Özelikle son iki yüz yılda Kürtlerin başına ne geldiyse birlik olmamalarından geldi. Kürdistan’ın her parçasında “Kürtlerin temel sorunu nedir?” sorusunu kime sorarsanız sorun, alacağınız ilk cevabın ‘birlik olmama sorunu’ olacağına kuşku yoktur. Birlik olmak ille de herkesin aynı parti içinde yer alması ya da toplumdaki her katmanın, her sınıfın her konuda aynı şeyleri düşünmesi demek değildir. Birlik olmak, temel ve hayati konularda ortak düşünmek ve ortak eylemde bulunmaktır. Kürtlerin birlik olamamalarının pek çok nedeni bulunmaktadır. Bugün Kürtlerde birlik oluşturacak görüşlere her şeyden daha çok ihtiyaç vardır.
Kürtler olarak birliğimizi bozan ve birlik olmamızı engelleyen öncelikle sömürgeci egemenliktir. İkincisi, halk olarak sorunlarımızın tarihsel, kültürel ve siyasal ağırlığına denk düşmeyen günübirlik, dar ve benmerkezci düşüncelere dayanan siyasi yaklaşımları aşamamış olmamızdır. Kürtler uzun bir aradan sonra tarihlerinde ilk defa bu düzeyde bir demokratik ulusal birlik oluşturma fırsatını bizzat kendileri yarattılar. Son süreçte ulusal konferans ekseninde Kürtlerin birliğini daha yoğun biçimde tartışmaya başladık.
Kürtlerin hızla birlik olmaya doğru yürüdüğü son günlerde devam eden tartışmalar ve yapılan açıklamaların Kürtleri bölen sömürgeciliğin baskı ve zulmüne son verip veremeyeceği önem arz etmektedir. Kürtler en azından ulusal konferanstan sonra birlik konusunda daha güçlü bir konumu yakalayabilecekler midir? Bu önemli bir sorudur. Kürtler kendi birliğini tartışırken, başını TC’nin çektiği şer cephesi, ‘bölücü başı’ olarak Kürtleri bölmekle kalmayıp, bir iç çatışmanın içine çekmeye çalışmaktadır. Türk devleti, “Kürtler ulusal konferanslarında PKK’ye silaha bıraktırmalıdır” demektedir.
‘Arap baharı’ denilen süreçte Ortadoğu politikasını Neo-Osmanlıcı bir zihniyet ve yayılmacılığa dayandırdığını saklamayan AKP iktidarının Kürdistan siyaseti ise fitne fesat yöntemiyle Kürtleri birbirine vurdurmaktır. Faşizm kavramıyla izahı zor olan sınır tanımaz zulüm uygulamalarını sürdüren AKP, Kürtlerin kurbanlık koyun gibi boyunlarını kılıcın altına uzatmalarını istemektedir. Kürtlerin örgütlenerek birlik olmalarını ve meşru savunma temelinde kendi pervasız saldırganlığına karşı direnmelerini suç sayıp kendi suçlarını Kürtlere yüklemektedir. Kürtlere karşı suçlu durumda olan TC bu siyasetini Kürtlerin ağzından dillendirerek, ‘bir mermi ile iki Kürt öldürmek’ istemektedir. ‘Silah bıraktırma’ bu siyasetin konu başlığıdır.
Kürtlerin ‘silah bırakma’ gibi bir gündemi olamaz. Bunun TC’nin gündemi olduğu açıktır. Sayısı bir milyona yakın bir orduya sahip olmakla övünen Türk devleti, sıra Kürtlere gelince ferdi savunma silahlarını Kürtlerin teröristliğinin kanıtı olarak göstermekte, bunu yaşamsal önemde bir sorunmuş gibi dünyanın getirmektedir. Kuşkusuz kanın gövdeyi götürdüğü bölgemizde sorunları silah kullanmaksızın çözmek dinler kutsallığında bir değere sahiptir. Fakat Ortadoğu’da şiddetin dilini kullanan ve savaşı derinleştiren güçler TC gibi ulus-devlet güçleridir. Libya ve Suriye örnekleri ortadır. Kuşkusuz Kürtler de hemen her zaman silaha bir değer biçtiler. Kürt insanı hemen her zaman yastığının altında en azından bir hançer, bir kama bulundurdu. Ancak bu bir yerleri işgal etmek, başka halkları soykırıma uğratmak, çocuklarını ele geçirip asimile etmek, kimliksel ve kültürel imhayı dayatmak için bir silahlanma değildi. Kürtlerin kendilerini savunmak için böylesi bir kültürü vardı. Bu Kürtler açısından bir savunma tarzıydı.
Kürtler ulusal birlik konferansına giderken öncelikle birliğini istemeyen dış güçlerin tuzaklarına düşmekten imtina etmelidir. Sömürgecilerin ipiyle kuyuya inilmez. Türk devleti Kürdistan’ı bölen ve Kürtlerin ulusal birliğini dağıtmanın da ötesinde ulusal onuruyla oynamaktan geri durmayan bir düşmanlık içindedir. Özgür Kürt kimliğini kabul etmemenin yanı sıra, ‘PKK’ye silah bıraktırma’ amacını gerçekleştirmede kullanmak istediği Sayın Barzani’nin siyasi kimliğini isimlendirmekten dahi kaçınacak kadar Kürtleri hakir görmektedir. Sayın Barzani gibi, Kürtlerin belli bir kesimi tarafından kabul görmüş bir Kürt siyasi kişiliğinin kimliğini telaffuz etmeyi dahi kendisi için küçülmek olarak gören bir oluşumun özgürlük sorunu olan ortalama bir Kürt’e nasıl yaklaşacağını varın siz düşünün. Bu mantaliteye sahip bir devlettin her söylediğinin tersini düşünmek ve yapmak Kürtlerin birliğine daha çok hizmet edecektir.
Kürt Ulusal Konferansı kadar tartışılan şu silahsızlandırma meselesini Kürt inkarcılığına meşruluk sağlamak için tartışan da Türk devletidir. Sanki Kuzey Kürtleri gerilla savaşı başlattıkları için devlet Kürtleri inkar etmeye başlamış, yüzbinlerce askerini Kürdistan’a bu yüzden yerleştirmiştir. Yani inkar ve imha Kürt silahına karşı Türkiye Cumhuriyeti’nin savunma refleksiymiş gibi bir demagoji hakim söylem haline getirilmiştir. Bunun tersinin doğru olduğunu söylemek bile gereksizdir. O zaman Kürt Ulusal Konferansına gidilecekse ve birlik olmak büyümek ve güçlenmek demekse -ki öyledir-, silah meselesinde de silah bırakma değil, ‘Kürt ordulaşmasını, Kürt savunma güçlerini, ulusal savunma stratejisini’ tartışmak birliğin ruhu gereğidir.
Kürt Ulusal Konferansında Kürt halkının ulusal birliğinin başarısının dayanacağı kararların başında ulusal savunma strateji gelecektir. Bu özellikle Kürt inkar ve imhasının hala sürüyor olmasından ötürü böyledir. Yoksa başkalarının malında, canında ve namusunda gözümüz olduğu için Kürtlerin savunma stratejilerini ortaklaştırmalarını istemiyoruz. Savunma stratejisi ulus-devlet mantığı ile de ele alınmamalıdır. Savunma denilince, genelde devletler için savaşarak ölmek ve öldürmek akla geliyor. Zaten Sayın Barzani de “Kürt gençleri ancak bağımsızlık için ölebilir” demişti. Ancak sömürgeciler de Kürtleri silahsızlandırmayı da aynı kavramla telaffuz edip tartıştırmaktadır. Kuşkusuz burada konumuz ‘bağımsızlık’ tartışması yapmak değildir. Ancak uğruna ölünüp öldürülen o bağımsızlığın ne olduğunu Tunus’ta, Libya’da ve Mısır’da açıkça gördük. Irak devletinin ne kadar bağımsız olduğunu da biliyoruz. Küresel büyük şirketin acentesi olmak bağımsızlık olamaz. Bağımsızlık dünyanın egemen güçlerinin tümü saldırsa da direnmekten asla vazgeçmemektir. Bunun için gerekli ve zorunlu olan da öncelikle arkadaşı ve karındaşının sağlam olmasıdır.
Ulusal Konferansa doğru