AKP, CHP, MHP ve Cemaat arasındaki kavgaları izliyorsunuz. Bunlar ne anlama geliyor? Bakalım:  

Barış ve çözüm geldiğinde, “Türk tarafı” ve “Kürt tarafı” ortadan kalkacak. İkiden çok daha fazla özne ortaya çıkacak.
Ama gerçek böyle değil. Henüz Türkiye o aşamaya gelmedi. Gelmeye çalışsa da, daha uzun bir yol var.
Barış süreci sürüyor, doğru. Gerillalar “sorunsuz” çekiliyor, o da doğru.
Ama henüz “barış” gelmedi. Gerçi “çatışmasızlık” durumu var. Var da, askeri terimlerle konuşulduğunda, “çatışmasızlık” ya da “ateşkes” savaşın “nihayete” erdiğini değil, “müsademenin durduğunu” gösteriyor.
Hülasa, şu anda Türkiye’de “savaş hali” devam ediyor. Barış hala uzakta. Birinci aşamadan sonra, ikinci aşama ve üçüncü aşamayla birlikte “normalleşme” gerçekleşecek. Yani çözüm.  Ama henüz bu noktadan uzağız. “Normalleşme” durumu yok. Barış durumu bile yok. Savaş hali berdevam. O nedenle Türkiye’de şu anda “iki taraf” var; “Türk tarafı” ve “Kürt tarafı”…
Meseleyi böyle koymanın pratik sonucu var. Kürt sorununda durumu anlamak için, yalnız Hükümetin yapıp ettiğine bakmak, onun “samimi mi, tuzakçı mı?” olduğunu tartışmak yetmez.
“Kürt tarafı” açısından, bana sorarsanız eğer, bir bütün olarak “Türk tarafı”nın durumuna bakmak biricik sağlıklı yaklaşımdır.
Kürt sorununun çözüm aşamasında olduğumuz şu tarihsel kesitte, “Türk tarafının” durumu nedir? Ve “Kürt tarafının” durumu nedir? Sağlıklı bir öngörü ya da tahmin, ancak bu özgün kıyaslamayla yapılabilir.
“Kürt tarafı” PKK Önderi Öcalan’ın başlattığı sürecin arkasında “toplanmıştır”, “birleşmiştir”. Fırat’ın Doğusunda görev yapan Akil İnsanlar, Kuzey Kürdistan’da “süreçle” ilgili tam bir destek olduğunu anlatıyorlar. Bölgedeki bütün farklı siyasi gruplar bu konuda tam bir mutabakat içinde. Kürtlerin ulusal demokratik birliği tarihin şahit olduğu en yüksek düzeyde. Yalnız bu değil; bölgedeki bütün azınlıklar da Kürtlerle birlikte. Ermeniler, Asuriler, Keldaniler… Bütün dinler. Bütün mezhepler.
“Kürt tarafının” durumu böyle.
“Türk tarafının” durumu nasıl?
Berbat… “Türk tarafının” durumu, Kürtler için en küçük bir “güven duygusuna” izin vermeyecek kadar berbat. “Türk tarafı“ paramparça… Bu “demokratik çoğulculuğun” “parçalılığı” değil. “Düşmanlaşma”… Barış süreci konusunda Türkler arasında birlik yok. Tam tersine, Türkler bu konuda birbirlerinin gırtlağına sarılıyorlar. Suriye siyaseti Türkleri birbirine düşman hale getirdi. Türkler Rus, Çin, İran ekseni ile ABD, AB, İsrail ekseni arasında bölündü. Polis MİT’le, ordu hepsiyle kavgalı. Cemaat başka telden çalmakta. (“Birden çok PKK var” diyenlerin kulakları çınlasın…)
Kamuoyu yoklamaları her ne kadar Türklerin çoğunluğunun barış sürecini desteklediğini gösteriyor olsa da, “Türk tarafının” içinde bulunduğu durum, barış süreciyle ilgili muazzam bir belirsizliğe yol açıyor.   
“Türklerin silkinip, kendine gelmesi” gerekiyor. En önce, Türk kamuoyunu, barış süreci ve Kürtlerin “niyeti” konusunda aydınlatmak şart. Onlar kendi durumlarını görüyorlar. İç kavgalarının onları ne kadar zayıflattığını, Reyhanlı’da olduğu gibi kanlı provokasyonlara açık hale getirdiğini fark ediyorlar. Anlamadıkları, Öcalan’ın ve PKK’nin, onlara karşı “fırsatçı” bir tavırdan kaçınmış olduğu. Türkleri, böylesine zayıf haldeyken “vurmak” yerine, onlarla “uzlaşma” yoluna gittiği. Bunun çok büyük bir “şans” yarattığı…
Türklerin Kürtlerle değil, her şeyden önce, kendi “ulusal menfaatleri” açısından, kendi aralarında birleşmesi gerekiyor. “Kürt tarafı”, “sınıf menfaatleri” açısından değil, “barış” açısından kendi içinde “ulusal demokratik” birliğini kurdu. “Türk tarafı” da, “sınıf menfaatleri” açısından değil, ama “barış” açısından “ulusal demokratik” bir mutabakata varmak zorunda.
Çünkü “Türk tarafın”ın içinde bulunduğu tehlikeli “bölünmüşlük”, barış sürecini tehdit ediyor. “Kürt tarafı“, yalnızca Hükümetin demokratik reformlar konusundaki şüpheli tutumundan değil, “Türk tarafının” barış sürecini havaya uçuracak “düşmanlaşma” durumundan dolayı büyük kaygı duyuyor.
O nedenle, “savaş hali” nedeniyle “Türk tarafı”nın hala “hasmı” durumunda olsa bile, “Kürt tarafı“ Türklerin barış konusunda “ulusal, demokratik mutabakat” temelinde “birleşmesini” istiyor.
Yani şu perişan halden istifade etmediği gibi, bu perişanlığın sona ermesini istiyor.
Siz ne istiyorsunuz?