Ceylan Önkol 14 yaşında bir çocuktu. Koyun otlatırken askerlerin attığı havan topu sonucu yaşamını yitirdi.
Berkin Elvan 15 yaşında bir çocuktu. Ekmek almaya bakkala gitmişti. Polisin fırlattığı biber gazı kapsülü ile yaşamını yitirdi.
Uğur, babası ile birlikte katledildi. Annesi hem Uğur’un, hem eşinin delik deşik vücuduna sarılarak ağıtlar yaktı.
Ceylan’ın vücudu paramparça oldu. Annesi ağaçlardan Ceylan’ın dağılan parçalarını eteklerine topladı.
Berkin, 269 gün yaşam mücadelesi verdi. Annesinin gözleri önünde eridi gitti.
Bu üç çocuk da katledilirken büyük ihtimal “anne” diye çığlık attılar; çünkü çocuklar canları acıdığında hep “anne” der. Ve bu çocuklar bir kere ölürken anaları bin kere öldü.
Bu üç çocuk da AKP Hükümeti ve Erdoğan’ın başbakanlık yaptığı bir ülkede katledildi. Bu üç çocuğu da Erdoğan’ın polisleri, askerleri öldürdü. Bu üç çocuğun da acılı ailesine Erdoğan bir başsağlığı bile dilemedi. Peki ne yaptı?
Uğur ve babasının katledilişi kamuoyuna “2 terörist öldürüldü” diye açıklandı. Daha sonra 4 polis hakkında açılan kamu davası güvenlik gerekçesiyle Eskişehir’de görüldü ve mahkeme 4 polisi meşru müdafaadan beraat ettirdi. Beraat kararı Yargıtay tarafından da onanınca, iç hukuk yolları tüketilerek aile tarafından dava AİHM’e taşındı ve AİHM Türkiye’yi suçlu buldu. Oysa “meşru müdafaa”; gelen saldırıya karşı kendini korumaktır. Ellerinde silah olan polislerdi, Uğur değildi.
Ceylan’ın katledilişinden sonra “görevini kötüye kullanmak” suçlamasıyla açılan soruşturmada şüpheliler hakkında takipsizlik kararı verildi. Ayrıca mahkeme heyeti, Lice’nin PKK’nin yoğun faaliyet gösterdiği yer olarak göstererek, burada birçok askerin yaşamını yitirdiği yönünde hatırlatmalara da yer verdi. Yani ‘Ceylan’ı parçalayarak öldürmüşler de ne olmuş, o kadar da asker öldü, olur böyle iş kazaları’ diyerek olayın üzerini kapattılar.
Berkin’in katledilişinden sonra ise mahkemelerin veya hukukun nasıl bir tavır alacağını bilmiyoruz ama Ceylan ve Uğur’un dava süreçlerine baktığımızda tahmin etmek de zor olmuyor. Bildiğimiz de bir şey var ki, o da bu çocukların katillerinin hala elllerini kollarını sallayarak aramızda dolaştıklarıdır. Ve bir şey daha biliyoruz ki, o da Erdoğan’ın Berkin’in arkasından neler söylediğidir.
Berkin’in arkasından tüm Türkiye ve Kürdistan halkı yas tuttu. Tanık olduğum en kalabalık üç cenazeden biriydi Berkin’in cenazesi. Hrant Dink, Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez gibi Berkin Elvan’ında cenaze töreni, ona yakışır şekilde oldu. Üç cenazenin de verdiği mesaj; toplumsal refleksti. Bütün bu cenazelere katılan insanların çoğu vicdanı sorumlulukları ağır bastığı için oradaydılar.
Erdoğan, bu üç cenazenin de ortaya çıkardığı mesajı görmedi, görmek istemedi. Aksine saldırgan tavrını sürdürmeye devam etti. Berkin’in ölümünün arkasından söyledikleri ise yenilir yutulur gibi değil.
Erdoğan’ın seçim mitinginde Berkin’i ‘terörist’ ilan etmesi ve Berkin’in annesi Gülsüm hanımı yuhalatması sözün bittiği andır. Erdoğan’ı dinlemeye gelen taraftar kitlenin de, Erdoğan’dan aşağı kalır yanının olmadığını da gördük böylelikle.
Erdoğan, “Ben evlada sevgiyi, muhabbeti bilirim ama sizin evladınızın mezarına karanfil ve demir bilye atışınızı pek anlayamadım! O demir bilyeyi acaba niçin atıyorsun evladının mezarına? Neyin mesajını veriyorsun?” diye soruyor. Ben söyleyeyim başbakan, çocuklar bilyeyle oynar? Berkin daha çocuktu. Onu bile anlamayacak kadar gözün dönmüş. Senin oğlunla olan muhabbetini hepimiz gördük, duyduk. Berkin’in ana-babasının evladıyla olan muhabbeti, senin oğlunla olan muhabbetine benzemez, o yüzden anlayamazsın!
Gezi eylemlerinde Berkin ile birlikte 7 gencin hayatını aldı Erdoğan. Ailelerin acılarını paylaşmalarına bile izin vermedi. Kandan beslendiğini direk beyan ediyor. Selahattin Demirtaş’ın “biz seçime hazırlanıyoruz, başbakan savaşa” dediği gibi ülkeyi bir kaosa sürüklemenin peşinde.
Zulmün artsın Erdoğan, artsın ki-zeval bulasın!
Uğur, Ceylan ve Berkin’in katilleri nerede?
Uğur Kaymaz 12 yaşında bir çocuktu. Polislerin attığı 13 kurşunla yaşamını yitirdi.