muhammed ile ilgilenenler var. İyileşeceğine inanıyorum fakat bu tür silahların bıraktığı derin izler ve sakatlanmalar da oluyor ne yazık ki. Eğer Muhammed’in vücudunda oluşan yanıklara neyin sebep olduğunu tespit etmişlerse, bunu kamuoyu ile paylaşmaları gerekir. Umarım üstü kapatılmaz. Çünkü fosfor konusuyla ilgili BM tarafından bir heyet Türkiye’ye gelmişti ve Türk ordusunun böyle bir suç işlemediğini söylediler. Gelip faşist bir ordunun ve onun çetelerinin görüşlerini alıp gittiler. Burada BM’nin ikiyüzlülüğünü görüyoruz, ikiyüzlü bir siyaset yürütülüyor. Anlaşılan o ki; amaç insan haklarını korumak değil. Şayet öyle olsaydı sadece Türkiye’ye heyet gönderip ordan edindiği sonuçlarla açıklama yapmazdı. Kuzey Doğu Suriye’ye de heyet gönderir, ordaki sonuçlara bakar, yaralanan insanları da dinlerdi. Olayın gerçekleştiği yerden ve yaralanan kişilerden örnek alarak incelerdi. Fakat böyle yapılmadı.

Cenevre’de Suriye Anayasası tartışmaları Kürtlerin temsiliyeti olmadan yürütülüyor? Bu biçimde Suriye için bir çözüm yaratmak mümkün mü?

Cenevre’de sadece Kürt halkının değil Kuzey ve Doğu Suriye’nin  iradesi yok. Suriye hükümeti ve muhalefetinin yanısıra sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinden oluşan 150 üye toplantıya katılıyor. Biz Kürtleri de geçin, Suriye’nin yüzde 33’ü özgürleştirilmiş ve bu topraklar Özerk Yönetim tarafından yönetiliyor. Anlamak için soruyorum; muhalefet yüzde kaçını yönetiyor, hiçbir payı, etkisi yok. Varsa da Türk devletinin işgal ettiği yerlerdir. Çeşitli ülkelerden ‘İslam Devleti’ kurmak için gelenler muhalefet olamaz. Neden biz yokuz? Açıklamalılar. İki Kürt’ü götürmüşler, bunlar Nusra Cephesi ve DAİŞ’in bulunduğu bölgenin temsilciliğini yapıyorlar. Avrupa, BM’de temsilimiz için baskı yapmalı, işgal ve talanın önüne geçilmesi için bizim de müzakerede yerimizi almamız gerekir. Bizim komiteye katılmamız irademizin kabul edilmesi anlamına gelir. Biz Suriye’deyiz ve toprağımızı savunduk, Suriye’nin bölünmesini engelledik, bunun için ağır bedeller ödedik. Çeteler Suriye’yi parçaladı, Türk işgalciliğini getirdi. Rejim onlarla görüşüyor bizimle görüşmemeyi kendine layık görüyor. Görüşmelerimizde bizim de komisyona dahil olmamız için baskı uygulamalarını istedik.