Kürdistan’ın onuru yanarken sen, mal, mülk, "berref edilmiş" (toplanmış) servetin hesabına oturmuş, uçan günlük kazancın peşine düşmüşsün, belengaz Kürt!..
Oysa, bu ülke ve bir halkın var olma savaşıdır. Başka bir şey değil, olmayandan merhamet dilenip izin almadan bebeğine isim seçebileceği, evladının soyu diliyle okuma, yazma öğreneceği bir hayatın var olma mücadelesi…
Çünkü, yer yüzünde herkese var, bu hayat. Bir tek sana yok Kürt.
Sen hangi servetten bahsediyorsun, "Xızan" Kürt? Sen, mıymınti bir pintilikle azalacak kazancın hesabındasın, ama gerçekte sen bile köle bile sayılmıyorsun. O nedenle malın, hiç bir mülkün, hatta saksıya diktiğin, bahçeye ektiğin çiçeğini efendisi bile değilsin.
Barbar, ipini koparıp sökün ettğinde hiç biri senin değildir. Kimliğini, kişiliğini istedin diye 1925’den, 1939’a kadar yurdunu yangına verdiler. Geli ve Newalleri mezar yaptılar sana. 1990’larda, kül olan dört bin köyünün dumanını seyrettin.
Bugün şehirlerin kuşatılıp, tanklar, havan toplarının atış poligonuna döşüyor.
Bugüne kadar, mal edindin, mülk topladın da ne oldu? Yurdun sana ait değil! Kazancının harcayan efendisi misin sanki?
Sahip olsan ne çıkar; evinin içinde horlanıyorsun! Onurun kırık, haysiyetin çukurda, çocuklarının yanında başın eğik!..
Başı eğikten Kürt mü olur? Hangi evlat, eş, yakın akraba ona saygı duyar?
Ağıdını söyleyen Ahmed Arif’in anlatımıyla, sen:
"Yangınlar,/ Kahpe fakları,/ Korku çığları,/ ve irin selleri, aç yırtıcılar/ suyu zehir bıçaklar ortasındasın. Bir cana, bir başa kalmışsın vay vay!.."
Bıçağı zehirle sulanmışlara başkaldıranlar, yenilgiyi huzur içinde zafer şenliğine dönüştürerek ipe gittiler.
Ardılları olan torunlarının naraları, şakıdı dağlarda.
Elbette, özgürlüğün bir pahası vardır. Özgürlüğün değeri, her dönemde ağır, mal ve can olarak fiyatı, yüksekti.
Dünün tarihini sıksanız düşenlerin çığlıkları, yangın ve yıkımlar fışkırır.
Günümüzde, Kürdistan mücadelesinin refleksi de yeni bir aşamada: Dağlara hapsedilmiş savaş, "taş atan çocuklar"ın büyümesiyle şehirlere taşındı.
Taş atan çocuklar mı? Onlar, gözleri önünde anneleri tekmelenen, babaları yerde sürüklenen, köyleri yakılan, varlıklıyken göç yollarında, sığıntı oldukları şehir ve kasaba varoşlarında sefaletin yükü altında ezilerek büyüyen, büyürken kinlenen ve Türk polisi, askerini gördükleri yerde taşa tutan…
Onlar büyüdüler, artık. Büyürken, bir manzaraya daha şahit oldular: Şehirlerde de, vurulmuş Kürt’ün hesabı yapılmaz, katile sorgu-sual olmazdı:
Çünkü, yasalarda resmen yazılı değil, ama hayatın gerçeklerinde Türk, Kürt karşısında, mavi kanlı misali, üstündü. Türk üniformalı ise eğer cinayet işlemek hakkıydı. Kürt nihayetinden, kuşaklar öncesinden beri, ölümü hak eden teröristti.
Bütün bir köyün gözü önünde, ensesinden tutulup öteye sürüklenen birinin kurşunlanması, Türk adaleti hükmünce cinayet ama, "faili meçhul"du. Toplu kırımlar, söz gelişi Kürtlerin uçaklarla bombardıman (Roboskî ve Koçağılı ile Kuşkunar köyleri) mahkeme kararı ile cezasızdı.
İliştikleri şehir ve kasabaların semt mahalleleri de abluka altına alınıyordu. Silahlı güçler, açılmayan kapıları kırarak düşman evi, iş yerlerine dalıyor, ortalığı döküp saçarak, insan emeğini ezip kullanılamaz ediyor, çıkarken, esirleri kelepçeleyerek, ite-kaka götürüyor, canları isterse Armutlu'da Dilek Doğan’a yaptıkları gibi vuruyorlardı.
Burada da vurulmuşun hesabı yok, katile sorgu-sual olmazdı.
İşte bu gençler, sahipsiz bahçeye talana çıkar gibi tazelenen taarruzlara karşı örgütlenip, şehir ve kasaba sokaklarında barikatlar kurarak, zırhlı araçların girişini engelleyen hendekler kazarak direnişe başladılar.
Bu mücadelede yeni bir aşamaydı. Ancak, bunu Kürdü Kürde karşı kışkırtma salvosu olarak kullanmak isteyenlerin zuhuru gecikmedi.
Barikat ve hendeklerin ekonomiyi ve bu arada iş adamları kazancını kötü etkilemeye başladığını yaymaya başladılar.
Oysa, ulusal mücadele ekonomik ve sosyal kazanımlarıyla, birbirini tamamlayan bütünün parçalarıydı. Siyasal ve sosyal haklar, ekonomik özgürlüğün de temeliydi.
Kürtlerin yerleşme, edinme, çalışma, iş kurma hak ile özgürlükleri güvence altında olmadığı için köyleri yakılıyor, iş yerleri saldırıya uğruyor, talan ediliyordu.
Kısa günün çıkarı, kar hesabı, bir halkın bütün bir geleceğine bedel ya da önünde değildi. Özgür olmayan halk talana açıktı; dolayısıyla kimsenin, ekonomik geleceği de yoktu…