Devletin yaptığı gözaltı ve tutuklama saldırılarında son günlerde ciddi bir artış oldu. Elbette “minareyi çalan kılıfını hazırlar” atasözünde olduğu gibi, devlet bu siyasi kırıma bir gerekçe bulmuştur: Onlara göre, BDP yöneticileri, seçilmiş belediye başkanları, meclis üyeleri, il-ilçe başkanları ve yöneticilerinin toplu olarak gözaltına alınıp tutuklanmasının gerekçesi KCK’li olmalarıdır. BDP’nin eski bir yöneticisi ve delegesi olarak ben, yaşananlardan rahatsızım.
Tutuklanan yönetici arkadaşlarımız, hepimiz gibi günlük yaşamlarını sürdüren ve ekstra olarak da zamanlarından tasarruf ederek legal siyaset içinde olan kişilerdir. Yani bu arkadaşlar BDP’li binlerce üyeden biridirler. Yönetimde yer alsınlar diye, o makamlara onları oylarımızla biz seçtik. Arkadaşlarımız da bizim verdiğimiz görevi yerine getirmek için BDP’nin söz konusu yönetici kurullarında görev aldılar. Bu yüzden, onların cezaevlerine atılması, biz parti üyelerinin oylarının da hapse atılması anlamına gelir.
Şimdi bu noktada durup bir vicdan muhasebesi yapmanın tam zamandır. Bizlerin seçtiği bu yönetici arkadaşlara sahip çıkmak, ahlaki bir görev olarak karşımızda durmaktadır. İçişleri Bakanı 2009’dan bu yana gözaltına alınıp tutuklananların sayısını 485 gibi komik bir rakamla ifade etti. Öyle sanıyorum ki, sadece Hakkari de bile bu rakamın üstünde tutuklama oldu. Bakanın bununla yetinmeyerek “gerekirse binlerce kişi daha tutuklanır” diyebilmesinde, bizlerin de eksikliğinin olup olmadığını düşünmenin vakti gelmiş bulunuyor.
Yerel seçim zaferimizle -14 Nisan 2009’da- başlayan ve hala bütün hızıyla devam eden siyasi kırım operasyonlarına karşı, yeterince tepki gösterdik mi? Oy verdiğimiz belediye başkanları, milletvekilleri, meclis üyeleri, il-ilçe başkanları ve il-ilçe yöneticilerimiz tutuklanıp zindanlara yollanırken sesimiz daha gür çıkabilir miydi? BDP üyesi olarak bizlerin yapacağı hiçbir şey yok muydu? Bu saldırıları durduracak iradeyi kendimizde neden yeterince göstermedik?
Son günlerde yoğunlaşan saldırılara karşı ciddi bir sivil itaatsizlik eylemi gerçekleştirmek elzem olmuştur. BDP, zaferle çıktığı her seçiminden sonra saldırıya uğruyor, seçilen bütün yöneticiler zindana konuluyor. Burada temel amaç, legal siyaset zeminini ortadan kaldırmak, partiyi işlevsiz hale getirmektir. Bir partiyi ayakta tutan asıl güç üyeleridir. Artık bu saatten sonra, tüm yük parti üyelerin omuzlarına yüklenmiş bulunuyor.
Kürt legal hareketi, sivil itaatsizlik eylem biçimine yabancı değildir. Daha önce “sayın demek suç ise ben de sayın… diyor ve kedimi ihbar ediyorum” kampanyası yapmıştık. Yine siyasi irade beyanında üç milyonun üstünde imza toplanmıştı. Bugün BDP’yi gencinden yaşlısına sadece Kürtler değil, başta Türkler olmak üzere ülkemizde yaşayan tüm halklar sahiplenmeli.
BDP’ye yönelik siyasi soykırım saldırılara karşı nasıl bir tavır alınabilinir? Nasıl bir sivil itaatsizlik eylemi geliştirilebilinir? Gözaltına alınıp tutuklanan arkadaşlarımız KCK’li olmakla suçlandığına göre, eylemin temel amacı bu iddiayı çürütecek bir argümana oturtulmalıdır.
Başka yerlerde olduğu gibi, İstanbul’da da pek çok yönetici arkadaşımız tutuklandı. Bu arkadaşların seçilmesinde oy kullanan biri olarak; şunu açıkça ifade etmek istiyorum: Eğer iddia edildiği gibi bu kişiler KCK’li ise onların, o mevkilere gelmesinde payı olan ben de KCK’liyim. Çünkü onları biz seçtik. Nitekim sayın Selahattin Demirtaş da yaptığı açıklamada “Eğer onlar KCK’liyse, genel başkanları da ben oluyorum” demişti.
Yaklaşık bir hesapla, BDP’nin İstanbul’daki üye sayısı 10 bin civarındadır. Ayrıca son seçimlerde İstanbul’da alınan 300 binin üzerindeki oyu, göz ardı etmemek gerekiyor. Her üye veya partiye oy vermiş olan her kişi savcılıklara gidip, kendini ihbar ederek, “Yönetici arkadaşlarımızı neyle suçluyorsanız, ben de aynı suçu işledim” diyebilir. Bu bir nevi sivil eylemsizlik eylemidir. Eğer böyle bir şey yapmazsak tarih karşısında sorumlu olacağız.
Eğer bu ülkenin özel yetkili mahkemeleri binlerce, on binlerce insanı tutuklayabiliyorsa, buyursun tutuklasın. Denilebilinir ki, devletin gücü var; herkesi tutuklayabilir. Belki de yaparlar ama on binlerce insanı tutuklayan bir devlet de “demokratik devlet” olmaz. Başta Suriye olmak üzere, başkalarına “demokratik adımlar at” demesinin de inanırlığı kalmaz. Dahası kaderi, Tunus, Mısır ve Libya’daki yönetimlere benzeyebilir…
* Kandıra 2 nolu F Tipi Cezaevi