"En ucuz işçi bizde" diyerek yabancı sermayeyi yatırıma çağırıyordu iktidar. "Biz yedik, doymadık, gelin beraber yiyelim" diyorlardı.
Bir torba kömüre, bir torba makarnaya muhtaç hale getirilmiş kitleler, açlıktan ölmemek için en ucuza çalışmaya hazırdı. İster yer altında, ister mevsimlik işlerde, tersanelerde, inşaatlarda olsun çalışacak milyonlarca işsiz vardı. Taşeron firmalar aracılığıyla sendikasız-sigortasız- kaçak işçi çalıştırmanın önündeki bütün engeller kaldırılmıştı. İş-işçi güvenliği fazla lüks geliyordu. Bunlar kalkınmanın önündeki engellerdi.
İktidar, yaptığı yollar, konutlar ve yoksullara dağıttığı kömürlerle övünüyor. Ama o insanların niye o kadar yoksul olduğunu söylemiyor. O kömürleri çıkarmak için kaç işçinin, nasıl öldüğünü de açıklamıyor. Öyle ya, "Bu işin fıtratında ölüm var"
Ermenek'te, toprak altında kalan 18 işçiden ikisinin cenazesine ulaşılmış. Bakan bu haberi sevinçle veriyor. Artık işçilerin ölmesine üzülmüyoruz, cenazelerin bulunmasına seviniyoruz. Devletin katlettiği kayıpların cenazesini bulmuş gibi. Zaten birer ikişer ölen işçiler, haber bile olmuyor. Onlarca, yüzlerce işçi ölünce bir haber değeri oluyor. O da bir kaç günlüğüne, ya da haftalığına... Soma'da katledilen yüzlerce işçiyi bile unuttuk. Soma işçilerinin Ermenek'e gitmesi de yasaklanıyor. Çünkü orada da, aynı bakanlar nutuk çekiyor. Soma işçileriyle karşılaşmak istemiyorlar.
İnşaatlarda her gün birer ikişer ölenleri bırakalım, Torunlar inşaatın asansör katliamında ölen işçileri kim hatırlıyor? Ya mevsimlik işçiler? Her sene yollara dökülen yoksul Kürtler Akdeniz, Ege, Karadeniz ve Trakya'ya kadar yayılır. Onların varlığını ya daha yollarda kaza denilen cinayetlerde öldüklerinde duyarız ya da gittikleri yerlerde ücretleri verilmeden terörist denilip linç edildiklerinde. İki temel sorun işçilerin boğazına kör düğüm olup vurulur. İşçiler ve Kürtler birleşmedikçe bu kördüğüm kesilip atılamaz. Özgürlüğe ulaşılamaz.
Bunca işçi ölürken Takdir-i ilahi deyip işverenler bakar, iktidar bakar, devlet kurumları bakar. Baksalar da iyi, üstüne işçileri suçlarlar. İyi de adı işçi sendikası olanlar ne iş yapar?
Boşuna "En az üç çocuk" demiyor Erdoğan. Bu aşağılık soygun ve zulüm sistemine, açlıkla terbiye edilmiş, bir torba kömüre oy verecek, ucuza çalışacak ve bedavaya ölecek çok işçi-asker lazım.
Bir yandan işçilerin ölüm haberleri geliyor, bir yandan da Kobanê'de ve her yerde özgürlük için direnenlerin.
Soma'dan sonra, Ermenek işçileri toprağın altında....
Paramaz'dan, Cennet'ten sonra Kader'in şahadetleri...
6-7 Ekim'de devletin katlettiği kırktan fazla insan...
HDP merkezinde, bir saldırgan PM üyesi Ahmet Karataş'ın boğazını kesiyor.
AKP liderleri buna "İleri demokrasi" diyorlar.
Onlar için "Ucuz işçi cenneti", "ileri demokrasi" ama bizler için cehennem oluyor hayat.
"Kelle fiyatına hürriyet,/ Esirlik bedava;/ Bedava yaşıyoruz, bedava,"