Gezi Parkı’nda ağaçları kestirmemek için başlayan direnişin dört bir yana bir isyan olarak yayılacağını ne devlet, ne kesilmesin diye ağaçlara sarılan direnişçiler biliyorlardı.

Onca toplumsal sorun ve savaş yaşanırken, "kardeşi" Kürtler bu savaşa karşı otuz yıldır teyakkuz halindeyken ve kendi üzerindeki devlet baskısı gün be gün arttığı halde, yerinden kıpraşmakla kıpraşmamak arasında kararsız kalan batılı toplumsal muhalefetin üzerindeki ölü toprağını, bu hareketin kaldırıp atacağını da kimse tahmin edemezdi.  Hele, 80 sonrasının "apolitik", "bireyci" bilinen gençliğinin bırakın bu isyanı büyüteceği, katılması bile sürprizdi. Bu gençliğin bu derece politik üretimde bulunacağını, komün bir yaşamı örgütleyebileceğini de kimse tahmin etmemişti.
Ne istediğini bilmediği, ucunda para olan kariyer hırsının dışında hiçbir şeye sarılmayacağı varsayılan gençliğin geceyi direniş çadırında geçirip, sabah çadır girişine astığı takım elbisesini giyinip işine gideceğini söylese birisi, "hangi filmi anlatıyorsun?" denirdi herhalde.
Birbirine güven duygusundaki aşınmanın toplumsal bir sorun halini aldığı, toplumsal dayanışmanın artık mümkün olamayacağı varsayılırken, bu gün 18 gündür devam eden Gezi eylemlerinde güven ve dayanışma üzerine yazılan müthiş hikayeyi de. Katılımcı demokrasi, hoşgörü, barış içinde yaşama, farklılıklarımızla aynı amaca odaklanma, birlikte dövüşme, birlikte eğlenme pratiğinin şaşırtıcı başarısını da.
Daha pek çok şey var bu hareketten doğan ve uzunca yıllar üzerinde konuşulacak ya da tartışılacak.
Kısaca anlatmak bu harekete haksızlık olur ama kısaca bilinç geliştirme, öğrenme, örgütlenme, propaganda, ajitasyon, dayanışma, mücadele etme, yılgınlık yada mücadele azmi, umut yada umutsuzluk, toplumsal dayanışma ve daha pek çok konuda devletin, toplumun, siyasetin, ideolojilerin pek çok ezberine Fatiha okuttu diyebiliriz rahatlıkla. Onlarca yıllık ve başarılı sonuçlar alan bir halk hareketinin sahibi olarak bu tabloya en az şaşıranlar Kürtler oldu zannımca. Beri yandan, Kürt Özgürlük Mücadelesi de bu isyandan hem öğrendi hem öğretti.
Örneğin Gezi’den yayılan bu kalkışmasının başarıya ulaşabileceği duygusunu, "reddettiği" Kürtlerin başarı pratiğinden aldı halk. Ceberut devlete karşı kararlılığın ve azmin zaferini önce buradan gördü.
Kürtler de Türkler de, barış ve demokrasinin devleti aşan toplumsal yaşam boyutunun küçük de olsa pratiğini bu alanlarda tecrübe etti. PKK bayrakları, Abdullah Öcalan posterleri, Kürtçe müzikleri ile de, bir arada yaşamaya karar verdiği toplumun bir parçası olabileceğini, kabul görebileceğini hissetti Kürtler.
Türk bayrağının anlamı ve sahibi değişti toplum nezdinde. Faşist devlet uygulamaları ve ırkçılığın sembolü, özellikle Kürtlere karşı bir saldırı ve tehdit aracı olarak kullanılan Türk bayrağı, içinde halen şoven yaklaşımlar barındırmakla birlikte "Faşizme karşı omuz omuza" sloganını şevkle haykıran laik Cumhuriyetçilerin, AKP’ye karşı kimlik göstergesi haline geldi bu eylemlerde… Bayrak devletlikten çıkıp halk oldu ilk defa.Elinde BDP flaması taşıyan BDP’li gencin, yine elinde Atatürklü Türk bayrağı taşıyan genç kızı kolundan kavrayarak polisin saldırısından kurtarmasına şahitlik eden fotoğrafı görmüşsünüzdür.  
Evet, kavganın, mücadelenin, paylaşımın, dayanışmanın, barışın, demokrasinin, geleceğe dair umutların besi yeri oldu Gezi direnişi ve oradan yayılan isyan. Devleti acz içine soktu, karşısında küçülttü. Kürtüyle Türküyle hep birlikte ve canı pahasına, kul olmaya itiraz oldu. Çok şey öğretti, yeniden dizilmek üzere çok ezber bozdu. Nereye evirilecek bilmiyoruz ama "halklar kazandı, devlet kaybetti" diyebiliriz şimdiden.