15 Ağustos Gerilla Atılımı'nın otuzuncu yıldönümü kutlamaları devam ediyor. Kürtler Batı ve Güney Kürdistan’da yaşanan direniş nedeniyle bu yıldönümünü daha farklı kutluyorlar. Hem sokaklar çok sıcak, hem de gerilla alanları. Dağda görkemli gerilla törenleri yapılıyor. Dört parça Kürdistan’da ve yurtdışında halk büyük gösteriler yapıyor. Kürdistan Özgürlük Hareketinin değişik kurum ve örgütlerinden art arda açıklamalar geliyor. Kürtler 15 Ağustos Atılımı'nın otuz yılda yarattığı kazanımlarla son derece hareketli ve kendine güvenli görünüyor.

Otuzuncu Ulusal Diriliş Bayramı kutlamalarında son derece açık ve önemli mesajlar veriliyor. Öyle ki, herkes için verilen ciddi mesajlar var. Kürt kurumları herkesten önce kendilerini ve toplumu uyarıyorlar. İçinde yaşanan konjönktürde hem ciddi tehlikelerin, hem de tarihi olanakların bulunduğunu belirtiyorlar. Dolayısıyla başta kadınlar ve gençler olmak üzere tüm toplumsal kesimleri süreci doğru anlamaya, birlik ve mücadele içinde olmaya çağırıyorlar. Böylece tehlikeleri bertaraf ederken, var olan olanakları da özgürlük ve demokrasi çizgisinde kendileri ve bölge halkları yararına değerlendirmek istiyorlar.
Kürtlerin 15 Ağustos mesajlarında AKP Hükümeti'ne uyarılar da başta geliyor. Oyalamadan vazgeçmesi ve Demokratik Çözüm Sürecine doğru yaklaşması isteniyor. Bu konuda özellikle Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın yürüttüğü çalışmalara değer verilmesi ve sunduğu çözüm projelerinin gereklerinin yerine getirilmesi önemli görünüyor. Kürtler kara yüzlü IŞİD çetelerine destek vermemesi için de AKP’yi uyarıyorlar. Çünkü söz konusu çetenin en büyük desteği AKP’den aldığını çok iyi biliyorlar.
Dolayısıyla Kürtlerin en çok uyardıkları ve lanetledikleri güç IŞİD oluyor. IŞİD’in özellikle Şengal’de gerçekleştirdiği katliamlar, Kürtler arasında çok büyük bir öfke ve tepki yaratmış bulunuyor. Şengal Direnişi tüm Kürtleri direniş çizgisinde birleştirirken, Gerilla Komutanlığından IŞİD örgütüne yönelik çok ciddi ve sert bir uyarı yapılıyor. Bu durum önümüzdeki süreçte IŞİD ile Kürtler arasındaki savaşın çok daha büyüyüp yayılacağını gösteriyor.
15 Ağustos mesajlarında KDP’ye yönelik de önemli uyarı ve çağrılar var. IŞİD karşısındaki pasif ve başarısız duruşu çok ciddi bir biçimde eleştiriliyor. Güney Kürdistan dahil tüm Kürdistan çok ciddi bir tehlike altındayken, KDP’nin IŞİD’e yönelik gösterdiği uzlaşmacı tutum Kürtleri fazlasıyla rahatsız ediyor. Hele hele IŞİD çete saldırılarına karşı Kürtlerin gücüne güvenecekken, bunu yapmayıp da AKP’yi ve ABD’yi yardıma çağırması tüm Kürtleri öfkelendiriyor. Başta KDP olmak üzere tüm Kürt örgüt ve kurumları, birliği ve mücadeleyi yükseltmeye çağrılıyor.
Kürtlerin 15 Ağustos çağrısında Türkiye toplumu ve demokratik güçleri de çok önemli bir yer tutuyor. Bu konuda IŞİD saldırılarının ve arkasındaki güçlerin Türkiye açısından da çok ciddi bir tehlike oluşturduğu vurgulanıyor. Aynı zamanda Önder Abdullah Öcalan’ın yürüttüğü Demokratik Çözüm Süreci ile Ortadoğu’daki gelişmelerin Türkiye açısından yarattığı demokratikleşme olanaklarına dikkat çekilerek, bunların etkili bir biçimde değerlendirilmesi isteniyor. Bu çerçevede Türkiye toplumu ortak demokrasi mücadelesine çağrılıyor.
Kürtleri 15 Ağustos'un otuzuncu yıldönümünde bu kadar güçlü ve yaygın çağrı yapmaya götüren, kuşkusuz Rojava ve Başur’da yaşanan tarihi direniş oluyor. Yeni bir 15 Ağustos yılına girerken, Kürdistan neredeyse boydan boya şiddetli bir savaş cephesi haline gelmiş bulunuyor. Afrin ve Kobani’den Maxmur ve Kerkük’e kadar çok geniş bir hatta her gün ciddi çarpışmalar yaşanıyor. Cephe gittikçe Rojhilat’a doğru da genişliyor. Doğal olarak Bakur ve Rojhilat halkını da içine alıyor.
Kuşkusuz bu durumun 15 Ağustos Ulusal Diriliş ve Direniş Atılımı'yla bağlantısı var. Eğer otuz yıl önce her türlü köleliğe ve düşmana karşı ilk kurşun sıkılmasaydı ve otuz yıl boyunca söz konusu kahramanlık direnişi sürdürülmeseydi, elbette bugün Kürtler böyle güçlü bir direniş ve özgürlük arayışı içinde olamazlardı. Otuz yıldır Kürdistan’daki tüm gelişmeler doğrudan ve dolaylı olarak 15 Ağustos Gerilla Atılımı'nın etkisi altında yaşanıyor. Otuz yılda özgürlük bilinciyle dolu, örgütlenmesini geliştirmiş, cesur ve fedakar bir toplum yaratılmış bulunuyor.
Şimdi Kürtler, bölgede yaşanan Üçüncü Dünya Savaşı'nın  yarattığı ortamdan da yararlanarak bu imkanları özgürlük ve demokrasi açısından değerlendirmek ve kalıcı kılmak istiyorlar. Aynı zamanda varlıklarına yönelik tehlikeleri de böylece bertaraf etmeye çalışıyorlar. Bu durum Kürtleri yeniden tarih sahnesine çıkarıyor ve Ortadoğu’nun en dinamik ve stratejik gücü haline getiriyor. Bu da kendilerini ciddi tarihsel görevlerle yüklü kılıyor.
İşte böyle bir ortamda hem direniş ve hem de birlik çok önemli iki unsur haline geliyor. Böyle alaca karanlık bir ortamda örgütlü ve mücadeleci olunmazsa, var olan imkanlar yeterince değerlendirilemeyeceği gibi, söz konusu tehlikeler de bertaraf edilemez. Bunu ancak gerilla da dahil her türlü direnişi geliştirerek gerçekleştirmek mümkündür. Fakat her türlü tehlikeyi yok edecek bir direnişin de ancak örgütlenerek ve birlik olarak gerçekleştirilebileceği açıktır. Bu nedenle, varlığı ve özgürlüğü garanti altına alabilmek için direnişe, başarıyla direnebilmek için de örgütlenme ve birliğe ihtiyaç var.
Kısaca Ulusal Kongre gerekiyor. Mevcut koşullarda Kürtler için bir Ulusal Kongre toplamak, çok acil ve her şeyden önemli bir görev haline gelmiş bulunuyor. Başka türlü Kürtlerin söz konusu gelişmeleri karşılaması, tehlikeleri yok ederken, kalıcı özgürlük adımları atması mümkün olmaz. Ulusal varlığa ve özgürlüğe yönelmiş çok ciddi bir tehlike var. IŞİD’i arkasındaki güçlerle birlikte ele almak ve değerlendirmek gerekiyor. Dört parça Kürdistan savaşın ateşi içinde ve çatışmalar sürekli genişliyor ve derinleşiyor. Bu durumda çok şey yapmak gerekiyor ve herkesin yaptığı herkesi ilgilendiriyor.
Peki böyle bir durumda gereken kararları kim verecek? Kürtlerin kaderini hangi kurum belirleyecek? Sadece bir parti veya bir parça bunu yapabilir mi?
İşte böylesi tarihi sorular ortada cevap bekliyor. Çok açık ki, içinde bulunduğumuz tarihi koşullarda yalnız başına partilerin ve parçaların yapabileceği fazla bir şey yok. Kürtler açısından doğru ve bağlayıcı kararları ancak tüm partileri ve parçaları içinde birleştiren bir Ulusal Kongre verebilir. Bunun dışında başka ikinci bir yol kesinlikle yoktur. Bu nedenle, herkesin süreci doğru okuması ve böylesi tarihi bir süreçte imkanları doğru değerlendirebilmek için ulusal-demokratik birlik için çalışması gerekir.
Bu noktada Kürtlerin kendi işlerini yapabilecek güce, bilinç ve örgütlülüğe sahip olduklarını da belirtmek gerekiyor. Yani Kürtler artık kendilerine güvenmelidirler. Çünkü 15 Ağustos Atılımı temelinde son otuz yılda çok büyük bir güç ortaya çıkardılar. Dört parça da önemli mücadele deneyimleri yaşadı ve büyük birikimler elde etti. Eğer bunlar birleştirilir ve demokratik temelde işletilirse, varlık ve özgürlük için gereken gücü kesinlikle ortaya çıkarır.
İşte bu noktada KDP’nin duruşu ve tutumu eleştiri konusu olmaktadır. Direnişe yaklaşımı zayıftır. Peşmerge, IŞİD saldırıları karşısında başarılı sınav verememiştir. Dahası gerillayla birleşerek güçlerini artırıp savaşacaklarına ve bu temelde güvenliklerini ve özgürlüklerini koruyacaklarına, KDP yöneticileri umudu AKP ve ABD desteğine bağlamıştır. Tüm Kürt örgüt ve kurumlarına Ulusal Kongre çağrısı yapacağına, AKP ve ABD’ye destek çağrısı yapmıştır.
KDP’nin bu tutumu kesinlikle doğru değildir ve bundan vazgeçmelidir. Bir kere Kürtlerin buna ihtiyacı yoktur; çünkü kendi özgürlüklerini sağlayacak güçleri vardır. İkincisi, söz konusu güçlerin vereceği herhangi bir destek yoktur. Çünkü kelin merhemi olsa kendi başına çalarmış. Üçüncü olarak ise, başka güçlerin desteği ile bağımsızlık olmaz. Oysa KDP son dönemlerde en çok bağımsızlıktan söz ediyordu. Kürt bağımsızlığını sağlayacak yegane kurum Kürdistan Ulusal Kongresi’dir. Bunun dışında başka bir kurum ve güç bu görevi kesinlikle göremez.
O nedenle, Kürtler için en acil ve en önemli bir görev hemen Ulusal Kongreyi toplamaktır. Yurtsever ve demokrat olmak da, süreci doğru anlayıp değerlendirmek de bunu gerektiriyor. O halde tüm parti ve örgütler, tüm siyasal ve demokratik güçler bu gerçeği görerek Ulusal Kongre çalışmalarına aktif katılım göstermeli ve tarihsel görevini böylece yerine getirmelidir.