Üç kağıtçıları bilir misiniz? Hayır başbakanlardan, bakanlardan, ailelerinden, irili ufaklı kapitalistlerden, yolsuzluk yapanlardan ve tamamen kapitalist kanunlara uyanlardan, vergi veren ya da kaçıranlardan filan değil bu işe ismini veren gerçek ‘üç kağıtçı’lardan söz ediyorum. Bir çoğunuz bilmiyordur. Artık kaybolan bir meslek oldu,  küçük esnaf üç kağıtçılık. Üç iskambil kartı vardır ellerinde ve genellikle kız olur bunlar. Tanıtıcı reklam sözleri ise ‘Bul karoyu al parayıdır.’ Üç kağıdın içinden karo kızını bulursanız, üstüne koyduğunuz paranın iki katını alırsınız. İlk başta bile aslında kazanma şansınız 3’te 1 gibi görünür. Basit bir düşünce ile bile kaybetmeniz çok daha büyük olasılıktır.

Ancak sizi oyuna katan bir şey vardır. Bu siz oradan geçerken oynayan kişidir. Daha oyunu seyretmeye başladığınızda oltaya yakalanmış olursunuz. Üç kağıtçı, karo kızını gösterir, elini bir sağa bir sola sallar ve bırakır yere. Hiç ses çıkarmadan ‘ortadaki’ diye düşünürsünüz ama oynayan sağdakini seçer, kaybeder. Ortada çıkar kız. Oynasaydınız kazanmıştınız. Bir daha oynar adam. Yine karo kızını gösterir üç kağıtçı ve bu sefer sola koyar. Solda, solda diye düşünürsünüz. Adam bu sefer ortaya koyar parasını ve kaybeder. Soldaki kağıdı açar karo kızı ordadır. Oynasanız kazanacaktınız. Param bitti der adam. Öyle oynarsan kaybedersin diye düşünürsünüz göz göre yanlış yere oynuyordur. Başkası oynamaya başlar. Siz de seyretmeye. Karo kızı dolaşır ve ortaya düşer. Adam elli lira basar ortaya kazanır. Öder parasını küçük esnaf üç kağıtçı. Çok basittir her şey. Siz de katılırsınız oyuna ve her para basışınızda kaybedersiniz. Bir türlü seçtiğiniz yerde çıkmaz karo kızı. Çünkü ilk kaybeden, sonra kazanan hepsi aynı şirkettendir. Bu tezgahın oyuncularıdır. Nasıl mı kazanırsınız? Kazanamazsınız. Hiçbir zaman kazanamazsınız. Eğer küçük el hareketindeki aldatmacayı sezer ve karo kızının yerini bulursanız. Polis geliyor diye biri bağırır ve tezgah toplanıp başka yere taşınır... Kazanamazsınız.
Bu el hüneri, kaybolup giden 'mesleği' özellikle sistemin seçiminden HDP, yaklaşık 9.8 oy aldığında anlatmak istedim. Herkesin damağında zafer tadı varken mutlaka vurgulamam gerekiyordu. Esas dönüşümü sağlayabilmek devrimci toplumsal araçların inşası ile mümkün olabilir. Yoksa binbir güçlük içinde varılan bu durum, sandığımdan çok daha iyi gelişse bile yine de kazanılamaz. Seçim sonuçları sadece ancak Demokratik Özerkliğin yani bana göre radikal katılımcı bir demokrasinin inşasında bir araçtır. Mesela Venezüella da seçim ve referandumlar Bolivarcı hükümetin değişimin bir dinamiğidir ama bu durum hem hükümet olabilmişken, hem de bir çok ülkeden farklı ve istisnai bir durumdur. Ayrıca bütün yaşadığı sorunları bir tarafa koysak bile temelinde, 1989'da Caracas’daki Caracosa isyanı, 1992 Chavez’in halkçı darbe girişimi ve özellikle de 2002'deki faşist darbeye karşı halkın ayaklanarak hükümeti kurtarması vardır. Bu yüzden Demokratik Özerkliği özellikle idari anlamda çok iyi formüle edilmiş DBP ile birlikte tanımlarken mutlaka devrimci toplumsal araçlarla, komünler, kooperatifler, kollektif işletmeler ile bugünden inşa etmeli...
Israrla ve bıkmadan; komünler, kooperatifler ve kollektifler...