
MURAT MANG / BIELEFELD
Êzîdî kadınlar, sorunlarını uluslararası alana taşımak amacıyla iki gün süren bir konferans gerçekleştirdi. Konuşmalar, paneller ve tartışmalar şeklinde süren konferansta, Şengal’ın özerk statüye kavuşturulması gerektiği kaydedildi.
Almanya’nın Bielefeld kentinde "Êzîdî kadınlara yönelik soykırım saldırılarına karşı direniş ve mücadele yöntemleri" başlığıyla uluslararası bir konferans gerçekleştirildi.
Konferans, Hazırlık Komitesi Üyesi Songül Talay’ın açılış konuşmasıyla başladı. Son iki yıldır Êzîdî toplumunun kadınlar öncülüğünde örgütlendiğini belirten Talay, Şengal’in kendi kendini yönetme hakkına sahip olması gerektiğini kaydetti.
Jenosidin tanımı
Uluslararası İnsan Hakları Komitesi Üyesi Patricia Sellers ise jenosidin tanımını yaparak, “Jenosid bilinçli olarak bir dinin, ulusun yok edilmesidir. Kadınların çocuk yapmasını engellemek, çocukların toplumundan, kültüründen uzaklaştırılması da jenosiddir.“
Uluslararası İnsan Hakları Örgütü’nün Kürdistan’da yaşanan suçları araştırmak için bir komite oluşturduğunu belirten Sellers, DAİŞ tehdidinden dolayı çalışmalara henüz başlanamadığını söyledi.
Soykırımda ilkin kadınlar hedef
Sellers’in konuşmasının ardından paneller serisine geçildi. İlk oturumda ‘Kadın Kırımı ve Jenosid tartışıldı. Bu bölümün konuşmacıları Bilimler Akademisi Üyesi Dr. Anush Hovhannisyan, REPAK üyesi Meral Çiçek, Dünya Kadın Yürüyüşü Üyesi Vania Martins idi.
Bir ulusu yok ederken ilkin kadınların hedef alındığını ifade eden Hovhannisyan, Ermeni, Asuri-Süryani soykırımlarından örnekler verdi. “Müslüman biri Hıristiyan bir kadınla evlendiği zaman çocuklar Müslüman oluyor. Kadın neden katliamlarda birinci unsurdur? Nüfusun çoğalmaması için kadın hedef alınıyor. İki Êzîdî kadın bu kırımı dünyaya anlatmak için yola çıktı. Êzîdî kadınlar utanmamalı, anlatmalı. Bu insanlık suçunu dünyaya anlattıkça yol yöntem arayışı içinde olmalıdır” diye konuştu.
‘Katliam ve tecavüz bir ideoloji haline getirilmiştir’
Konuşmasında Dersim ve Güney Kürdistan’da Kürtlere yönelik katliamlara değinen Meral Çiçek ise, bu katliamlarda erkeklerin çoğunun katledildiğini, kadınların ise elbiselerinden dillerine varana kadar değiştirildiğini, saçlarının sıfıra vurulduğunu, birçok kadının tecavüze uğradığını, satıldığını söyledi. Katliamın yaralarının halen kanadığını belirten Çiçek, “Katliam ve tecavüz birbirine çok yakındır. Bu bir ideoloji haline getirilmiştir” dedi.
Doktorasını Kürdistan’da kadına yönelik şiddet üzerine yaptığını belirten Vania Martins de soykırım tariflerinin Êzîdî kadınlarının başına gelenleri açıklamaya yetmeyeceğini kaydetti.
Gerçekliklerini kendilerine dahi anlatmaktan korkuyorlar
Oturumun ikinci panelinin konusu Êzîdî kadınlar üzerinde yürütülen katliam ve Şengal’in anlamı üzerineydi.
İlk sözü alan gazeteci Aysel Avesta, Êzîdî toplumunun tarihte 73’ten fazla ferman yaşadığını, bu fermanların toplum üzerinde derin psikolojik etkiler yarattığını söyledi. Buna karşı Êzîdîlerin kendilerini korumak yerine hep dışarıdan beklenti içinde olduklarına dikkat çeken Avesta, kendi gerçekliklerini kendilerine bile anlatmaktan korkar hale geldiklerini belirtti. ‘Şengal’i ele geçiren, Kürtler üzerinde kontrol sahibi olur’ diyen Avesta, Şengal’in stratejik öneminden bahsetti.
Siyaset ve Toplumbilimci Rosa Burç ise Şengal’in jeopolitik önemine dair harita üzerinden bir sunum gerçekleştirdi. Şengal’in otonomiye sahip olan Hewlêr’e mi yoksa Bağdat’a mı bağlı olduğunun bilinmediğini kaydeden Burç, Şengal halkının referandumla kendi statüsünü belirleyebileceğini söyledi.
Dayê Bûhar Şengal’den seslendi
Konferansa Şengal'den telekonferans yolu ile bağlanan Dayê Bûhar da DAİŞ saldırıları sırasında yaşadıklarını salondakilerle paylaşarak uluslararası güçlere harekete geçme çağrısında bulundu. Dayê Bûhar verdiği bir örnekten yola çıkarak şöyle konuştu: “Bir Êzîdî kadına 3 çocuğuyla birlikte müslüman olması zorlandı. Kadın kabul etmedi. Çocukları zehirleyip öldürdüler. Anne DAİŞ’den davacı olmak için emire gidip şikayetçi oldu. Emir anneye, ‘Siz kafirsiniz, size ne yapılırsa serbesttir’ dedi. Dinimizden dolayı bunlar başımıza geliyor. Müslümanlığı kabul etmeyen kadınlar kendilerini kayalardan attılar. Bizi satanlar, kadınlarımızı DAİŞ'e teslim edenler cezalandırılmayana kadar Şengal özgür olmaz.
‘Barzanî elini çekmedikçe Şengal özgür olmaz’
Êzîdîlerin asla baş eğmeyeceğini dile getiren Dayê Bûhar, şöyle seslendi: “Barzanî Avrupa devletlerinin verdigi destekle sözde bizi koruyacaktı. O kameralar karşısında, parlamentolarda konuşanlara sesleniyorum: PKK’den söz etmiyorlar. PKK bizi korudu. Bizi sırtlarında taşıdılar. Bu topraklar aynı zamanda Êzîdîleri kurtaranların topraklarıdır. PKK Şengal dağından çekilsin diyorlar. Biz bunu kabul etmiyoruz. Onlar bizim çocuklarımız. PKK Êzîdîleri korumak için Şengal’e gelmek istediğinde Barzanî, ‘Hayır ben onları korurum’ demişti. Ama yapmadı. Sesim onurlu ve namuslu Êzîdîlere, Kürtlere gitsin. İnsan hakları savunucuları artık silah vermesin Barzanî'ye. Diyorum ki Barzanî Şengal'den çekilmeyene kadar Şengal özgür olamaz. İnsanlar korkudan konuşamıyor.
‘Xanesor’da ne işin var?’
Peşmerge elbisesi giyenlerin canı kendi halkı için yanmalı. Pêşmerge diyoruz, pêş önde giden anlamına geliyor ama onlar en önde kaçtılar. Kadınlardan önce kaçtılar. Barzanî’ye soruyorum, Xanesor'da ne işin var? Rojava Peşmergeleri diyorlar. Onlar Erdoğan'ın çeteleridir. Onlar kapı komşularımızdı. Bizi katledenlerdi.“
Yaptığı konuşma ile salondakileri hem duygulandıran, hem güldüren hem de öfkelendiren Dayê Bûhar, slogan ve alkışlarla karşılandı.
Êzîdî kamplarında cami
Ayşe Gökkan ise göçün Êzîdî toplumunda yarattığı etkilere dair bir konuşma yaptı. Kuzey Kürdistan’a göçen Êzîdîlerin büyük baskı altında olduklarına dikkat çeken Gökkan, kamplara giremediklerini, Êzîdî kamplarında cami inşa edildiğini, halkın kimliğini özgürce ifade edemediğini söyledi.
Konferansta Efrîn’den telekonferans aracılığıyla bağlanan Dayika Cemîle de bir konuşma yaptı.
3’üncü panelin konuşmacıları ise Şengal’den kaçıp Avrupa’ya yerleşen Nêrgîz Emer Salih ve Kıbrıs’tan hukukçu Faika Deniz Paşa’ydı.
Katılımcılar, soykırım öncesi Êzîdî toplumunda kadının rolü, DAİŞ’in kadın düşmanı politikaları ve DAİŞ tarafından alıkonulan kadınların yaşadıklarına ilişkin sunumlar yaptılar.
Konferansın birinci günü, ‘Jin Jiyan Azadî’, ‘Bijî Berxwedana Şengal’ê’, ‘Bijî Serok Apo’ sloganları ile sona erdi.



