
Türkiye’nin farklı coğrafyalarından 11 türküyü arp ile dinleyicilerle buluşturan Elişi’nin ilk konseri 15 Eylül’de Antep’te olacak. Şirin Pancaroğlu ve Meriç Dönük’ün Elişi’nin ikinci albümünde ise Kürtçe şarkılar arp ile icra edilmiş olarak dinleyiciye sunulacak. Şimdilerde Antep’teki konserin heyecanı içinde olan Pancaroğlu, Kürt illerine gitmeyi çok gitmek istediklerini belirtti. Pancaroğlu ile Elişi üzerine konuştuk.
Türküleri arp gibi klasik müzik enstrümanı ile icra etmek nereden aklınıza geldi?
Kalan Müzik’ten yaklaşık 13 yıl önce yerel müzikleri arple çalmam yönünde bir öneri gelmişti. Ancak, bir türlü bu konuda kendimi hazır hissetmiyordum. Çünkü, yerel müziklerde neler yapılıyordu, dinlemişliğim yoktu. Klasik batı müziği çalışmış insanlar farklı işler yaptıklarında ortaya beklenen ürün çıkmayabiliyor. Dolayısıyla büyük tuzaklar vardı. Hani klişe bir şey sunmak olacaktı. Bunu da yapmak istemediğim için zamana direnip arka plana attım. Arpın yerel müzik türüyle buluşması aynı zamanda Türkiye’de yaygınlaşması açısından arpin bilinirliği de arttırabilirdi. Bu bizim Arp Sanat Derneği’nin de vizyonu. Bu nedenle zaman içinde bize çok daha önemli geldi. 13 yıl sonra kendimi bir hazır hissettim be albümde yer alan diğer arpist Meriç Dönük ile albüm için kolları sıvadık. Derneğin vizyonu ve Kalan Müzik’e verdiğim 13 yıllık sözüm de olunca bu albüm ortaya çıktı.
Arp gibi klasik müzik kanyaklı bir enstrümanla türkülerin düzenlemelerini yapmak zor oldu mu?
Albüm için çalışmaya başladıktan sonra uzun bir düşünme evresi ve kısa bir kayıt evresi geçirdik. Çok uzun düşündük. Çünkü eserlere yaklaşım çok önemliydi. Halk müziğinden gelen insanlar batı müziği gibi çalıyorlar. Herkes değil tabi özgür şekilde çalan çok değerli müzisyenler var. Biz de halk müziği kökenden gelmediğimiz için tam olarak öyle bilinen klasik anlamda çalamıyoruz. Hatta kulağımızda başka müzikler de var. Bu nedenle harmanlayıp samimi olan bir şey yapalım istedik. Son derece çetin bir konu. Yapılmış bir şey ama genelde bir tarz baskın çıkıyor, arada renk olarak bir bunu bir şunu duyuyoruz. O zaman hiçbir şeyi dışarıda bırakamamak istedik. Türler harmanı oda son derece çetrefilli bir konu genelde o tarzlardan bir tanesine saplanıp duruyorlar, biz daha organik şekilde bağlamaya çalıştık. Bu ezgisel bir müzik bunları batılı müziklerde olduğu gibi akor yaparak boğmamak gerekiyor. ‘Ezgi ve ritimin ön planda olduğu bir müzik yapacağız. O an içimizden ne geliyorsa koyabiliriz’ dedik Meriç’le. Dolayısıyla ezgi müziklerindeki o yalınlık müziğin o cazibesinden ödün vermeden yapmak gerekiyordu.
Evet albümde Jarrod Cagwin’i de duyuyoruz.
İki arpin çıkardığı bütünlük var ama ritimsiz olmayacaktı. İstanbul’da yaşayan ve Ortadoğu perküsyonunda çok değerli bir sanatçı olan Jarrod Cagwin’e albümde bizimle çalışmasını teklif ettik. Kabul etti. O da kendi kimliğiyle katıldı. O’da müthiş bir bakış açısı kattı başladık.
Albümde kaç eser var ve bu parçaları nasıl seçtiniz?
Aslında içinde 7 türkü ve 3 tane de enstrümantal parça var, bir tane de Azeri parça. Anadolu’dan çıkmış bir ezgi ama tarz olarak, Azeri bir müzik. Çok müzik dinledik ve arpa uygun olanları seçmeye çalıştık. Arpin diline uygun olanları seçmeye çalıştık. Her şeyi her enstrümanla çalamıyorsun bağlama ile çalabilirin ama arpla ilgili bunu yapamıyorsun sınırları var iyi konuştukları alanlar var. Geçişlerine dikkat ettik. Mesela neşeli parçalar, ağıt türünde, güldüren ezgiler böyle dinamikleri işledik.
Albüme Elişi ismini vermek nereden aklınıza geldi?
Elişi, Meriç’in yakıştırması. Yazılı olmayan müziklerden ağırlıklı olarak Meriç yaptı. Genel konsepti ben belirlerken o bir miktar dinliyor o ilk başta daha haşır neşir oldu erken bir zamanda, sonra albümün adı ‘Elişi olsun mu’ dedi. Anadolu ile ilgili hem bizim sanatlarımızla ilgili göndermeler yapıyor. El işi bir kadın emeği biz de albümü taşıyan 2 kadınız. Bizim müziğimiz de kadın emeği. Şehirliyiz arp çalıyoruz ama bu da kadın emeği sonuçta. El işi, el emeği, göz nuru. Arp çalmak hakikaten bir elişi. Biz müziklere incelikle yaklaştık ve bir elişi inceliğinde işledik ve elişi gibi rengârenk bir albüm ortaya çıkardık.
Albümün ilk konseri ne zaman ve nerede olacak?
İlk konser 15 Eylül’de Antep’te. Talep oradan geldiği için yoksa ben her talebe açığım, gitmek istiyorum. Kürt illerine gitmek çok isterim, oradaki insanların neyi sevebileceğini yönünde bir takım önyargılar var diye düşünüyorum. Biz ulaşmaya çalıştık fakat yanlış kanallarla yaptığımız için sonuç alamadık diye düşünüyoruz. Antep Belediyesi Kültür Müdürü Sema Marangoz onlar çok istediler. Çağırdılar ve gidiyoruz. Dilerim bu başlangıç olur ve tüm Anadolu’yu gezeriz. Elişi projeleri oralarda çalabilmemiz lazım. Kürt illerine gitmeyi çok gitmek istiyoruz, çağırsınlar biz ordayız, bunu ne kadar daha yüksek sesle söylemek gerekir bilmiyorum, ama Antep’e gideceğiz keşke diğer yerlere gitsek. Antep bize bir kapı açabilir diye düşünüyorum.
Elişi’nin Türkiye’deki dinleyici profiline pek hitap etmediğini mi düşünüyorsunuz?
Müzik piyasasında en büyük yanılgı organizatörlerin neyin tutacağına dair bir takım fikirleri var. Bazıları doğru ama hepsi doğru değil, aynı şeyi vere vere insanlara, insanlar yenilik-değişiklik arıyor. Hiçbir zaman dinleyiciyi azımsamamak gerekir ne sahnedeki müzisyen ne organizatörler dinleyiciyi azımsamamalı. Organizatörlerin işi amacı insanlara sevdiği şeyi vermek olmalı ama tabii ki daha fazlasını bunda bir payı olması gerekir. İşte o zaman doğru bir iş yapmış olursunuz yani kozmik olarak daha doğru bir iş yapmış olursunuz. Bazı şeyler çok yerleşmiş, ucuzlamış. Kendileri de ucuzladı müzikleri de ucuzladı yeni bir şey bulmuyor dinleyici. Her zaman yeni bir şey aramasına gerek yok aslında dinleyicinin biz farklı pencerelerden sunabilmeliyiz.
İkinci albümü düşünüyor musunuz?
Evet düşünüyoruz. Bir Kürtçe parça çalmayı çok isterim albüm için düşündüğümüz Elgajiye adında bir Tunceli parçası vardı Erkan Oğur ile yapacaktık. Çok güzel bir parça, ancak Oğur çok hastalandı bu nedenle yapamadık. Ama 2. albüm de olacak. Konserlerde de mutlaka Kürtçe şarkılara yer vereceğiz.
‘Müzik kendi içinde çok melez’
Gittikçe muhafazakar topluma dönüştük. Bir anlamda şaşırtıcı değil ama çok kınanması gereken şeyler kötü şeyler ama galiba ‘biz kimiz’ hiç kimse bilmiyor. Artık bütün olarak kimiz, gücümüz nedir müzikal gücümüz renklerin toplumların farklı kültürlerdeki insanların bir araya gelişindeki gücün farkında değiller. Bu da endişe verici bir şey, hele ki Aynur gibi bir insanın bu muameleye maruz kalması çok üzücü. Evet, kesinlikle tek tipleştirici bir durum var, ama bu maya ne kadar tutar? Bir miktar tutmuş ama nereye kadar devam eder tutmamış işte. Müzik bir ayna. Başka bir şeylerin tamamen aynası. Müzikte olan şeylerle baktığınızda bütün toplumu gözlemek mümkün. Kardeş Türküler’e yapılan da çok hazin. Son 20 yılın çok önemli bir grubu. Onlara yapılan olay İstanbul’da olmadığı için olay bütün medyaya yansımamıştır. Müziğin sesini bu şekilde kısamazsın. Her zaman insanlar inandığı dilde şarkılar söyleyecek müzik yapacak işte kötü yanı insan bir daha sahneye çıkarken düşünecek eminim yaralar olacaktır. Birileri bir şeyler fırlatır mı bıçaklanır mıyım gibi acayip şeyler düşünmemize neden olur bu davranışlar.
Son olarak sizin eklemek istedikleriniz nelerdir?
Bu albümün örnek olmaya çalışan bir tavrı var. Herkesin kulağı kapalı. Türkiyeli ve batılı müzisyenler arasındaki çekişmelerin müziği daralttığını düşünüyorum. Bu albüm ne kadar iyi işler çıkarılabiliniyor onun göstergesi. Müziğe önyargılı bakılmadığında ne kadar çok yeni işler çıkacağını öğrendim. Bu değişiklik Türkiye’de ki iklim için ne kadar farklı bir durum yeni bir renk yeni bir bakış açısı bu yenilik. Sınırların farklılıkların ötekileştirilmelerin falan artık olmaması gerekiyor. Tüm kültürler büyük bir havuzun içerisinde yüzebilsin çünkü müzik gerçekten böyle bir şey. Müzik kendi içinde çok melez. Her zaman öyle olmuştur, müzik gezgindir ve yanına gezerken de gittiği yerlerden parçalar alarak gider. İnsanlardan daha gezgin ruhu gezgin. Küçük kutulara hapsetmek olacak şey değil, farklı müziklerin bir araya gelişini kucaklamak gerekiyor tam da bunun zamanı.
EVRİM KEPENEK - DİHA/İSTANBUL