ŞAHİN BOZLAR / FRANKFURT
Almanya’nın Frankfurt kentinde Rosa Lüksemburg Vakfı tarafından “Türkiye’yi sınıf temelinde anlamak ve değiştirmek” başlıklı bir çalıştay gerçekleştirildi. Frankfurt Halkevi’nde hafta sonu gerçekleştirilen çalıştaya Frankfurt Halkevi ve FİDEF Hessen de katkı sundu.
Cumartesi günü gerçekleştirilen üç oturumdan ilki olan “Türkeyi anlamak ve değiştirmek” başlıklı oturumun moderatörlüğünü Hessen Rosa Lüksemburg Vakfı’ndan Murat Çakır yaptı. Türkiye’nin siyasal ve ekonomik durumunu kısaca değerlendirerek 31 Mart seçimlerine dikkat çeken Çakır, “Seçim sonuçları, gerici-faşist ittifakın geriye püskürtülebileceği, AKP-Saray rejimine darbe indirilmesinin olanaklı olacağını göstermeleri açısından anlamlıdır” dedi ve bu seçim sonucunda HDP’nin büyük katkısı olduğunun altını çizdi. Ortak mücadelenin önemine vurgu yapan Çakır, “Gerici- faşist iktidara karşı en geniş demokratik muhalefet çevreleri ve toplumsal katmanları kapsayan bir halk cephesi gerekliliği kendisini dayatmaktadır” diye konuştu.
Sermaye siyasallaştı
Prof. Dr. Mehmet Türkay, “AKP Dönemini Sermaye Birikiminin Tarihselliğinde anlamak” başlığıyla bir sunum yaptı. Olayları kendi tarihselliği ve yapısı içerisinde değerlendirmek gerektiğini belirterek, AKP’nin temel iki referansa dayandığını belirten Türkay, birincisinin Demokrat Parti (DP) dönemi, ikincisinin ise 12 Eylül Anayasası olduğunu ifade etti. “Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde nelerin devamlılık arz ettiğine bakmak gerek” diyen Türkay, Ermenilerin ile Rumlara yönelik tehcir ve katliam ile Kürtlere karşı girişilen savaşa dikkat çekti.
Uluslararasılaşan sermayenin TÜSİAD ve MÜSİAD ile kurumlaştığına işaret eden Prof. Dr. Mehmet Türkay, giderek palazlanan MÜSİAD’ın ardından AKP’nin olduğunu, bunların tesadüfü olmadığını, sermeyenin kurumsallaşarak siyasallaştığını dile getirdi. Türkay, AKP’nin liberal fikirleri dini referansıyla birleştirip, Kürtlere ve muhaliflere karşı kendi tabanını konsolide ettiğini söyledi.
Emek, çevre dönüşümü
Çalıştayın ikinci oturumu ise “Emek-Çevre-Devletin Dönüşümü” başlığıyla yapıldı. Moderatörlüğünü Dr. Tolga Tören’in yaptığı oturumda HDP 25. dönem Milletvekili Prof Dr. Beyza Üstün “AKP Türkiyesinde ekoloji ve emek mücadelesi”, Birleşik Metal İş Sendikası Toplu Sözleşme Uzmanı/ HDK Yürütme Kurulu Üyesi İrfan Kaygısız “AKP’li yıllarda emek hareketinin genel durumu”, Prof.Dr. Atilla Göktürk “AKP döneminde Türkiye’de kamunun dönüşümü” üzerine, Prof. Dr. Gülhan Türkay ise “Barış Akademisyenlerinin dava süreçleri” üzerine sunum yaptı.
İlk sunumu yapan İrfan Kaygısız, Türkiye kapitalizminin 2001 yılında yeni bir sürece başladığını, ikinci dönüşümün ise 2008 yılında geliştiğini söyledi. Mali kriz döneminde her ne kadar AKP ‘kriz bizi teğet geçti’ dese de Türkiye’de yaşayanların bunun böyle olmadığını bildiğini ifade eden Kaygısız, “Türkiye 1980’de emperyal kapitalist sistemde yer alırken 2008 yılında krizle birlikte yeni bir eklemlenmeyle sistemde yerini almaya başladı” dedi.
Su metalaştı, devlet tekelleşti
Prof. Dr. Beyza Üstün ise Türkiye ve Kürdistan’da ekolojik tahribatlara dikkat çekerek, 2003 yılından sonra suyun tamamen ticarileştiğini sadece derelerin ticarileşmediğini su havzalarının da buna dahil edildiğine dikkat çekti. Buna karşı ise “Halk sınıfsal olarak tepki gösterdi ama örgütlü değildi” diyen Üstün, oluşan bir çok platformun suyu koruma altına almaya çalıştığını ama yeterince destek görmediğini dile getirdi. Hasankeyf’i örnek veren Prof. Dr. Beyza Üstün, burada halkın desteğinin olmadığını, oluşan platformun da sadece uluslararası alanda tanıtımla sınırlı kaldığını belirtti. Sur ve Cizre gibi kentlerin yıkımına da dikkat çeken Üstün, bu sürecin Hevsel Bahçeleri’ne saldırılarıyla başladığına işaret etti.
Prof.Dr. Atilla Göktürk ise “Bir devlet şeması vardı ama bu devlet değişti. Biz hala tanımlamalarımızı eski devlete göre yapıyoruz” diyerek, 1982 Anayası’nın 17 defa değiştiğini ve bu değişikliklerle devletin de değiştiğini söyledi. Türk Cumhurbaşkanının çok büyük bir gücü eline aldığını ve bu gücün tek elde merkezileştiğini ifade etti. 2017’de anayasasının değiştirilmesiyle başkanlık sisteminin getirildiğini hatırlatan Göktürk, “AKP demeden bir şey olmuyor bakanlıklarda” dedi.
Yeterince sahiplenilmiyor
Prof. Dr. Gülhan Türkay ise KHK’li akademisyenlerin durumuna ilişkin sunum yaptı. Akademisyenlerin KHK ile ihraç edilme süreçlerinin “Barış Bildirisi”ne imza atmalarıyla başladığını söyledi. Akademisyenler hakkında görülen davalara işaret ederek yeterince sahiplenilmediklerini vurgulayan Prof. Dr. Gülhan Türkay, bazılarının Avrupa’ya çıkmak zorunda kaldığını ama büyük bir kesimin hala ülkede olduğunu hatırlattı. KHK ile mağdur edilen akademisyenlerin dayanışma örgütleri kurarak çalışma ve yaşamlarına dair çabalarının olduğunu belirten Türkay, KHK’lı akademisyenlerin dayanışma akademilerinde öğretim görevlerine devam ettiklerini söyledi.
Ortak mücadele şart
Üçüncü oturum da ise “Ne yapmalı-Nasıl yapmalı” başlığıyla Türkiye Sosyalist Hareketi Avrupa Bileşenleri birer sunum yaptı. Sunum yapanlar arasında HDP milletvekili Musa Piroğlu, ATİK adına Süleyman Gürcan, Barikat Dergisi adına Hasan Demir, FİDEF adına Kemal Kıran ile SYKP Avrupa Temsilcisi Tuncay Yılmaz vardı.
Yapılan sunumlarda Türkiye’de kapitalist sisteminin son durumu ve etkileri ile buna karşı verilen mücadele ele alındı. Sunumların ortak noktası Kürt Hareketi olmadan Türkiye’de güçlü bir mücadelenin olamayacağı ve güçlü bir devrimci mücadelenin gelişebilmesi için tüm kesimlerin kendi eksiklerini de görerek ortak mücadeleyi örgütlemesi oldu.
O iş karişuk
Cumartesi yapılan sunumlardan sonra ise Sezai Sarıoğlu ve Şenal Morgül “O iş karişuk” isimli programda şiirler okudu, şarkılar seslendirdi.
Bilgi ekmek su kadar hayati
Çalıştayın son günü olan dün ise gazeteci, yazar ve yönetmen Ertuğrul Mavioğlu “Bir iktidar alanı olarak Türkiye’de medya ve alternatifleri” başlığıyla bir sunum yaptı. Mavioğlu Türkiye’de basının durumunu şöyle özetledi: “En büyük dert bilgiye ve habere ulaşamamaktır. Bu ekmek su kadar hayatidir. Bunun nedeni ise medyanın iktidarın elinde olmasıdır.”