- Hilvan 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde 2 Ekim’de kalp krizi geçirdikten sonra hastaneye kaldırılan hasta tutsak Celal Yıldırım’ın sağlık durumu ciddiyetini koruyor.
Kalp krizi geçirdiği 2 Ekim’de iki buçuk saatlik müdahalenin yapılmamasının ardından kalp yetmezliği yaşayan Yıldırım, 19 Ekim’de yeniden nefes darlığı ve göğüs ağrıları nedeniyle hastaneye kaldırıldı. Yıldırım’ın sağlık durumundan dolayı tahliye edilmesi için infaz hakimliğine yapılan başvuru, Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu’nun kararıyla reddedildi.
Yıldırım’ın avukatı Bekir Benek, "Normal insanlarda yüzde 70-80 olan kalp çalışma durumu Celal Yıldırım’da yüzde 15-25 aralığındadır. Bu ne demektir? Yani basit bir enfeksiyonda bile kişinin mevcut o kalp yetmezliğinden kaynaklı yaşamını yitirme riskiyle karşı karşıya bırakıyor. Burada kalması kendisi açısından çok ciddi bir hayati risk taşıyor” dedi.
Yaşamı korumak için
Celal Yıldırım’ın sağlık durumunun cezaevi koşullarında yaşamaya elverişli olmadığı için Cumhuriyet Başsavcılığına başvurduklarını hatırlatan Benek, şunları söyledi: “İnfazının geri bırakılmasını talep ettik. Bu, sağlık koşulları iyileştiğinde tekrar infazın devamı imkanı da verecek. Dolayısıyla aslında ortada bir kayıp yok. Ortada sadece bir yaşamı koruma gayesi var. Adli Tıp Kurumu bu konuda henüz olumlu ya da olumsuz bir karar vermiş değil. Diğer yandan ikinci bir talebimiz de Celal Yıldırım'ın yasal açıdan 6 yıl 3 ay cezasının yatarı 4 yıl 8 ay oldu. Bu durumda zaten Celal Yıldırım’ın cezaevinde kaldığı süre düşünüldüğünde denetimli serbestlikle bırakılması gerekiyordu. İdare ve Gözlem Kurulu bu konudaki talebimizi reddetti. Ret gerekçelerinden gerçekten utanç duyuyoruz, çünkü yargılanma sürecinde etkin pişmanlıktan yararlanmadığı, cezaevinde taraflı koğuşta kaldığı ve suça eğimlilik olduğu ifadeleriyle reddedildi. Celal Yıldırım’ın denetimli serbestlik hakkından faydalandırılmaması keyfi bir uygulamadır. Siyasi bir uygulamadır. Haddini aşan bir uygulamadır.”
İade edilemez bir haktır
Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne dikkat çeken Benek, 'çerçeve yasa' yürürlüğe girmese bile mevcut yasa dahilindeki hakkın siyasi saiklerle gasp edilmesinin ciddi bir sorun olduğunu vurguladı. Benek, şunları ekledi: "Yaşam hakkı, en kutsal, en temel haktır. İade edilemez bir haktır. Gittiğinde artık bunun telafisi mümkün olmayan bir haktır. Serbest bırakılmaları gerekiyor. Hasta tutsakların kötü bir durum yaşamasının mesuliyeti siyasi iktidarındır.” RİHA
***
Sürece güven zedeleniyor
30 yılın ardından tahliye olan Muzaffer Yılmaz, adımlar atılmamasının halkın sürece olan güvenini zedelediğini söyledi.
Îdir'in Xelfelî (Halfeli) beldesinde 1992'de PKK'ye katılan ve 1996'da gözaltına alınıp tutuklanan Muzaffer Yılmaz, Patnos L Tipi Cezaevi'nden 26 Ağustos’ta tahliye oldu. 22 yaşında girdiği cezaevinden 52 yaşında çıkan Yılmaz, MA'ya konuştu. Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne işaret eden Yılmaz, "Türkiye'de yeni bir süreç başladı ve Sayın Abdullah Öcalan için bir muhataplık durumu oluştu. Bölgesel riskler nedeniyle Türkiye bu dönemde Kürtlerle barışmaya ihtiyaç duymaktadır" dedi.
İktidarın siyasi hesaplar yapmak yerine somut adımlar atması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, bunun için de siyasetçilere büyük rol ve misyonun düştüğünü söyledi. Yılmaz, şöyle devam etti: "Ben dışarıdayım ama hâlâ bir parçam hala içeride. Sayın Öcalan ve yoldaşlarım cezaevindeyken yaşadığım fiziksel özgürlüğün bir anlamı yok. Devletin bir an önce somut adımlar atması gerekir. Meclis'ten çıkan yasayla 800'e yakın arkadaşımız kapsam dışı bırakıldı. Buradaki amaç, seçimlerde Kürt oylarını almak ve anayasa değişikliğinde destek sağlamaktır. Siyasi hesaplar yerine samimi adımlar atılmalıdır. Aksi takdirde halkın sürece olan güveni zedelenmektedir. Bazen konuştuğum yurttaşların geçmiş tecrübeler nedeniyle tereddüt duyduğunu görüyorum. Biz sürece inanıyoruz, ancak devletin bunu pratik adımlarla desteklemesi gerekir. Kürt halkı olarak Medlerden bu yana ilk kez böyle tarihsel bir fırsat yakaladık. Anayasal değişiklikle Kürt halkının varlığı ve hakları güvence altına alınmalıdır. Anayasaya giren haklar bir daha geri alınamaz. Bu noktada siyasetçilerimize büyük sorumluluk düşmektedir. Süreç kişisel ya da dar siyasi çıkarlara kurban edilmemeli, halkımızın hakları kararlılıkla savunulmalıdır.” ÎDIR