
Meclis'in sorunu
Hazırlanan raporda, tutuklu vekillerin Meclis'in sorunu olduğu belirtilerek, "Halkın iradesini temsil eden ve tüm Türkiye tarafından tanınan ve bilinen tutuklu milletvekillerinin tutuksuz yargılanmama sebebi nedir? Parlamento çatısı altında siyaset yapmak adına halk tarafından görevlendirildiğinin bilincinde olan hangi milletvekili ülkeyi terk etmeyi düşünebilir? Bugüne kadar gizli tanık ifadeleri, ortam dinlemeleri sonucu oluşturulmuş ve ev/ortam aramalarında toplanmış delillerin, milletvekilleri tarafından karartılabilmesi mümkün müdür?" soruları soruldu. Açıklamada, "İşte bizler, bu sorulara yanıt bulmak için, ortadaki bu büyük hukuksuzluk ile mücadele etmek adına "Tutuklu Milletvekilleri Raporunu' hazırladık. Silivri, Sincan, Mardin, Diyarbakır, Şanlıurfa cezaevlerini tek tek gezdik. Tutuklu milletvekilleri ile yüz yüze görüştük. Onların ağızlarından karşılarına dikilen hukuk terörünün boyutunu gözlemledik. Raporumuzu, Sayın Cumhurbaşkanına, Başbakana, Meclis Başkanına ve parlamentoda grubu bulunan siyasi partilere göndereceğiz. Ayrıca raporun İngilizce çevirisini de uluslararası kurum ve kuruluşlara, sivil toplum örgütlerine, AB Parlamentosu'na göndereceğiz" ifadelerine yer verildi.
İhlaller vekil dinlemiyor
Raporda, tutuklu milletvekili ve ziyaretçilerine karşı uygulanan hak ihlalleri de şöyle sıralandı. Açıklamaya göre cezaevlerinde milletvekillerinin karşı karşıya kaldıkları sorunlar şöyle:
* Koğuşlarda kapasitelerin üstü mahpus bulunması: örneğin 8 kişilik koğuşlarda, 27 kişi, 22 kişilik koğuşta 45 kişi kalınıyor. Ayrıca 16 kişilik koğuşlarda 40'a yakın insan tutulunca kimi koğuşlarda merdiven altında, lavaboda, mutfak masası üzerinde yatmak zorunda kalınırken kimi koğuşlarda da vardiya halinde yatmak zorunda kalınıyor.
* Milletvekili yakınları taciz düzeyinde aranıyor. Rencide edici, onur kırıcı, ince arama yapılıyor. Çıplak aramalarda kadınlar iç çamaşırına kadar aranıyor.
* Banyo için yeterli miktarda su verilmiyor. Sıcak su sıkıntısı ile birlikte hijyen ciddi bir problem.
* Kışın ısınma, yazın serinleme sorunu mevcut.
* Yılda bir kez her tutukluya verilmesi gereken nevresim parayla satılıyor.
* Kürtçe yayınlar, Kürtçe yazılan mektuplar emniyete götürülüp uzun süre (bazen aylarca) el konuluyor.
* Her türlü demokratik eylem ve tepki, keyfi disiplin cezasıyla sonuçlanıyor ve sürekli soruşturma açılıyor.
* Revire çıkmak üzere verdikleri dilekçeler ya kayboluyor ya da haftalar sonra cevaplanıyor. Hastane sevklerimiz ayları bulduğu için doğru dürüst bir tedavi uygulanmıyor. Çoğu zaman ağrı kesici ilaçlarla geri gönderiliyorlar.
* Karavana usulü gelen yemeklerin içinden çivi, tırtıl, sinek, kıl, saç vb. çıkıyor.
* Milletvekillerine verilen "Unutmayınız' kartının cezaevine sokulmasına izin verilmiyor.
* Soda ve çiğ yumurta yasak, koğuş veya oda değiştirilmesine ise izin verilmiyor.
* Bir grip virüsünün tüm cezaevinde yayılması 2-3 günde gerçekleşebilmektedir.
* Hastaneye sevk edilen hastalar bazen 6-7 ay sonra götürülmektedir.
* Küçük bir kanal tedavisi ile kurtarılabilecek bir diş için, hastaneye aylar sonra gidilmesi sebebiyle, genelde diş çekilmek zorunda kalınmaktadır.
* Günde 1 ya da 2 sefer yarım saatliğine verilen su ihtiyacı karşılamamakta, ciddi temizlik sorunlarına neden olmaktadır.
* Sohbet hakkının sınırlanması (2,5 saat).
* 10 kitap sınırlaması dolayısıyla kitap bulundurmalarının engellenmesi
Sarıyıldız: İlkel esir kampı
Bazı milletvekillerinin cezaevi koşullarına dair yorumlarına da yer verilen açıklamaya göre, Faysal Sarıyıldız şunları kaydetti: "İlkel esir kampı koşullarını aratmayan Mardin Cezaevi'nde kaldığım 3 buçuk yıl boyunca her türlü gayri insani dayatma ile karşılaştık. Üç yıl boyunca gittiğimiz mahkemeler ayrıca işkenceye dönüşmektedir. Cezaevi ringlerinin standartlara göre olmayışı, 50'e yakın tutuklu veya hükümlünün her seferinde neredeyse üst üste yığılarak taşınması, en önemlisi de mahkeme günü boyunca ellerimiz kelepçeli olarak tutulduğumuz adliye binasındaki hücrelerin havasız, kirli ve dar olması açık bir işkenceye dönüşmektedir. Söz konusu durumu birçok kez mahkemede dile getirmemize rağmen en ufak bir çözüm geliştirilmemiştir."
Sarıyıldız, yakın dönemde yaşamış olduğu bir hastane sevkini ise şu cümleler ile anlattı: "Hala hastaneye götürülürken tutuklu vekiller dahil, tüm siyasi tutsakların elleri kelepçeli olduğu halde ayrıca bir asker de harici bir kelepçeyle daha tutsağın koluna bağlanmaktadır. En son 17 Eylül 2013 tarihinde götürüldüğüm diş hastanesinde hasta koltuğuna oturtuluncaya kadar ellerim kelepçeli, bir er de koluma başka bir kelepçeyle bağlı, sağımda, solumda, önümde uzman bir çavuşun emrindeki askerlerle götürüldüm. Uzman Çavuş'a ‘Ellerim zaten bağlı, ayrıca bir askeri bağlayarak rencide etmenize gerek yok. Milletvekiliyim, kaçacak değilim' dediğimde oldukça soğuk bir tavırla ‘Benim için fark etmez, bana böyle emir verildi, ben de uygulayacağım’ dedi” şeklinde cevap verdi. Sarıyıldız bu tip muameleler ile karşılaşmamak için hastaneye gitmeyi reddettiğini de sözlerine ekledi.
ANF/ANKARA