10 Ekim katliamında yitirdiğimiz canlarımız için 101015Ankara.org sitesinde gönüllüler portreler hazırladı. Zira ölenlerin birer rakam değil senin benim gibi etten, kemikten, sinirden yapılı olduğu, bir hayatları olduğu anlatılmalıydı bu acı memlekette. Diyarbakır’dan Suruç’a, oradan 10 Ekim’e, bu Cumartesi 4 kişinin devlet terörüyle öldürüldüğü Gever’e kadar öyle çok ölüm yaşanıyor, öyle çok rakam söyleniyor ki. Kadın cinayetleri, iş cinayetleri de cabası. O yüzden, ‘Rakamlar ölmez, insandır o ölenler!’ demek şart olmuştu.
Bir yıl oldu. Emek, barış ve demokrasi için taşın altına ellerini koymaya gitmişlerdi. Şüphesiz 100 yıldır bu topraklara ekilmiş şovenizm tohumlarını sökmek, yerine halklar arası duygudaşlık, eşitlik, kardeşlik köprüsünü inşa etmek için birilerinin bunu yapması gerekiyordu.
101 emekçinin parçalanarak yaşamını yitirdiği, yüzlercesinin yaralandığı bu saldırı emeği, barışı, demokrasi talebini ve halklar arasındaki kardeşliği hedef aldı. Egemenlerin barışa uzanan ellere, savaşa hayır diyen emekçilerin iradesine cevabı katliam oldu.
Diyarbakır, Suruç, 10 Ekim ve son bir yıldır yaşanan yaklaşık 20 patlama halklarımızın tepesinde Demokles’in kılıcı gibi tutuluyor. Çoğu demokratik muhalefete yönelen bu saldırıların hiç de tesadüf olmadığı, iktidarın katliamlardaki payı her geçen gün daha çok gözler önüne seriliyor. İçerde, dışarıda savaşa sarılarak, siyasi tasfiyeler, yıkımlar ve kayyum atamaları ile bilinçli bir şekilde kaos daha da büyütülüyor. Çünkü 7 Haziran’dan buyana Erdoğan ve AKP’nin hak etmedikleri iktidarı zorla elde etmeleri ancak savaş, kan ve gözyaşıyla mümkün olabilmişti, egemenliklerini sürdürebilmeleri de başka türlü mümkün olmuyor.
Aradan bir yıl geçti. Ortaya saçılan bilgilerden, belgelerden, savcıların delilleri karartmasından, hükümetin politik yönelimlerinden anlıyoruz ki 10 Ekim de, Suruç da devlet tarafından biliniyor ama engellenmiyor. Şüphesiz her on yılda bir darbe geçirmiş, tarihi kanlı olaylarla dolu bir ülkede bu şekilde sonuç çıkartmak abartı olarak ele alınamaz. MİT’in başındaki kişinin ortam dinlemesin takılan ve ifşa edilen; ‘Gerekirse Suriye'ye dört adam gönderirim. Türkiye'ye 8 füze attırıp savaş çıkartırım’ sözleri kişisel değil, devletin kirli yüzü.
Yaşananlar 15 Temmuz darbe girişiminin ve ardından gelişen Erdoğan AKP fiili darbesinin taşlarını ördü. Bu gün artık OHAL ve KHK darbesi ile yönetilen bir ülkede yaşıyoruz. Bundan sonra artık başkanlık sistemi ya da tek adam diktatörlüğü için elverişli an kollanıyor. O güne kadar gidebildikleri yere kadar böyle yürümeyi gözlerine kestirmiş görünüyorlar. Savaş ve kaos olmadan tek adam sistemi kuramazlar Savaşta ve kaosta ısrar ediyorlar.
10 Ekim’de yaşamını yitirenlerden Elif Kanlıoğlu’nun babası bir konuşmasında şöyle demişti, “Burada ölenlerin talebi barıştı. Kürtler eşit vatandaşlık için, emekçiler ekonomik talepleri için, kadınlar özgür birey olabilmek için gençler gelecekleri için barış istiyordu. Bu talepler barış olmadan olamazdı”. Evet, çok doğru bizim de barış olmadan yeni bir yaşam kurabilmemiz, kendi kaderimizi ellerimize almamız mümkün değil. O yüzden bizlerin barış mücadelesi de hep sürecek.