İngiltere’de 2010 yılında yapılan seçimde, koalisyonla dahi olsa sonunda hükümete girme şansına kavuşan Muhafazakar Parti’nin ilk yaptığı işlerden biri küçük ortakları Liberal Demokratları’da ikna ederek eğitim ve sağlık alanında ‘reform’lara girişmek oldu. Yanlış ellerde doğru kelimelerin bile anlamını yitireceğini tahmin etmek zor olmasa gerek. Reform adı altında giriştikleri en ‘önemli’ işlerden biri üniversite eğitim harçlarının üst limitini 3000 Sterlin’den 9000 Sterlin’e çıkarmak oldu. Üniversite öğrencilerinin ve hatta eğitim emekçilerinin sert itirazları ve protestoları o kadar şiddetliydi ki hükümet dişini göstermek ve onlarca öğrenciye uzun süreli hapis cezaları vermek zorunda kalmıştı.
Yine aynı hükümet 2010 yılında çıkardıkları bir yasayla ‘Ücretsiz Okul’ (Free School) adı altında eğitimde ‘özerkliğin’ son noktası olduğunu iddia ettiği bir projeyi yasalaştırmıştı. Yasaya göre veliler, öğretmenler ve eğitim sektöründen kişiler bir araya gelip ‘ücretsiz okul’ kapsamında kendi okullarını kurabilecekler, hükümet ise bu girişimleri inceleyip değerlendirdikten sonra onay verirse, normalde devlet okulu açmak için harcayacağı parayı onun yerine bu girişimcilere verecekti. Ayrıca bu okullar yerel yönetimlerin denetiminden muaf tutulacak ve direk olarak merkezi hükümete bağlı Eğitim Bakanlığı tarafından kontrol edilecekti.
İlk bakışta mantıklıymış görünen bu yasayı muhafazakar bir hükümetin böylesine iddialı bir şekilde savunması karşısında medya bile bu işin altında bir bit yeniği olduğunu sezmişti. Nitekim eğitim uzmanları ve ilgili sendikalardan gelen ilk yorumlar bunu doğrular nitelikteydi. Bu ‘ücretsiz okul’ larla ilgilenebilecek zamana ve maddi güce sahip olanlar ebeveynler ve girişimciler sadece orta ve üst kesimden insanlardı. Bu da eğitimde zaten tehdit edici boyutta olan sosyal adaletsizliği, hali vakti yerinde olanların lehine ileri boyutlara taşıyacaktı.
Dile getirilen diğer bir kaygı ise bu okullara en çok ilgiyi gösterecek olan kesimlerden birinin de belirli dini ve politik görüşlere sahip gruplar olacağı idi. Eğitimdeki kalitenin ülke genelinde ve seküler bir düzeyde arttırılması yerine hükümetin tüm dikkatini bu ‘özerk’ okullara vermesi mevcut sorunların arka plana atılması demekti. Üstelik Londra genelinde bile 2016 yılına kadar devlet okullarında ilköğretim seviyesinde 118,000 yeni kontenjan yaratılamazsa eğitimde tam bir kriz yaşanacağına dair raporlar bulunmaktayken hükümetin bu sorunu seri halde ve makul fiyatla yeni okullar kurmak yerine ‘ücretsiz okul’ gibi aslında son derece pahalı işlerle uğraşması son derece manasızdı.
Tüm bu tartışmalar geçtiğimiz hafta ücretsiz okulların başarısız olduklarına dair yayınlanan bir raporla tekrar alevlendi. Rapor, yeni açılan ücretsiz okulların yarıdan fazlasının kontenjanlarını dolduracak sayıda öğrenci bulmakta zorlandıklarını ortaya koydu. Bu da hükümetin vergilerden gelen halkın paralarını verimsiz kullandığına dair bir yankı oluşturdu. Tartışmalara alev katan diğer bir olaysa Sussex’de bulunan bir ücretsiz okul hakkında yeterli kalite standartlarını karşılamadığı gerekçesiyle bakanlık tarafından kapatılma kararı verilmesi oldu. Kısa bir zaman önce de Derby’deki başka bir ücretsiz okulun yönetimi, yine başarısızlıkları yüzünden görevden alınarak bir nevi kamulaştırılmıştı.
Bir taraftan üniversite harçlarını arttırarak parası olmayanlara üniversite kapısını kapatmak isteyen muhafazakar hükümet, diğer bir yandan orta ve üst gelirli ailelere ‘ücretsiz okul’ adı altında imkan sağlayarak isterlerse kendi çocukları için farklı okullar kurarak bir nevi çocuklarını diğer alt kesimden izole etmelerini destekliyor. Bunu yaparken de muhafazakar değerler adına yaptıklarına hiç şüphem yok zira bu tip sağ politikalar insanların zaten eşit olmadıklarını ve olamayacaklarını peşinen kabullenerek yola çıkarlar. Umalım ki İngiltere halkı da bu politikaların zararlarını geç olmadan fark edebilsin.
‘Ücretsiz Okul’ fiyaskosu
İngiltere Gündemi