
Kürsünün önüne tutuklu Şırnak Milletvekili Selma Irmak’ın fotoğrafını koyan Buldan, "Bugün ben Şırnak Milletvekili Selma Irmak’ım. Bu da benim mazbatam" dedi. Buldan, Irmak'ın konuşma metnini okudu. "Ben Selma Irmak, sizler gibi partimin listelerinden değil, Şırnak ilinden bağımsız aday oldum, tercihli oy kullanan 46 bin 278 insanın iradesi olarak milletvekili seçildim. Şu anda Meclis'te değil, Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi'ndeyim. Meclis internet sitesinde Selma Irmak adresinde ‘A Blok Alt Zemin 1’inci Banko No: 7’ yazılmış ama bu adres yanlış. Benim adresim, Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi 4’üncü Bayan Koğuşu, Diyarbakır" diye başlayan konuşma metninde Irmak, rehin olarak tutulduğunu, çünkü düşüncelerini ifade eden bir Kürt kadını olmak dışında suçu bulunmadığını söyledi. Genel Kurul'da değil de rehin olarak tutulduğu Diyarbakır Cezaevi'nde ne yaptığını, politik bir dil ve göndermelerle anlatan Irmak, "Evet değerli milletvekilleri, ben fiziken aranızda olamasam da, ruhen sizlerle birlikte olduğumu ama yüreğimin Şırnak halkıyla çarptığını bilmenizi isterim” diye noktaladı. Buldan, Irmak'ın konuşma metnini okuduktan sonra "Sevgili Selma Irmak, biz de seni seviyoruz. Fiziken bizimle olmasan bile, ruhen yanımızda olduğunu, kalbinin, yüreğinin sana oy veren, seni seçen Şırnak halkıyla olduğunu biliyoruz. Seni ve tüm tutsakları saygıyla selamlıyoruz" dedi.
Gülser Yıldırım'ın konuşması
BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, Mardin Cezaevi'nde rehin tutulan Mardin Milletvekili Gülser Yıldırım adına konuştu.
Tuncel, kürsü önüne Mardin Milletvekili Gülser Yıldırım’ın fotoğrafını koydu. 2 yıldan fazladır rehin tutulduğunu belirten Yıldırım, BDP Grubu'nun kürsüde konuşmalarını iletmesinin çok önemli olduğunu söyledi.
12 Eylül'de başlattıkları ve 68 gün süren açlık grevi ve taleplerini hatırlatan Yıldırım, taleplerin hala ortada olduğunu vurguladı.
19 Aralık'ta cezaevlerinde yapılan katliamı anımsatan Yıldırım, devletin cezaevleri politikası ve egemenlik anlayışının siyasi tutsaklara yansımasını anlattı. Yıldırım, "F Tipi cezaevleri gerçeğini ortaya çıkarmak, özellikle 19 Aralık'ın sorumlularını ortaya çıkarmak ve yargılamak bu Hükümetin sorumluluğu altındadır. Eğer gerçekten insan haklarından, demokrasiden, işkenceye sıfır toleranstan bahsediliyorsa 19 Aralık'ın hesabı sorulmalıdır, bu hesap sorulmadıkça Türkiye'nin karnesi hep zayıf kalacaktır" dedi.
Önder, Ayhan adına
BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, tutuklu Urfa Milletvekili İbrahim Ayhan adına konuştu. Önder tarafından kürsü önüne Urfa Milletvekili İbrahim Ayhan’ın fotoğrafı konuldu. Önder, "Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bugün Meclisteki yerinde olmayan, onun yerine cezaevi ranzalarını işgal eden, haksız yere, bir yoldaşımız adına konuşacağım" diyerek Ayhan'ın konuşma metnini okudu:
“Benim adım İbrahim Ayhan. Barış ve Demokrasi Partisi Urfa Milletvekiliyim. 69 yılında Siverek’te doğdum. Ziraat mühendisi oldum Yüzüncü Yıl Üniversitesinde. Daha sonra, 97-2007 yılları arasında Urfa Eğitim-Sen Şube Başkanlığını yürüttüm. Fiilen öğretmenlik yapıyordum. Bu arada Kastamonu’ya sürgüne gönderildim. Daha sonra -Başbakan diyor ya ‘Niye cezaevindekileri aday gösterdiniz?’ diye- 2007 yılında da Urfa adayıydım. Bin küsur oyum devlet ve koruculuk sistemi tarafından gasbedildi, sadece bin küsur oyla milletvekilliğimiz elimizden alındı. Eğer milletvekili olmasaydım, seçilmeseydim şu anda dışarıdaydım çünkü benim dosyamda delil diye sunulan şeylere ‘delil’ diyebilmek için hukuktan çok habersiz olmak gerekir. Urfa Cezaevi'ne atıldım. Urfa Cezaevi'nde, oradaki elverişsiz koşulları protesto eden mahkum çocukların isyanı üzerine çıkan yangında 13 tanesi hayatını kaybetti. Seçilmiş bir milletvekili olarak bir gece apar topar -tabiri caizse- terliğimizi giymeye fırsat bulamadan Adana Cezaevi'ne sürgün edildim. 2 kez kalp enfarktüsü geçirdim. Milletvekili yoldaşlarımızın gayretiyle, kamuoyunun baskısıyla Diyarbakır Cezaevi'ne gönderildim. Şu anda sizlere Diyarbakır zindanından sesleniyorum.
Bir Urfa anekdotu anlatmak istiyorum size. Hep bizler suçlanıyoruz. En küçük bir sürçmemiz, en küçük bir sıkıntımız büyütülerek dağ şekline getiriliyor. Devletin bu mütehakkim, baskıcı, zulmeden yönüne hiç kimse ağzını açıp bir şey söylemiyor. Buna dair bir Urfa anekdotunu paylaşmak istiyorum sizlerle: Urfalının birisi hastalanmış, Ankara’ya getirmişler Urfa’da yeterli sağlık şeyi olmadığı için. Bir kadın profesör asistanlarıyla “vizit” yaparken Urfalının başucuna gelmiş, klinik tabloyu asistanlarına özetliyormuş. “Bakın, işte, beniz soluk, nefesi hırıltılı, gözler çökmüş, avurtlar çökmüş, rengi kaçmış, işte, derisi büzüşmüş falan“ demiş. Urfalı şöyle bir yarım, gözünü açmış, güçlükle bu tabloyu özetleyen hocaya bakmış ve şu sözler dökülmüş ağzından: “Zannedersin kendisi Türkan Şoray.” demiş. Şimdi, devlet bizim topraklarımızda hiç de Türkan Şoray güzelliğinde değil. Bize muhalefet edenler, bu hak arama mücadelesinde buldukları, itibarsızlaştırma amaçlı kullandıkları en küçük detayları bile hep büyüterek gündemleştirirken, devlete dönüp devletin o baskıcı, zulmedici, yok sayıcı yönüne bir tek laf etmiyorlar.
Bir garabetin de içindeyiz. Milletvekili özlük hakları bütün Meclis'in duyarlı yaklaşımı sonucu bize tanınmışken, milletvekilliği görevini ifa etmemiz türlü gerekçelerle engelleniyor. Bizim durumumuza, tutuklu vekillerin, tutsak vekillerin durumuna dair yapılan kanuni düzenlemeyi Sayın Meclis Başkanı, ‘Yargının, yasa koyucunun ne kastettiğini, iradesini anlaması lazım.’ diye, dünya hukuk tarihinde görülmemiş bir tavırla, bu yasanın neye hizmet etmesi gerektiğini bu ülkenin yargıçlarına anlatmaya çalışıyor. Buna rağmen bizler, bir halkın seçilmiş iradesi olarak, temsilcileri olarak halen cezaevlerinde tutulmaya devam ediyoruz.
Biz burada yalnız başımıza değiliz. BDP’nin sivil siyaset alanında faaliyet gösteren bütün seçilmişleri -özellikle yerel bazda- ve aktif olarak yer alan bütün unsurları ‘KCK’ adı altında cezaevlerine sokulmaktadırlar. Hükümetin şöyle bir yaklaşımı vardı: ‘Silahla mücadele, onun siyasi uzantılarıyla müzakere’ diyordu. Hayatın tüm alanlarında olduğu gibi, bu lafı da tamponundan anladılar; sivil siyasetle mücadele ediyorlar, silahlı unsurlarla müzakereyi tercih ediyorlar. Ne kadar barışçıl, sivil siyaset alanında rol üstlenen, sorumluluk alan insan varsa hepsini cezaevine tıkıştırıyorlar.
Son olarak, gelecekte filmlere konu olacak bir trajikomik KCK yargılama rezaletinden bahsetmek istiyorum. Malumunuz, BDP Siyaset Akademisi uzun yıllar dinlenmiş, bu dinlenmeler tab edilmiş. Burada anlatılanlar Kuantum fiziğinden, Big Bang’e, evrim teorisinden güncel felsefi kavramlara dair tonla şey. Savcı bunu olduğu gibi iddianameye koymuş fakat bu mahkemenin yargıcı bunu dinlemeye tahammül edememiş.
50 sayfa atlatmış yargıç, 50 sayfa sonra avukatların itirazı üzerine bir 4 sayfa dinleyince ‘Bu bana çok ağır geldi’ demiş, duruşmayı tatil etmiş.
Şimdi, buradan tutsak bütün vekil arkadaşlarım adına söylüyorum: Bu yargılamalar, bu hukuksuzluklar, bu usulsüzlükler, bu zulümler sadece size değil; size, sizin tırşıkçilerinize, sizin çanak yalayıcılarınıza, sizin evlatlarınıza ileride çok ağır gelecek. İnsan içine çıkamayacaksanız, filmlerin, romanların konusu olacaksanız, şebek yerine konulacaksınız, zararın neresinden dönerseniz kardır.”
ANKARA