Türkiye kışkırttı.
Adana ve Mersin’de başlayan, parsel katliam girişimleri;
Diyarbekir’deki kitle katliamı denemesi;
Seçim öncesi ve sonrası, Ankara’nın sabırsızlığı;
Erdoğan’ın sessizliğine kodlanan kolonyalist şiddet;
"Suruç"la başlatılan yoğun Türkiye müdahalesi;
Güney Kürdistan sınırlarını tanımayan, "çaresizlik hamleleri";
Ve…
"Savaş başlayacak" korkuyusla uyanan Kürdistan ve Türkiye halkları.
Tüm bu son gelişmelerle, eski Türkiye hükümetlerinin Kürdistan’da devam ettirdikleri "Özel Harp" arasında bir fark var mı?
Tümü, hükümranlığın devamı;
Silaha dayalı sistemin devamını sağlayan, artık "kader" olarak addedilen ve "yabancı" kabul edilmeyen ve yaşamın içinden kareler.
Ve Kürdistan halklarının kaderlerini kanıksamasını dikte ettiren ve hep tekrar eden "yeni" müdahaleler.
Suçluları, onyıllar önce, hep tekrardan ortaya çıkan, "uslanmaz" Kürdistan’lı gençler olarak kabul edildiler.
Türk ve Türkiye’lilik…
Kürdistan’daki halklara dünyayı zindan eden iki terim.
Karşılığında "Kurd û Kurdistan"ı uyandıran vahşet.
"Kurd û Kurdistan", Kürtler’i harekete geçirdi.
Üst inanç "İslam".
Türkiye’de de öyleydi.
Türkiye’nin işgal ve sindirme politikasını reddeden Kürdistan’daki halklar arasında, nüfusun dörte üçünü oluşturan Kürtler, Türkiye’nin yaptırımlarına karşı ayaklandıklarında, Türkiye’nin tersi bir sistem ideolojisi yaratmamışlardı.
Bu da Kürdistan’da yaşayan diğer etnik kimlikleri, en çok yan güç olmayla sınırlamış oldu.
Asuriler, temkinliydi.
Ermeniler, "yeni güç" Kürtler’e inanmak için, sabretmek üzere beklediler.
Kürdistan’daki Türkler, yaşam nizamı içinde kendilerini görmemeyi, geleceğin kaderi olarak bildiler.
Kürtler umutla yola çıkıyor;
Diğer halklar bu umudun ortakları değil;
Komşularıydılar.
Tüm bu oyunu "Kantonlar/Rojava"daki "hesapta olmayan" değişim bozdu.
"Proje" HDP tarafından devam ettirildiğinde, Türkiye’nin Kürdistan’a tahakküm eden "sır"ı da bozulmuş oldu.
Hep tekrar eden oyunu bozan temel güç, Kürdistan’da son otuz yılın ortaya çıkardığı "üçüncü jenerasyon" oldu.
"Otuz yıllık savaş"ta şiddetin aktif şahitleri/katılımcıları ve kurbanları, eski oyun perdesini kapattılar.
Ulus ve toprak üzerinde inşa edilen sistemler döneminin dünya insanlık toplumunu zehirlediğinin ilk toplumsal belirtileri, "Rojava" ismiyle manifestolaştı.
"Uluslar ve Dinlerüstü" bu proje, sadece bir teori olarak kalmadı.
Türkiye ve Kürdistan halklarını harekete geçiren "Rojava" sihirli bir kod gibiydi.
Ve bu yaşamın temelini atan jenerasyon başta Kürdistan’daki "üçüncü jenerasyon"du.
Sosyal bir patamayla, son seçimlerde "Rojava"yı Ankara’ya taşıyan bu nesildi.
Türkiye’nin bu yeniden "sert" müdahalesinin temelinde duran bu kapsamlı "müdahale", "üçüncü nesil"e karşı çaresizlik oldu.
Proje Kürdistan’ı salladı.
Türkiye’de deprem etkisi yarattı.
Dünyaya yayılma şansı yüksek yeni bir "umut"!