İlk insanlığın yeri ve yurdu Mezopotamya’da durdurak bilmeyen dinsel savaşlar, sonra imparatorlukların hegomanya savaşları ve ulusal bağımsızlıklar derken, Kürdistan’ın paylaşılmasının beraberinde getirdiği sömürgecilikle birlikte kıyımlar, talanlar Kürt halkının geç kalmış özgürlüğünü bu günlere erteledi. İsyanlar ve başkaldırılarla dolu olan bu tarih yeniden yazılıyor şimdi.
Uluslararası güçler karar vermişti, ve Büyük Ortadoğu Projesinin senaryosunu yazanlar çirkin oyunlarını oynuyordu. Birleşmiş Milletler suskundu, uluslararası güçler komploda hemfikirdi, fakat yeryüzünün en suskun ve en misafirperver halkı bu sefer kabul edemiyordu dünyanın ihanetini. Ve sessizliğini bozmuştu. Şeyh Sait’te, Seyit Rıza’ya yapılan komplo bu kez sonuç vermeyecekti. Bu kez mazlum halk bu ihanete, komploya ve zamana yenik düşmeyecekti.
Tek yürek olan Kürtler Roma’ya yığılmıştı, en duyarsız Kürtler bile isyan ediyordu ihanete. Protestolarla haksızlığa öfke dinmiyor, Kürtlerin bu kararlı bilinci emperyal devletleri şaşırtmış olacak ki, üç maymunu oynuyorlardı. Sözcükler anlamını yitirmiş, ölüm kalım ve direnişin mevsimlere ve yıllara yayılacağını iyi bliyordu Kürtler… Gerçek tarih çok şey söyler ve bu anlamda tarihi yeniden yazılacak olan Kürt halkının da söyleyecek çok şeyi olacak… Tüm bunlar yetmiyormuş gibi 13.yılına giren Kürt Halk Önderi Öcalan’ın kaçırılması, Rusya ve Yunanistan’ın Öcalan’a evsahipliği yapması gerekirken, komploya ortak olması, ABD’nin operasyonu ve daha dün kimliklerinden ötürü kıyımdan geçen İsrail’in de komplonun başını çekenlerden olması, bu oyunun çok boyutlu olduğunu gösteriyordu.
Kürt halkı kendi şahsında önderliğinin ihanete uğraması onda adeta toplumsal travmaya dönüşüyordu. Derin ve sessiz akşamların içinde bedenlerini ateşe verenlerin sayısı çoğaldıkça çoğalıyordu. Acılar yüreklere gömülürken umudun ve umutsuzluğun derin izlerini yansıtıyordu keder yüklü kaygılı gözler.
Ve yıllar sonra, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü için başlatılan kampanya çerçevesinde 7 haftadır Avrupa kentlerini dolaşan Öcalan’a Özgürlük Otobüsü Cenevre’deki Birleşmiş Milletler önünde çok sayıda ki Kürdistanlı tarafından coşkuyla karşılandı. Birleşmiş Milletler tarihinde hiç bir halkın sorununa çözüm bulamamış olsada anlaşılan Kürtler bu kurumdan asla vazgeçmeyecek. Otobüs ertesi gün Roma’ya doğru yol alacak.
Öcalan’a özgürlük ve cezaevleri koşullarının düzeltilmesi için paralel gelişen Türkiye cezaevlerinde ki süresiz-dönüşümsüz açlık grevleri (49. güne girdi ve artık ölüm oruçlarına dönüşmüş durumda) kritik bir sürece girdiği sıralarda Erdoğan, “Hiç kimsenin ölmesini istemiyoruz” demesi meğer Suriye içinmiş. Türk ve Avrupa ülkelerinin ekonomik çıkarlardan ötürü uluslararası düzeyde sesizlik hüküm sürüyor. Zulme dur demek için son derece hümanist eylem tarzı olan ölüm oruçları insanlığın vicdanına seslenmektir.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ABD’nin ve NATO’nun Suriye’ye baskıları sonucu 9 Ekim 1998’de Suriye’den çıkışıyla başlayan ‘uluslararası komplo’ için Ecevit, “Öcalan’ı bize niye verdiklerini anlamadık” demesi aslında Türk devletinin Kürt sorununu çözemezliğinin şifrelerini veriyordu. Aradan 13 yıl geçmesine ve binlerce insanın ölmesine rağmen AKP’nin statükoda ısrar etmesi, doğanın değişim yasasına karşı inatla direnmesi anlamına geliyor. AKP’nin Öcalan ve PKK’ye yönelik yaklaşımı başından beri oldukça statükocu, dar ve geleneksel Kemalist doktrinini aşmamaktadır. Kürt legal kurumlarının da Öcalan’a yaklaşımı son yıllarda bireyi aşarak kurumsal bir politik önderlik yaklaşımının netlik kazanması devletin Kürt Halk Önderliğini tasfiye etme çabalarını boşa çıkarmıştır.
PKK’yi ve önderliğini yıllardır kırminalize etmeye çalışan Türk basını bunda pek başarılı olamadı. Ancak Türkiye’nin NATO’nun üyesi olması ve ABD’nin Ortadoğu’daki jandarması olmasından kaynaklanan ilişkileri ABD’nin PKK’yi ‘terörist örgütler listesi’nden hiç düşürmedi. PKK silahlı mücadeleyi yürütürken, Cumhuriyet’in kuruluşundan beri süregelen katı asimilasyon politikası ve kanla bastırılan isyanlar silsilesinden ötürü halka güven vermesinin yanı sıra halkın aidiyet bilincini yükseltmesi gerekiyordu ve bu ternd yükseldi, yükseliyor da... Çocuklar ve yaşlılarda mücadelede yerlerini alıyordu; buna paralel olarak Kürt Ulusal Hareketi sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik anlamda bir sistem oluşturdu.
Ortadoğu’nun kaygan zemininde realite ile idealizm arasında bir denge kurabilen Kürt Halk Önderliği ırk esaslarına dayalı klasik ulusalcılıktan kaçındı. Ulusal demokratik haklar temel alınırken Kürdistan’da yaşayan farklı kimliklere ve inançlara özgürlüğü imkanlarınca teorik ve pratik anlamda hayata geçirdi, güven verdi. Öcalan’ın o zorlu avukat görüşmelerinde ve yazdığı eserlerde yerine göre felsefik, yerine göre de real politikalar üretebilmesi, Öcalan’ın tecritte tutulmasının başlıca nedenlerinden biri oldu. Ortadoğu’nun psikolojik ve politik şifrelerini iyi bilen Öcalan, Marksist gelenekten olması O’nun eşitlik temelinde farklı halklarla federatif ve konfederatif demokratik devlet modellerini benimsemesi ve çözümde samimi olması emperyal güçlerin işine gelmiyordu. Kürt hareketi demokratik eşitlikçi bir çözüm temelinde mücadelesini yükseltirken AKP’nin “çözüm” adı altında tasfiyede ısrar etmesi onu zamanla diğer partiler gibi Kürdistan’dan silmesini kaçınılmaz kılacaktır.

dere@bluewin.ch