- Rêber Apo, ulus-devleti sorunu çözen değil, üreten bir zihniyet ve örgütlenme formu olarak değerlendirip, demokratik entegrasyonu alternatif çözüm yöntemi olarak ortaya koyuyor.
HALİT ERMİŞ
Son 200 yıldır krize dönüşen Kürt sorununun, toplumsal alanda sorunlar yumağına dönüştüğü artık genel kabul görüyor. O halde yeni bir ulus-devlet kurmak yerine Türk devleti ile Kürtler arasında demokratik entegrasyon bir çözüm olabilecek mi?
Kürt Halk Önderi, demokratik entegrasyon çözümünü dile getirirken, tarihsel süreç içinde birikmiş toplumsal sorunları analiz ediyor, bu sorunlardan temel çıkış yöntemi olarak nitelendiriyor. Bunun için Demokratik Toplum Manifestosu’nda süreci, sadece Kürt sorununun çözümü ile sınırlı ele almaz, küresel çapta iktidar güçleri ve özellikle de ulus-devlet zihniyeti sahipleri ile toplum arasında yaşanan sorunların aşılmasını hedefler: “Demokratik entegrasyon, aslında tarihsel yanlışlığa, çözümsüzlüğe, soykırıma varan faşist yaklaşımlar da dahil, sorunu içinden çıkılmaz hale getiren ulus-devletçi perspektife alternatif, sadece Kürt sorunu bağlamında değil, küresel bir çözüm önerisi, bir tez, teori ve perspektif olarak geliştirilmek istenmektedir.”
İktidar ve devletçi zihniyet
Burada dikkat çekilmesi gereken husus, Kürt sorununun tarihsel bağlam içinde ele alınmasıdır. Tam da burada tarihsel sosyolojinin zorunlu gerekliliği ortaya çıkar. Kürt Halk Önderi, bugün Kürtlerin yaşadığı soykırım ve baskı sisteminin temeline iktidarı yerleştiriyor. Günümüz kapitalist modernitesinin ulus-devletçi zihniyetini ise sorunun zirveleşmesinin nedeni olarak gösteriyor. Ulus devleti, sorunu çözen değil, sorun üreten bir zihniyet ve örgütlenme formu olarak değerlendiriyor. Buna alternatif çözüm yöntemi ise devlet ile demokratik toplum arasındaki sorunların demokratik entegrasyonla çözülebileceğini ortaya koymaktadır.
Öyle ki, Demokratik Toplum Manifestosu’unda çözüm yöntemini ortaya koyarken ulus-devleti kapitalizmin siyasal alandaki ifadesi, somutlaşması olarak ifadelendirir. Konuya dair şu tespit, tarihsel boyutu kadar günümüz toplumsal sorunlarının nedenlerini ortaya koyması açısından son derece aydınlatıcıdır: “Kapitalist modernitenin siyasi alandaki ifadesi ulus-devlettir, ekonomik alandaki ifadesi kapitalizmdir, ekoloji alanında da endüstriyalizmdir.”
Burada dikkat çekilmesi gereken şey, Kürt Halk Önderi’nin toplumsal sorunları parçalı ve birbirinden kopuk bir gelişim seyri yerine, bir bütün ama aynı zamanda birikimsel olarak gelişen bir zihniyet ve sistem ürünü olarak ele almasıdır. Bu sistem ki, düşünsel ve ekonomik olarak tükettiği kadar doğanın tahrip edilerek yaşanmaz hale getirilmesine de neden olmaktadır.
Asimilasyona karşı entegrasyon
Dikkat çekilmesi gereken en temel hususlardan birisi de demokratik entegrasyon ile asimilasyon arasındaki farktır. Burada devreye yine ulus-devletin karakteri girer. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, ulus-devleti sorunun tarihsel birikim nedeni olarak nitelendirirken, asimilasyonu da ulus-devletin temel yapısal bir özelliği olarak tanımlar: “Ulus devletin çözümsüzlüğü iki ana başlık altında toplanabilir. Birincisi, asimilasyondur. Doğuşuyla birlikte tüm gerici kültürü tasfiye etme adı altında bütün toplumsal değerleri asimile etmiştir. Bu, ulus-devletin küresel bir özelliğidir. Her yerde ilk adım olarak asimilasyona yönelmiştir. Karşımıza daha uç noktada asimilasyonun devamı olarak soykırım çıkar. Asimilasyonla fiziki soykırım birbirini besleyen iki yöntemdir. Asimilasyonist yöntemle bitiremediğini fiziki soykırımla bitirmek ister. Daha da somutlaştırırsak, kültürel kırımla tamamlayamadığını fiziki soykırımla tamamlamaya çalışır. Kapitalist modernite, bu özelliğini az veya çok her zaman ve her yerde uygulamıştır.”
Dayatma felakete yol açtı
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın da ulus-devlet yerine demokratik entegrasyonla ulus-devlet ile demokratik toplumun bir arada yaşamasını (demokratik uzlaşı temelinde) tercih etmesini eleştiren kimi ulus-devletçi yapı ya da kişilere cevap verir nitelikteki şu belirlemesi ise son derece dikkat çekicidir. Bu tespit, bir yönüyle Kürtlerin bugün yaşadıkları sorunun kaynağını da net bir şekilde ortaya koymaktadır. Sorunun çözümsüzlüğü hususunda ulus-devletin asimilasyoncu yöntemi birinci neden olarak ortaya konulduktan sonra; ikinci neden olarak ise ulus-devletlerin niceliksel çoğalımına işaret edilir. “İkincisi niceliksel yönüdür” denilerek, şöyle devam ediliyor: “Küresel anlamda ulus-devletler her yerde inşa edilerek sayısı çoğaltılmıştır. Neredeyse yeryüzünde ulus-devlet inşa edilmedik bir yer bırakılmayarak vazgeçilmez, zorunlu temel bir siyasal sistem haline getirilmiştir. Biz de PKK olarak ortaya çıktığımızda ulusal kurtuluş ve bağımsızlık savaşıyla bunu bir çözüm modeli olarak esas aldık. Bunun bir kapitalist modernite çözümü olduğunu açıklığa kavuşturmamızla birlikte hızla terk etmemiz de gerçekleşmiştir. (…) Kimi yerde kutsal devlet, kimi yerde gerici Orta Çağ kalıntılarını temizleyen bir aktör, kimi yerde kültürel devrim yapan ilerici bir model veya insanlığı sapkınlıklardan kurtaran bir kahraman gibi gösterilse de ulus-devletin çözüm olarak dayatılması, her durumda bir felakete yol açmıştır.”
Ulus-devletlerin birer sömürü, soykırım ve toplum düşmanı zihniyet içerdikleri ve bu zihniyetin gereklerini de pratikte sürekli olarak uyguladıklarına en somut kanıt ise Kürdistan’ı dört parçaya bölen ulus-devletlerin son 100 yıllık Kürt soykırım uygulamalarıdır.
Açıktır ki, bu devletlerin hiçbirinde demokrasiden, insan haklarından ve özgür yaşamdan söz edilemez. Bu tamamen ulus-devletin karakteriyle bağlantılıdır. Kaldı ki bu sadece sömürge statüsünde tutulan Kürt halkı için değil, adlarına ulus-devlet inşa edilen halklar açısından da böyledir. Ne Arap ne Fars ne de Türk halkı, mevcut ulus-devletleri içinde özgürlüğün zerresini dahi yaşayabiliyor.
Devam edecek: Demokratik toplum-Demokratik ulus çözümü