Türk cezaevlerinde 12 Eylül'de başlayan ve 5 Kasım'da bütün tutsakların katılımıyla bir üst aşamaya geçen; dışarıda serhildanların eşlik ettiği açlık grevi eylemi, önceki gün Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüşmenin sağlanması ve Öcalan'ın tutsaklara çağrısıyla sona erdi. DTK ve BDP ile KCK'nin de Öcalan'ın çağrısını paylaşmasının ardından daha önce yaptıkları açıklamada bir tek Öcalan'ı  dinleyeceklerini duyuran tutsaklar da "amacına ulaştı, bitirin" diyen Öcalan'ı esas aldı. 68'inci gününde eylemi sonlardan tutsaklar, dün itibariyle tedaviyi de kabul ettiler, durumu kötü olan tutsaklar hastanelere kaldırıldı.
Türk cezaevlerinde 12 Eylül'de başlayan süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eyleminin ciddiyetini kabullenmek zorunda kalan Türk devleti, Kürt sokağının da ateş topuna dönmesi ve devlet terörüyle dizginleyememesi üzerine çareyi Öcalan'a gitmekte buldu. Öcalan'ın kardeşi ve BDP PM Üyesi Mehmet Öcalan, önceki gün Ulaştırma Bakanlığı'nca tahsis edilen yeni kosterle İmralı Adası'na götürüldü. 14 yıldır İmralı'da tutulan ve 16 aydır ağır tecride maruz bırakılan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, kardeşiyle görüştü. Mehmet Öcalan, adadan dönüşünde yaptığı şu açıklamayı yaptı: "Ben bugün İmralı Cezaevi'nde kalan ağabeyim Sayın Abdullah Öcalan ile yüz yüze bir görüşme gerçekleştirdim. Kendisi açlık grevlerine ilişkin yaptığı çağrıyı zaman kaybetmeden kamuoyuyla paylaşmamı istedi. Ağabeyimin çağrısı şöyle: 'Açlık grevine girenler dışarıdakilerin yapması gereken işi ve sorumluluğu kendi üzerlerine almışlardır. Dışarıdakiler, kendi görev ve sorumluluklarını zaten zor şartlarda olan, hasta olan, dört duvar arasındaki tutsaklara yüklemesinler. Açlık grevi eylem tarzı olarak genel itibariyle doğru bulmamakla birlikte, açlık grevleri yapılacaksa bile içeridekilerin değil dışarısının yapması gerekir. Açlık grevi eylemi çok anlamlıdır. Bu eylem yerini bulmuş ve amacına ulaşmıştır. Hiçbir tereddütte kalmadan, bir an önce açlık grevine son versinler. Buradan açlık grevindeki herkese özellikle birinci ve ikinci gruptakilere tek tek selamlarımı söylüyorum."

Tutsaklar ile görüşme yapıldı

Öcalan ile görüşme sağlanması konusundaki temasların bilgileri dahilinde olduğunu belirten DTK ve BDP Eşbaşkanları, Mehmet Öcalan'ın açıklamasının ardından ortak bir yazılı açıklama yaptı. Eşbaşkanlar, "İmralı'daki görüşmeden sonra yaptığı açıklamayı önemsiyoruz. Sayın Öcalan'ın açlık grevlerinin bırakılması yönündeki çağrısını, cezaevlerinde açlık grevinde olan tüm tutsakların dikkate alacağını umuyoruz. Hükümetin de bu çağrıyı doğru okuması gerekir. Haklı ve meşru talepler doğrultusunda adım atılması için, bu çağrının bir vesile olması gerekiyor" dedi.
Yazılı açıklamayla yetinmeyen Eşbaşkanlar, iki defa Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi'ne giderek tutsaklarla görüştüler. BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak, şunları aktardı: "Tutsakların birebir cümlesidir: 'Önderliğimizin açıklaması bizim için esastır. Hiçbir şekilde, tartışmasız gereğini yerine getireceğiz. Oldukça değerli ve önemlidir. Ancak cezaevinde çok sayıda arkadaşımız var; henüz kendilerine ulaşamadığımız, irade beyanlarını alamadığımız. Onun için bu gece biraz daha böyle bir iletişime ve tartışmaya ihtiyacımız var' dediler."

Tutsaklar: Sonlandırıyoruz

Böylece dün sabah Türk cezaevlerindeki tüm PKK ve PAJK'lı tutsaklar adına Deniz Kaya tarafından açıklama yapıldı. Deniz Kaya, açlık grevini sonlandırdıklarını duyurdu: "14 Temmuz direniş ruhu ile 12 Eylül 2012 tarihinde başlatmış olduğumuz süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemimiz Kemal Pir'lerin 'yaşamı uğrunda ölecek kadar seviyoruz' felsefesine dayanarak fedaice, görkemli bir direniş olarak tarihin kaydına düşmüştür. Eylemimizin amacı Kürt sorununun şiddete dayalı çözüm anlayışının ülkemizi sürüklediği trajik gidişata dur demek, yaşam ilkesini hayata geçirecek müzakere ve diyalog sürecinin başlaması için gerekirse kendimizi feda etme iradesini ortaya koymaktı. Kürt sorununun demokratik çözüm yolunu açmak için kendi bedenimizi ortaya koyduk ve çözümün en samimi deklarasyonunda bulunduk.

Halka teşekkür

Kürt halkının ve demokratik kamuoyunun eylemimiz süresince ortaya koyduğu direnişi selamlıyor ve direnişimize büyük moral ve güç kattıklarını belirtmek istiyoruz. Milyonların onbinlerin direnişi ile bütünleşmiş olması an itibarı ile devletin şiddete dayalı çözüm sürecini anlamsızlaştırmıştır. Halkımıza ve demokratik kamuoyuna bu anlamda teşekkür ediyoruz.

Öcalan'ın çağrısı esastır

Önderliğimizin çağrısını esas alıyor ve 18 Kasım 2012 tarihinden itibaren eylemimizi sonlandırıyoruz. Önümüzdeki süreç içinde Önderliğimize gösterilecek yaklaşım ve müzakere sürecinin somutluk kazanması takipçisi olacağımız temel konulardır.
Halkımıza ve demokratik kamuoyuna çağrımızdır; bu direnişin ortaya çıkardığı süreci Önderliğimizin özgürlüğü ve Kürdistan'a demokratik özerklik sağlanıncaya kadar büyütmeleri ve direnişi daha ileri bir aşamaya taşırmalarıdır. Cefakar ve fedakar halkımız tarifsiz direniş ve bedellerle özgürlük iradesini ortaya koymuştur. Halkımız ile ortaya konulacak güçlü öncülüğün aşamayacağı engel yoktur.''

KCK: Sorumluluk hükümetindir

Öcalan’ın çağrısı üzerine tutsakların açlık grevlerine son vermesine ilişkin açıklama yapan KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı da çözüm iradesi karşısında Türk devleti ve hükümetini sorumluluğunu hatırlattı.
KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı’nın açıklamasında, tutsakların taleplerini hatırlatarak eylemin biçimiyle ilgili kamuoyunun dikkatini şu ayrıntıya çekti: "Açlık grevi direnişi, adı üzerinde bir ölüm orucu eylemi değildir. Ölüm orucu eylemi, karakteri gereği tüm talepler yerine getirinceye kadar sürerken; açlık grevi ise, bazı taleplerin gerçekleşmesi kadar toplumda belli bir duyarlılık yaratılıp, belli düzeyde bir kamuoyu geliştikten sonra bitirilebilecek bir eylem biçimidir. Bu bağlamda bakıldığında zindan direnişi amacına ulaşmıştır. Direnişi bundan sonra Hareketimiz ve halkımız devralmış bulunmaktadır."
Hükümet ve devlet yetkililerinin eylemini ciddiyetini görüp istemedikleri halde de bazı adımlar atmak zorunda kaldıklarını kaydeden KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı, eylemin etkilerini şöyle sıraladı: "Açıklık grevi direnişi, başta Kürdistan'ın dört parçası olmak üzere, yurt dışında, özelliklede Avrupa da çok önemli bir etki yaratmıştır. Halkımız siyasi ve ulusal birlik konusunda yek vücut olmuş; direnişçilerin taleplerini kendi talepleri olarak sahiplenmiş, on binler ve yüz binler ayağa kalkmıştır. Direniş sürecinde hemen her gün bir toplumsal eylemlilik gelişmiş ve sömürgecilik lanetlenmiştir. Bir çok ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluş açlık grevindeki eylemcilerin taleplerini çözülebilir makul talepler olarak görmüş ve desteklerini sunmuşlardır. Türkiye'de Kürt halkının dostları; devrimcileri, demokratları ve insan onurundan yana olan her kesin gösterdiği destek ve duyarlılık son derece anlamlı ve değerli olmuştur."

Öcalan'a tam destek

Kürt Halk Önderi'nin halklara karşı sorumluluğunun gereği olarak böyle bir çağrı yaptığının altını çizen KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı, "Bundan sonra tüm sorumluluk devlete ve hükümete düşmektedir. Biz de hareket olarak Reber Apo'nun bu çağrısına tam olarak uyacağımızı belirtiyor ve bu temelde direnişte olan tüm yoldaşlarımızın eylemlerine son vermesini istiyoruz" dedi.
Tutsakları ve onların etrafında kenetlenen Kürdistan halkı ve dostlarını saygıyla selamlayan KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı, açıklamasını şöyle noktaladı: "Reber Apo’yla birlikte Kürdistan halkı özgür oluncaya dek mücadelemizi her düzeyde ve her yerde kesintisiz, kararlı ve radikal bir biçimde yükselterek geliştireceğimiz kesindir.”


Tutsaklar tedaviye alındı
Eylemlerini sonlandıran tutsaklardan durumu ağır olanlar dün öğleden önceden itibaren hastanelere sevk edilmeye başlandı. TUHAD-FED Başkanı Zübeyde Teker, hastanelere giderek tedavi boyunca da tutsakları yalnız bırakmayacaklarını söyledi. 9 dernek ve 2 temsilcilikleri ile birlikte BDP'nin bulunduğu tüm illerde BDP ile Cezaevi İzleme Komisyonları'nın bulunduğu illerde ise, bu komisyon ile tutsakların hastaneye götürülmesi ve tedavi süreçlerinde yanlarında olacaklarını dile getiren Teker, "Tüm halkımızın da bu konuda duyarlı olmasın istiyoruz. BDP'nin olduğu yerde BDP, derneğimiz olduğu yerde derneğimizle, komisyonun olduğu yerde komisyon ile birlikte hareket etmelerini ve onlarla birlikte hastaneye giderek, tedavileri boyunca arkadaşlarımızı orda yalnız bırakmamalarını istiyoruz. Çünkü geçmiş yıllarda açlık grevine giren kimi arkadaşlar, hastanedeki yanlış tedavi nedeniyle sakat kaldı ya da yaşamını yitirdi." 


DTK ve BDP de son verdi
Tutsakların süresiz-dönüşümsüz açlık grevini sonlandırması ardından 8 ve 10 Kasım tarihlerinde DTK binasında açlık grevine başlayan BDP'li vekiller ile DTK Daimi Meclis üyeleri de süresiz-dönüşümsüz açlık grevlerini sonlandırdı. Konuya ilişkin DTK binasında yapılan açıklamaya BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak, DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk ile BDP'li vekiller ve DTK Daimi Meclis üyeleri katıldı.
Cezaevindeki tutsakların tedavilerinin başladığını belirten Kışanak, 68 günün Türkiye siyasal tarihine önemli bir sayfa açtığını belirtti. Kışanak, şu hatırlatmayı yaptı:"Kendini sorumlu hissedenler ayaklandı. 'Bu talepler bizim talebimizdir' diye. AKP ve Başbakan açlık grevlerini itibarsızlaştırmaya çalıştı. Ancak buna rağmen halk bu mücadeleyi de bu talepleri görkemli bir direniş ile sahiplenmiştir. Talimat ile polisin uyguladığı teröre rağmen ve saldırılarına rağmen bu direniş giderek büyüdü."

Öcalan'ın önderliği

Kürt sorununun diyalog ile çözülmesi için milyonların irade beyanında bulunduğunu belirten Kışanak, Kürt halkına, sosyalist ve demokratik halka teşekkürlerini ilettiğini kaydetti. Öcalan'dan çok önemli bir açıklamanın yapıldığını belirten Kışanak, "Sayın Öcalan bir kez daha lider ve önder olduğunu ortaya koydu. İnsan yaşamına önem verdiğini ortaya koymuştur. Önemli katkıyı kendisi ortaya koymuştur. Bu çağrı tüm Türkiye halkınadır. Bir ölümün olması halinde bu süreci yönetmek imkansız olurdu. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan bu önemli çağrıyı yaparak tarihsel çabasını oynamıştır" ifadesinde bulundu.
Kışanak, açlık grevlerinin bittiğini; ancak kendi sorumluluklarının bitmediğini söyledi.

Öcalan'ın rolünü görün

"Kürt halkı bu eylemleri ile iradesini açıklamıştır. Devlet de bunu dikkate almalıdır" diyen Kışanık'ın ardından sözü alan DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk, şunları söyledi: "Çok defa Kürt sorununun demokratik çözümü için Sayın Öcalan'ı işaret ettik. Birincil aktörün o olduğunu söyledik. Söylediklerimizin ne kadar doğru olduğunu bugün gördük. Sayın Öcalan çözüm yönündeki rolünü oynadı. Biz bu açıdan Türkiye kamuoyunun Sayın Öcalan'ın çözümleyici rolünü görmeye çağırıyoruz."
Tutsakların eyleminin bittiğini; ancak tutsakların talebinin demokrasi isteyen herkesin talebi olduğunu belirten Tuğluk, bu taleplerin karşılanabilir talepler olduğunu Kürt halkı, STK'ler ve demokratik çevrelerce ortaya çıktığını söyledi. Bu eylemin bir çok kesime mesaj verdiğini belirten Tuğluk, bu mesajların doğru algılanması ve bu eylemin barışçıl bir çabaya evrilmesi gerektiğini söyledi. Tuğluk, devlet politikasının sorunu çözmediğini, artık bir çözüm projesinin ortaya konulması gerektiğini belirtti. Tuğluk,  "Tecrit sürdürülemez. Aslında cezaevlerinde bir uyarı eylemi yapılmıştır. AKP hükümetinin bu eylemi düşünmesini tavsiye ediyoruz. Bu sorun Öcalan'sız, Kandil'siz ve BDP'siz çözülemez" dedi.

HABER MERKEZİ