Türk cezaevlerindeki PAJK ve PKK’li tutsaklar, tek tip elbise uygulamasını reddettiklerini ve dayatmalara karşı direneceklerini duyurdu.

Tutsaklar adına açıklama yapan Deniz Kaya, zindanda olan her insanın ‘devletin güvencesi’ altında olmadığını, uygulanan işkence, izolasyon, baskı ve katliamlardan bildiklerini ama hiçbir zaman AKP iktidarı döneminde olduğu kadar bu denli ahlaksızlığa tanık olmadıklarını söyledi. 

Öcalan’a uygulanan tecridin hiçbir zaman bu düzeyde pervasız bir biçimde, bir çürütme, yok etme politikasına dönüşmediğine” işaret eden Kaya, şöyle devam etti: “Dayatılan ‘Ya teslimiyet ya da seni tüm toplumdan tecrit edeceğiz’ işkencesidir. Kürt Halk Önderi bu politikaya direnişle yanıt verdi. Bu direniş, mücadele tarzı ve eylemsel tavır bizim de tavrımızdır. Hiçbir şart altında AKP-MHP faşizminin bize dayattığı teslimiyeti kabul etmeyecek ve sonuna kadar direnmeye esas alacağız. Bizim eylemsel duruşumuzun merkezinde elbette ki önderliğimizin, halkımızın özgürlüğü vardır. Bunun için dün olduğu gibi bugün de biz PKK’li ve PAJK’lı tutsakların hiçbir eylemden kaçınmayacağını, tüm açıklığı ile belirtmek istiyoruz.” 


Onursuzluğu kabul etmeyeceğiz

Öcalan ve kendilerine dayatılan hiçbir onursuzluğu kabul etmeyeceklerini belirten Kaya, “AKP-MHP faşizminin dayattığı tek tip elbise, çıplak arama, nizami biçimde sayım verme, kimlik üzerinde taşıma, kelepçeli muayene olmak vb. çoğaltacağımız uygulamalar karşısında, sonuna kadar direneceğiz. Özellikle son dönemlerde cezaevindeki PAJK’lı kadın yoldaşlarımıza dönük işkence, taciz, çıplak arama dayatmaları ayyuka çıkmış durumdadır. Mazlum, Kemal, Hayri, Sakine ve Ferhat nasıl direndiyse bugün de aynı tarzda direneceğiz” dedi.


Zengin eylemlerle cevap

Direniş denince akla ilk ölüm orucu ve süresiz açlık grevlerin gelmemesi gerektiğini kaydeden Kaya, şunları ifade etti: “Verilen tek tip elbiseyi kabul etmeyip kendilerine vermek, zorla verildiğinde yırtıp atmak da bir eylemdir. Zengin bir eylem dilinin sahibi olmalıyız. Slogan atma, kapı, mazgal vurma, idarelerin işlerini zorlaştırma, ‘Eğer tek tip giymezseniz sizi görüşe, şuraya buraya çıkarmayız’ türü yaklaşımlar dayatılırsa o alanları protesto ederek çıkmamak da bir eylemdir.” 


 AMED




Van ve Elazığ pilot bölgedir


Zindanlarla Dayanışma İnisiyatifi Eş Sözcüsü Mehmet Temizyüz, Van ve Elazığ cezaevlerinin pilot bölge olarak seçildiğini, her türlü psikolojik ve fiziki şiddetin oradan başlatılarak tüm cezaevlerine yayıldığını söyledi.

Öcalan üzerindeki tecride dikkat çeken Temizyüz, “İmralı tecridi ile tüm cezaevlerinde iradeyi teslim alma süreci başlatıldı” dedi. Temizyüz, ‘darbe süreci’ ile birlikte artan baskıları artık işkenceyle tanımlamanın da yetmediğini söyledi. Temizyüz, Elazığ ile Van cezaevlerinin özelikle son bir yılda hak ihlalleri bağlamında hiç gündemden düşmediğini anımsattı. 

Temizyüz, Elazığ Cezaevi’nde yaşananları şöyle anlattı: 

*  Çıplak arama dayatılıyor. 

*  Hastaneye gittiklerinde hem taciz hem de işkenceye maruz kalıyorlar. 

*  Tutsakların iletişim kurmalarına izin verilmiyor. 

*  Sosyal aktiviteler tamamen ortadan kaldırılmış durumda.

* Avukat görüşmeleri kayıt altına alınıyor. Aynı uygulama ailelerin görüşünde de açığa çıkıyor. 

* Karşı çıkan tutsaklara disiplin cezaları veriliyor. Tek hücreye atılıyor. Aileler ile hem telefon hem de normal görüş yasaklanıyor. Süngerli odalara atılıyorlar. 


Kadınların eylemi mesajdır

Van T Tipi Cezaevi’nde de aynı durumun yaşandığını söyleyen Temizyüz, geçtiğimiz hafta baskılara karşı 35 kadın tutuklunun tepki olarak saçlarını kazıttığı eylemi hatırlattı. Temizyüz, eylemin büyük bir direnişin başlangıcı olduğunu söyleyerek, Van’ın durumunun da Elazığ’dan bağımsız olmadığını kaydetti. 


Yeni bir sistem oluşturuluyor

Hak ihlallerinin en fazla kendini gösterdiği bölgelerin Van ve Elazığ olduğunu söyleyen Temizyüz, şöyle devam etti: “Bu da bu iki ilin bölgeyi temsil ettiğini gösteriyor. Son dönemlerde Siirt ve Şırnak’tan Van’a, Ağrı, Kars, Diyarbakır ve Malatya cezaevlerinde kalan tutukluların tümü Elazığ cezaevine sürgün edildi. Devlet kendisine göre iki merkezi pilot bölge seçmiş. Bu da Van ve Elazığ oluyor. Baskı işkence ve her türlü hak ihlalleri oradan başlıyor. Bölge cezaevlerine yayılıyor. Geçmişte bölgeden batıya yapılırdı. Şimdi ise merkezi seçilen bölgelere yapılıyor. Bölgeler üzerinde yeni bir sistem oluşturulmaya çalışılıyor. Bu sisteme karşı direnenler ise merkezi cezaevlerine sürgün ediliyor.” diye belirtti. 

Temizyüz, özelikle F ve T tiplerinde 8 kişilik koğuşta 24 kişi, 3 kişilik koğuşlarda ise 7 kişinin kaldığını belirterek, tutukluların birçoğunun ya yerde ya da dönüşümlü olarak uyumak zorunda kaldığını vurguladı. 


Tutsaklar hastaneye gitmiyor

Hasta tutsakların genel durumuna da dikkat çeken Temizyüz, hastalara tecridin iki kat fazla uygulandığını söyledi. Temizyüz, “Her hastaneye gidişlerinde darp, hakaret, işkence ile karşı karşıya kalıyorlar. Bunun için de yüzde 80’i artık hastaneye gitmek istemiyor. Bazılarının sürgün edildikleri illerde üniversite hastaneleri yok. Tedavi için farklı bir ile götürülüp getiriliyor. 3 aydır Antep- Elazığ cezaevinde kalan tutsakların ilaçları da verilmiyor” diye ekledi. 


Tek tip dayatmasının sonuçları

Cezaevlerindeki tek tip elbise dayatmasını ve nelere yol açabileceğini de değerlendiren Temizyüz, şöyle konuştu: “Devletin yıllarca Kürtleri aynı cezaevi politikasıyla ele alması büyük bir felaket ve hatanın başlangıcı olacak. Devletin bu hatadan bir an önce vazgeçmesi gerekir. Kürtlerin 40 yıllık cezaevi geçmişi var. 80’lerden sonra Kürtler bu baskı ve sisteme karşı büyük mücadele ve direnişler vermiştir. Bugün de yapılan baskılarla sonuç alamayacakları açıktır. Esat Oktay döneminde de aynı sistem hayata geçirilmeye çalışıldı. Sonuç alınmadı. 12 Eylül’de sadece Diyarbakır vardı. Ancak şu an baktığımızda Türkiye’deki bütün cezaevlerinde Kürtler var. Bunların hepsi Diyarbakır zindanındaki direniş ruhunu taşıyor.”


İskenderun’da da ŞİDDETLENDİ

Hatay’ın İskenderun ilçesindeki M Tipi Kapalı Cezaevi’nde de  tutsaklara çıplak arama dayatılıyor. Geçtiğimiz hafta, telefon görüşmesi yapan Tevbun Mimkara, kardeşi Çerko Mimkara’nın kendisine, şunları aktardığını söyledi:

* Cezaevindeki ortak alanlar kapatılıyor. 

* Kürtçe yayınlar yasaklanmış.

* Kırtasiye malzemelerinin alımına izin verilmiyor. 

* Cezaevinin dışındaki polisler cezaevine giriyor ve tutsakları götürüp işkence ederek, sorguya alıyor. 

* Cezaevinde çıplak arama dayatılıyor. 

* Gelen ve gönderilen mektuplara el konuluyor

* Telefon görüşme hakları iki haftaya çıkarıldı.