... yıllarca öğretmenliğini yaptığı çocuklar ve onların velileri tarafından, „Kızıl kancık, orospu çocuğu, kahpe, katil, kızıl kalleş“ bağırışları arasında Franco taraftarlarınca askeri bir cemseye bindirilip bilinmeyen bir yere götürülür. Aslında Don Gregorio’nun tutuklanmasından önce „minik serçe“ Moncho ve arkadaşı Roque’nin birçok defa sevişmelerini izledikleri, Carmina’nın sürekli birlikte olduğu erkeği tarafından köpeğinin öldürülmesiyle kasabanın huzuru bozulmaya başlamıştır. Minik serçe Moncho’nun gözünden bu köpeğin katledilmesi değişecek kolektif histeriye de işarettir. Sonrasında kasabının müzik grubunun organizatörleri, küçük Roque’nin babası dahil onlarca cumhuriyetçi, linç için toplatılmış örgütlü faşist kalabalıklarca yuhalatılır, küfür edilir. Ve Moncho ile ailesi bu örgütlü faşistlerin nezdinde babasının cumhuriyetçi geçmişini örtmeye yemin etmişçesine tek tek teşhir edilerek askeri araçlara bindirilen komşularına küfür ederler… Sadece bir gün önce Moncho’nun abisi, onu oyundan çağırıp aceleyle eve götürtmüş, annesinin talimatlarıyla babasına ait tüm solcu gazeteleri, kitapları, flamaları ve imajları toplu halde yakmışlardı. Öğretmen Don Gregorio’dan önce Roque’nin babası teşhir edilir. Moncho’nun sıra arkadaşı, sırdaşı, uğruna kavga ettiği Roque’nin de babası…
Bu sahne şöyle de kurgulanabilirdi: Her PKK eyleminden sonra kapı komşusu Hazar ve ailesinin kapısını kıran apartman çoğunluğu, okulda Berfin’i oyundan dışlayan küçük Mehmetçikler, sokaklarda „Vatan Bölünmez“ sloganlarıyla kesk û sor û zer imajlar arayan kızlı, erkekli, genç, yaşlıların estirdiği modern Türkiye milli pogromcuları, üç gün önce elbiselerini temizlettikleri Mahmut’u yumruklayan birkaç delikanlı, sürekli bahşişe boğduğu garsonu aşağılayan orta sınıf bir Kumkapı „efendisi“… Çalıştığı iş yerinde öğle yemeği esnasında gözüne çatal kaşık batırılacak büro çalışanları… Tabii tüm bunlar yukarıda bahsettiğim Jose Luis Cuerda’nın Kelebeklerin Dili filminde yaşanmıyor. Ne yazık ki günlük hayatımızda otuz yıldır eksik olmayan çatışmalarda devletinin varlığı ve geleceğine tüm kişiliğini adamış kimi Türklerin sıradan, günlük faşist davranışları…
Kelebeklerin Dili filmi, hem muhteşem oyunculuklarla hem senaryo diliyle hem yönetmenin sinemanın tüm unsurlarına hakimiyetiyle 20. yüzyılın faşizm öncesi ortamlarını anlatmasındaki başarısıyla dünya kültür mirasına bir armağandır. Ailesinin Moncha’ya taktığı „minik serçe“ lakabını o kadar içselleştirmiş ki yeni gittiği okulunda öğretmeni Don Gregorio’nun ona adını sorusunu ancak „Adım Minik Serçe“ diyebilmiş saflıkta bir çocuktur. Faşizm, bu küçük kasabaya adım adım ama insanın derinliklerinde tüm korkuları işleyerek gelir. Moncho’nun gözünde, öğretmeni Don Gregorio önceleri bir kahraman sonra bir bilge daha sonra kendisinin tüm çocukluk halleriyle ilgilenen bir arkadaş, en sonunda „kızıl kancık“ bir „orospu çocuğu“ olur. Bu  kaba deyim kasabalı faşistlerin öğretmene tutuklama zamanı taktıkları bir lakaptır. Çocuk, kasabalının gözünden öğretmene bakar, onların ağzından ona küfreder ama içi paramparçadır. Tıpkı babası gibi, annesi gibi…
Film, sadece insan hikayeleri üstüne inşa etmez seyirlik gücünü, aynı zamanda kasabanın havası, suyu, bahçeleri, ormanları ve hayvanlarıyla da doğaya bir saygı filmidir. Henüz faşizm; tankı, topu, gazı ve ateşiyle uğramamıştır ama uğradığında Dersim’de, Amed’de, Hakkari’de neleri yaktıysa Madrid’de de onları yakacaktır; ağaçlar, otlar, böcekler, karıncalar ve çiçekten polen taşıyan kelebeklerin dillerini de…
Kasabada kışın son demlerinde başlayan „Yaşasın cumhuriyet“ sesleri baharın gelişiyle, kelebeklerin kanat çırpınışlarıyla yerini yavaş yavaş „Yaşasın İspanya!“ sloganlarına bırakacak.
Moncho’nun gözleri okula ilk başladığı günlerdeki gibi göklerden aydın değil, onun bakışları artık güneş içmiyor, o, artık kendisine yaşanabilir özgür dünya bırakmak isteyen özgürlükçü bir öğretmene faşizmin küçük akbabaları gibi saldırıyor, lanet okuyor…
Jose Luis Cuerda’nın yazdığı, yönettiği ve yapımcılığı üstlendiği ödüllü bir yapım. 1936 yılının İspanya’sında, okula yeni başlayan bir çocuğun gözünden Cumhuriyet’in getirileri ve İspanyol İç Savaşı’yla birlikte yıkılması sonucu yaşanan dramı, insanlardaki politik psikolojiyi kullanarak resmetmesiyle seyirlik bir film hem de korkularımızın yaratacağı trajik sonu yansıtması bakımından yaşamın içinden bir hikaye.