Ege Üniversitesi (EÜ) Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Melek Göregenli, EÜ Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilgün Toker ile Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülseren Adaklı, cezaevlerindeki açlık grevini değerlendirdi. Prof. Dr. Nilgün Toker, açlık grevi eylemleriyle bedenlerini ölüme yatıran tutsaklar için, ölümü bekleme duygusundan çok açlık grevi eyleminin toplum tarafından görmezden gelinmesinin daha ağır olduğunu belirtti. Açlık grevinde kendi bedeninden başka konuşturabileceği hiçbir şeyi olmayan tutsakların çığlığının duyulmamasının, bu çığlığı atma nedenleri kadar önemli bir konu olduğunu kaydeden Toker, "Bu ölümü tercih etme eyleminin bir çığlık olarak görülmeyeceğinden korkuyorum" dedi. Toplum ve devletin açlık grevlerini görmeme tavrının kendisinde "Cezaevlerinde ölüme yatanların ölmesine izin veriliyormuş" düşüncesini ortaya çıkardığını dile getiren Toker, "Bu durum büyük bir kötülüğün daha toplumsal tarihimize yazılması anlamına geliyor" diye konuştu.

Toplum suskunluğunu bozmalı

EÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Göregenli ise, "İnsanların şunu düşünmesi lazım, bir insan kendisi için ne zaman ölmeye karar verir ve bunu ne kadar göze alabilir? Ne için olursa olsun bir insanın kendi için bütün yolların tükendiğini hissettiği zaman, ancak böyle bir eylemi yapabileceğini düşünüyorum" dedi. Göregenli, açlık grevi eylemlerinin toplumdaki çaresizlik duygusunu yırtmak için yapılmış bir sivil itaatsizlik eylemi olarak gördüğünü belirterek, şöyle konuştu: "Bu insanlar aslında kendileri için bir şey istemiyorlar. Kürt sorununun çözülebilmesi için gerekli koşulların sağlanması gerektiğini haykırıyorlar."
Açlık grevindeki tutsakların taleplerini bir yurttaş olarak desteklediğini belirten Göregenli, "Bu talepler Türkiye'de yaşayan bütün halklar için anlamlı olabilecek talepler. Bunlar bir kez konuşulursa ortak nokta yakalanabilir" dedi.

Çok mu zor?
Ankara Üniversitesi'nden Doç. Dr. Gülseren Adaklı ise açlık grevindeki insanların annesinin diliyle düşünmek, konuşmak ve ifade hakkını kullanmak istediğini belirterek, "Çok mu zor? Herkesin durup düşünmesi gereken basit gerçek bu kanımca. Bu insanlar, kadınlar, erkekler, çocuklar insanca yaşamak istiyor. Onlara saygı duyulmalıdır. Kariyer, para, ikbal, vs. için değil, siyasal özgürlüklerini inatla ısrarla talep ettikleri, alıncaya kadar da mücadele etmeye kararlı oldukları için..." diye konuştu.

DENİZ TEKİN / DİHA/İZMİR