Geçtiğimiz hafta AKP planını kısmen deşifre etmeye çalışmıştık. Özetlersek; AKP’nin 2023 hedefini gerçekleştirebilmesi için 2013 ve 2014’ün fazla çatışmalı olmadan geçmesine ihtiyacı olduğunu ifade etmiştik. Böylece yerel seçimleri ve Cumhurbaşkanı seçimini kazanmayı, buna bir de yeni anayasa yapımını ekleyebilse, o zaman AKP’nin 2023’e ulaşacak bir iktidarı garantilemeyi hedeflediğini ortaya koymuştuk.

Belliki AKP’yi böyle bir sürece adım atmaya zorlayanın, bir bakıma 2023 hedefine ulaşmak için bir ateşkes veya çatışmasızlık ortamına duyduğu ihtiyaç olmuştur. Ancak PKK Lideri’nin Amed’deki Newroz meydanında ve milyonların huzurunda dile getirdiği “Sınır dışına çekileme aşamasına gelinmiştir” çağrısı, AKP’nin ciddi bir hazırlığının ve planının olmadığını açığa çıkarmıştır.
Kuşkusuz bu yargıya, AKP’nin sürece ilişkin söz ve davranışta sergilediği tutarsızlık sonucu varılmaktadır. Kürt sorunu gibi devasa bir sorunun demokratik siyasal çözümü, ancak tutarlı bir söz ve eylem birlikteliği ile sağlanabilir. Sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi açısından tutarlılık son derece önem taşımaktadır. Üstünkörü, yüzeysel, pragmatist yaklaşımların Kürt sorununu çözmek şurada kalsın, daha da derinleştirdiği yakın tarihimizden çıkarmamız gereken en önemli derslerden biridir.
Kürt cephesini gözlemlediğimizde, PKK Lideri’nin geliştirmeye çalıştığı siyasal mücadele hamlesi çağrısına kuşkuya yer bırakmayacak düzeyde bir sahiplenmenin olduğu rahtlıkla ifade edilebilir. On günü aşkın süren 8 Mart kutlamalarında Kürt kadınlarının sergilediği tutum ardından, 21 Mart günü başta Amed olmak üzere milyonların katılımıyla gerçekleşen Newroz kutlamaları tam bir referandum havasında geçmiştir. Son olarak 4 Nisan günü Halfeti ve Amara’da bir araya gelen onbinler aynı tutarlı tutumun en anlamlı halkalarından birini daha oluşturmuştur.
Aynı tutarlı yaklaşımı KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı’nın açıklamalarında da görmek mümkündür. Bir iyi niyet adımı olarak gözaltında tuttuğu 8 devlet memuru herhangi bir pazarlık konusu yapılmadan serbest bırakılmıştır. Ardından 23 Mart günü resmen ateşkes ilan edilerek yeni sürecin sağlıklı gelişebilmesine güçlü bir zemin sunulmuştur. PKK Lideri’nin Kandil, Avrupa ve BDP’ye gönderdiği mektuplara en kısa sürede gereken cevaplar verilmiş, üzerlerine düşeni yapmaya hazır olduklarını kamuoyuna deklere etmişlerdir.
Kürtlerle dost çevreler açısından ise, başta siyasal konjonktürü yeterli tahlil edememekten kaynaklı kaygılar dile getirilmiştir. Kürtler, dile getirilen kaygıları ciddiyetle değerlendirdiklerini, anlamlı ve değerli bulduklarını ifade etmişlerdir. Ancak Kürt halkının süreci başarıyla geliştireceğine duydukları güven ile PKK Lideri’nin geliştirdiği yeni demokratik siyasal mücadele hamlesine tam destek sunmaktan geri durmamışlardır.
Diğer yandan, içte ve dışta birçok değişik çevreden ve ezilen halklardan gelen sürece destek açıklamaları, PKK Lideri’nin geliştirdiği yeni siyasal mücadele hamlesinin ne denli güçlü bir kamuoyu desteğine sahip olduğunu göstermektedir.
AKP ve hükümet kanadından ise aynı tutarlı yaklaşımı görmek zordur. Bir yandan bedeli ne olursa olsun sürecin ilerletileceği yönünde kararlılık beyanları verilmektedir. Bunun en çarpıcı ifadesi ise Başbakan’ın “Gerekirse baldıran zehiri bile olsa içeriz” yönündeki açıklaması olmuştur. PKK Lideri’nin arkasındaki güçlü kamuoyu desteği, en azından görüldüğü kadarıyla AKP ve hükümet sözcülerini bu yönlü umut yaratan açıklamalar yapmak zorunda bırakmaktadır.
Ancak AKP ve hükümet kanadı dikkatle gözlemlendiğinde, söz ve eylem bakımından aynı tutarlılığı göremiyoruz. Sarf edilen sözlere denk pratik bir yaklaşımın henüz gelişmemiş olması toplumda tedirginliğin sürmesine neden oluyor. Dahası AKP’nin “Çözüm süreci” olarak adlandırdığı yeni süreçte, çözülmesi amaçlanan şeyin Kürt sorununun demokratik siyasal çözümü mü, yoksa PKK’nin çözülmesi mi olduğu gerçeği bile henüz bir netlik kazanmış değildir.
Başbakan’ın “Silahlarını bırakıp çıkıp gitsinler”, “Nasıl geldilerse öyle gitsinler” türündeki açıklamaları, basına yansıdığı kadarıyla askeri hareketliliğin sürmesi, sorunu siyaset kurumunun dışında tutma çabaları, değişik yöntemlerle defalarca denenmesine rağmen sorunu daha da derinleştirmekten öteye bir sonuç vermeyen “Etkin pişmanlık yasası”nın gündeme getirilmesi, PKK’nin silahlı güçleri için “Eyleme katılan, katılmayan” türünden bir ayrımın yapılmaya çalışılması yaklaşımları, AKP’nin sürece ilişkin kararlılık ve umut veren açıklamalarına karşılık ne kadar tutarlı olduğu konusunda kuşkuya yer açmaktadır.
Özellikle de sorunun siyasal alana taşırılmasından duyulan korku süreci zorlamakta, ağır ilerlemesine yol açmaktadır. Açık ki bu durum sürecin provoke edilebilmesine de ciddi bir zemin oluşturmaktadır. Bu durumdan da en fazla MHP’nin yararlandığı göze çarpmaktadır. Son süreçte Kürtlere yönelik gelişen ırkçı faşist saldırılar zeminini bu gerçeklikten almaktadır.
Diğer yandan CHP’nin sergilediği duruş tam bir tutarsızlık örneği oluşturmaktadır. İlk başta sorunun meclis gündemine taşırılması yönünde açıklamalarda bulunan CHP, bu konuda söz ve karar sahibi kurumun siyaset kurumu olan meclis olduğu konusunda AKP’ye ve Başbakan’a baskı yaparken, şimdi ise buna açıkça karşı durmaktadır. CHP’nin sahip olduğu inkarcı faşist zihniyet sorunun siyasal alana taşırılmasını istememektedir. Neticede MHP ile aynı çizgide oldukları anlaşılmaktadır. Tutarsız yaklaşımlarına rağmen gelişen yeni demokratik siyasal mücadele sürecini AKP’ye mal etmek isteyen yaklaşımlar da az değildir.
PKK Lider’nin gösterdiği tutarlı çabalar herkesi sorumluluklarını yerine getirmeye zorlar niteliktedir. Bu, hem değişik toplumsal kesimler açısından, hem de hükümet ve benzeri güçler açısından geçerli bir durumdur. Sorunu siyasal alana taşımaktan çekinen hükümet, şimdi bazı yeni adımlar atmaya çalışır görünüyor.
4. BDP heyeti ile İmralı’da PKK Lideri Abdullah Öcalan arasında süren görüşmeler bu adımlardan biri iken, “Akil İnsanlar Heyeti” adıyla bir komisyonun oluşturulması atılan adımlardan bir diğeri oluyor. Yine gündeme getirilen mecliste komisyonların oluşturulması konusu, AKP’nin yeni adım atma çabasını gösteriyor. Sorunun siyaset kurumunun gündemine alınması önemli bir gelişme olacaktır. Ayrıca yeni anayasa yapma çalışmalarını yoğunlaştırması da buna yorumlanabilir.
Ancak AKP’nin bu yeni adım atma çabalarına yönelik yapılan yorum, ağırlıklı olarak çok yetersiz ve kendine göre olduğu yönünde. Oluşturulan ve mecliste oluşturulacağı ifade edilen komisyonların birer AKP komisyonu gibi davranmaması son derece büyük önem taşımaktadır. Tüm toplumsal kesimlere hitap eden ve yine tüm toplum tarafından kabul gören bir yaklaşım ve tutum sergilemeleri, süreci geliştirecek temel halkalardan biri olduklarını bir an bile göz ardı etmemeleri gerekir.
Sürecin daha sağlıklı yürümesi için ürkek yaklaşımların aşılması gerekir. Daha güçlü, kararlı ve köklü adımlar atması AKP’nin yasa ve anayasa yapım aşamasında kendisine kolaylık sağlayacaktır. Tutarlı olmak gerekir.
Süreci yakından takip edenlerin hemfikir olduğu ortak nokta, süreci bütün imkansızlıklara rağmen PKK Lideri’nin geliştirmeye çalışıyor olmasıdır. Bu gerçeği Kürtlerin ve demokratik güçlerin iyi anlaması büyük önem taşımaktadır. Duyarlı ve tedbirli olmayı elden bırakmadan, ilan edilen yeni demokratik siyasal mücadele sürecini daha güçlü desteklemek gerekiyor. İçine düşülebilecek en tehlikeli yaklaşımın, devletten ve hükümetten beklentili olmak olacağı hiç unutulmamalıdır.
Tam da burada PKK Lideri’nin 4 Nisan günü Amara’da okunan ve onbinlerin hep bir ağızdan zılgıtlarıyla karşılanan mesajında dile getirdiği “Sürecin yaratıcısı halkımızdır, halklardır” ifadesi sürecin kimlere ne tür bir görev yüklediğinin en açık ifadesi olmaktadır.