
Demir kapılar taş duvarlar
Olsa da dört bir yanımda
Söylerim türkümü sana
Kuş sesinden dağ yelinden
Ulaşır sana...’’
Kültür sanat hayatına yeni bir dergi daha hızlı şekilde giriş yaptı. İlk sayısıyla okuyucuyla buluşan ‘Ümüş Eylül’ adlı dergi, diğer kültür- sanat dergilerinden farklı bir özelliğe sahip. Türkiye ve Kürt illerindeki cezaevlerinden tutsakların yazılarının yer aldığı Ümüş’ün kapağında yer alan ‘’Tekirdağ 1 Nolu Cezaevi, görüldü’’ damgası derginin nereden çıkarıldığını okuyuculara anlatıyor. Ümüş Eylül, gerek içeriğinde yer verdiği konular itibariyle gerekse de dışarıda çıkarılan çoğu dergiye taş çıkaracak özenli mizanpajıyla okuyucuların hemen dikkatini çekeceğe benziyor. İlk sayısında ‘’Hapishanedeyiz mutlaka söyleyecek sözümüz var’’ diyerek okuyuculara merhaba diyen dergi; düşünenlere ve soru soranlara önemli bir umut oluyor. ‘’Her yayın kolektif emeğin ürünüdür’’ şiarıyla yayın çizgisini tanımlayan dergi, sözü olan dostlarına dergilerinin açık olduğunu da belirtiyor. Şiir, öykü, deneme, bilimsel makale, karikatür ve mitolojik alıntılara yer veren dergi, duvarların ardında yaratılan dünyanın yaratım koşullarının, nerede başlayıp nerede biteceği konusunda belirli sınırları olanlara yeniden düşünme fırsatı sunuyor.
Ölürsem dağlar için ölürüm...
Okuyucu dergiyi eline aldığında gözüne ilk olarak derginin özenle hazırlanmış kapağı ve büyük bir titizlikle yazılmış yazıları çarpıyor. Kapakta M. Boğatekin’in çizdiği dikenli tellerin içine hapsedilmiş küçük bir kızın önünden gagasında zeytin dalıyla geçen barış güvercini, bugünün barış koşullarının zorluklarını imgesel olarak ortaya koyuyor. Dergide yer alan Z. Özger’in ‘’Ferhat’’ şiiri de, mahpushanede yürek ve bilinçlerde büyütülen özgürlüğü ve sevdayı içeriyor. Şiirinde Ferhat’a dağı delmek için zamanın geldiğini söyleyerek isyanı başlatmasını, ateşi üflemesini ve körüğü de iyi kullanmasını öğütlüyen Özger, şiirini şu dörtlükle sonlandırıyor: ‘’Sevdan ki yıkıcı bir kuştur yüreğimde / Gümbürder zulme karşı kan gibi / Ölürsem dağlar için ölürüm Ferhat / Kalırsam vuruşkan Şahan gibi.’’
Eşitsizlik ve sömürüye reddiye
‘’Reddediyoruz’’ yazısıyla Hasan Şahingöz de içinde yaşadığımız dünyanın eşitsizliklerine önemli bir reddiye gerçekleştiriyor. Reddiyeye mülkiyetle başlayan Şahingöz’ün yazısını en iyi şu cümleler özetliyor: ‘’Eşitsizliği, adaletsizliği ve sömürüyü reddediyoruz. Halkların ve bireylerin, etnik kimliklerinden, dillerinden, renklerinden, inançlarından, fikirlerinden, cinsiyetlerinden, cinsel yaşamlarından dolayı baskı, şiddet ve dışlanmaya maruz kalmalarını RED.’’ Bilimsel yazıların da bulunduğu dergide, insanın dünden bugüne evrimsel sürecini ana hatlarıyla anlatan Baha Okar’ın ‘’İnsanın Biyolojik Evrimi’’ yazısı da yer alıyor.
Hücresine yıldızlar çiziyor
Mahpusluk deyince ilk akla gelen kelimelerden biri de hücre oluyor. Mahpushaneden çıkan bir yayın için hücre gerçeğine değinmenin tarihsel bir zorunluluk olduğu bilinciyle hareket eden dergi, Yılmaz Demir’in ‘’Hücre ve Ben’’ yazısıyla böyle bir gerçekliğe cevap oluyor. Demir, üç adımlık, penceresi olmayan hücresinden bakıyor gökyüzüne ve yıldızlarla selam göndermek istiyor ‘’O’na’’ fakat yıldızların küstüğünü ifade ediyor okuyucularına. Yıldızların neden küstüğünü bilmese de Demir, yıldızsız hücresine yıldızlar çizerek yine de selamını yolluyor ‘O’na’. Yazının devamında umudu avuçlarında büyüten Demir, sözlerini şöyle sürdürüyor: ‘’Bu gece hücre sıkıyor artık beni. Geliyorum özlem duyduğum dağlara. Bir sözüm vardı dağlara, senin gibi dağlara sevdalılara.’’
Dergi, Engin Öncü’nün ‘’Durakta’’ adlı öyküsüne de yer veriyor. Engin, öyküsünde durakta bekleyen bir kişinin muhalleyesinden geçirdiği düşüncelere yer veriyor. Dergide yer alan diğer yazılar arasında ise; Adil Okay’ın ‘’Hep seni aradım’’, Fırat Deniz’in ‘’Burası F tipi’’, Ergül İlter’in ‘’Hasret’’ ve ‘’Gül’’, Tuncay Yılmaz’ın ‘’Quantum Mahpusluğum’’ şiirleriyle birlikte karikatürler ve sümer şiirlerinden seçmeler bulunuyor.
ÖNDER ELALDI