Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik geliştirilen tarihi 9 Ekim uluslararası komploya karşı mücadele on sekizinci yılına giriyor. On sekiz yıl hiç kuşkusuz çok uzun bir zaman dilimi. Kürt halkının bu kadar uzun bir zaman sürecinde uluslararası komplo gibi bir saldırıya karşı direnmiş ve komployu boşa çıkarmış olması elbette çok önemli bir durumdur. Hele hele on sekizinci yıla komployu tümden yenmek gibi büyük bir iddia ile giriyor olması daha da önemlidir.
Bilindiği gibi, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yöneltilen uluslararası komplo esas olarak Kürdü inkar eden ve imha etmek isteyen küresel bir sisteme dayanmaktaydı ve bu amacı başarmayı hedeflemekteydi. Bunun için küresel kapitalist sistemin önderliğini yapan güçler tarafından kararlaştırılıp planlanmış ve uygulamaya konmuştu. Yine ihtiyaç duyulduğu oranda sistemin tüm güçlerinden yararlanılmış ve bu tür güçler kullanılmıştı.
9 Ekim 1998 günü başlatılan uluslararası komplo saldırısı, küresel kapitalist sistemin Kürdistan ve Ortadoğu ayağını tehdit eden Kürdistan Özgürlük Hareketini ezip tasfiye etmeyi ve bu temelde Kürtlere dayatılan kültürel soykırım rejimini başarıya götürmeyi hedeflemişti. Bunun için de Kür Özgürlük Hareketi’nin Önderliğini imha etmeyi temel amaç edinmişti. Genel strateji şöyleydi: Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın imhasına dayanarak PKK’yi tasfiye etmek, PKK’nin tasfiyesine dayanarak da Kürtleri kültürel soykırıma tabi tutmayı öngören rejimi başarıya götürmek!
Dolayısıyla Kürtlere dayatılan inkar ve imha sistemiyle doğrudan bağlantılıydı. Bunun için de Kürt Özgürlük Hareketi’nin tasfiyesini öngörüyordu. Bu temelde de hareketin önderliğini imha etmeyi amaçlıyordu. Kısaca tüm uluslararası gericilik saldırı oklarını Önder Abdullah Öcalan’a yöneltmişti. 9 Ekim günü planlanmış komplocu bir saldırı ile söz konusu imhayı gerçekleştirmeyi öngörmüştü. Saldırı planı kim vurduya getirerek imha etme temelinde oluşturulmuştu.
Bugün on sekiz yıl sonra dönüp geriye baktığımızda, bir günde başarılmak üzere yapılmış bir planın on sekiz yıl geçmesine rağmen başarıya ulaşamamış olduğunu görüyoruz. Dahası çok büyük oranda başarısız kılınmış olduğu da söylenebilir. Kuşkusuz bu durum Özgürlük Hareketi ve Kürt halkı açısından çok önemli bir başarıdır. Elbette bu başarı en başta Önder Abdullah Öcalan’a ve komploya karşı “Güneşimizi karartamazsınız” şiarıyla kahramanca direnen şehitlerimize aittir. Önderliğiyle etle tırnak gibi birleşen Kürdistan halkına aittir.
Fakat komplo karşısında esas olarak başarılı bir duruş olsa da, on sekiz yıl gibi uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen komplonun hala tümüyle yenilgiye uğratılamamış olunması da elbette ciddi bir yetersizliktir. Bu yetersizliğin öncü örgüt ve kadrodan kaynaklandığı ise tartışmasızdır. Bu durumu Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan “Yetersiz yoldaşlık ve sahte dostluk” olarak tanımlamıştır. Komplo karşısındaki yetersizlikleri buraya bağlamıştır.
Komplo ardından çürütme politikası
Bir kere daha yeniden hatırlarsak, komplonun planlayıcısı ve yöneticisi olan devletlerin ABD, İngiltere ve İsrail olduğu bilinmektedir. Komploda Suriye, Mısır, Yunanistan, Rusya, Kenya ve İtalya gibi devletler etkili bir biçimde kullanılmıştır. İran, Almanya, Fransa gibi devletler de PKK karşıtlıkları nedeniyle komplo karşısında çok duyarlı olmuşlar ve bu temelde komploya önemli destek vermişlerdir. Komploda Türkiye’ye düşen görev ise gardiyanlık olmuştur. Ayrıca KDP ve YNK gibi güçler de komplonun başlatılması ve sürdürülmesinde çok önemli bir rolün sahibi olmuşlardır. Dolayısıyla komploya hizmetlerinden dolayı tüm bu devletlerin Kürt halkından özür dilemeleri ve Kürt özgürlüğünü herkesten önce tanımaları gerekir. Bir de İmralı işkence sistemine tümüyle karşı çıkmaları gerekir.
Yine bilindiği gibi, 9 Ekim komplosu başarısız kalmış, daha doğrusu Önder Abdullah Öcalan tarafından başarısız kılınmış, sonuçta 15 Şubat kaçırma olayı ile komplo yeni bir boyut kazanmıştır. İmha ve idamın yerini İmralı işkence sisteminde çürütme politikası almıştır. Geçen on yedi yılın birçok aşamadan geçilerek bugüne ulaştığı ve günümüzde AKP faşizminin saldırıları biçiminde devam ettirilmeye çalışıldığı ortadadır.
Uluslararası komplo temelinde Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri’nin yürüttükleri politikaların Türkiye toplumuna çok şey kaybettirdiği tartışmasız bir gerçektir. Bugün Türkiye’nin üçüncü sınıf bir konumda olması bununla bağlantılıdır. Buna karşılık, Kürtlerin ise uluslararası komploya karşı on yedi yıllık mücadele içinde çok önemli siyasal ve toplumsal kazanımlar elde ettikleri, mücadele bilinç ve örgütlülüklerini dünyaya öncülük edecek düzeyde geliştirdikleri açıkça ortadadır.
AKP Kürt sorununu çözemezse çözülecek
Bugün uluslararası komplo ardandan geçen on yedi yılı değerlendirirken bu temelde ele almak gerekir. Komployu ve komploya karşı mücadeleyi bu esas üzerinde değerlendirmeye tabi tutmak ancak doğru sonuçlar verir. Hem günümüzdeki faşist AKP saldırılarını ve hem de bu saldırıların başarı şansının olmadığını bu temelde değerlendirmek önemlidir. Çünkü AKP gerçekte seçim kazanıp iktidar olmamıştır, seçim görüntüsü altında gerçek olarak uluslararası komployu başarıya götürmek için görevlendirilmiştir.
Bugünkü faşist AKP saldırılarının adeta on yedi yıllık saldırıların bir toplamı gibi olması bu nedenle anlaşılırdır. Çünkü, eğer AKP faşizmi üzerine yüklenen görevi başaramazsa, kendisinden önceki özel savaş hükümetlerinden çok daha feci bir biçimde yok olacaktır. Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezemediği ve Kürt sorununu çözemediği için kendisi çözülecektir. Bu nedenle uluslararası komployu başarıya götürmek için can havliyle saldırmaktadır.
AKP’nin faşist saldırılarının insanlık suçu düzeyinde olması, söz konusu saldırıların uluslararası komplo ile bağlantılı ve onu başarıya götürme amacıyla yüklü bulunması nedeniyledir. Bu durum aslında 9 Ekim uluslararası komplosunun insanlık suçu kapsamında olduğunu göstermektedir. Önderlerine saldırılarak özgürlük isteyen Kürtlere yönelik tarihi bir hatanın yapıldığı ve suçun işlendiği açıktır. Bu gerçek bugün DAİŞ karşısında insanlık onurunu koruyan kahramanca direnişin Kürt halkı tarafından verilmesiyle bir kez daha kanıtlanmıştır.
AKP’nin faşist saldırılarının adeta çılgınlık düzeyinde olması, bir yandan da onun Kürdistan Özgürlük Mücadelesi karşısında başarısız kalması ve uluslararası komployu başarıya götürme görevini yerine getirememiş olması nedeniyledir. Tam on üç yıldır uluslararası komployu başarıya götürme görevini AKP hükümeti yürütmektedir. Bunun için şiddet dahil her türlü yönteme başvurmuş, özel savaşı tarihte görülmemiş düzeyde kapsamlı derin hale getirmiştir.
Sarıldığı vahşet AKP’yi kurtaramayacak
AKP iktidarının Kürdistan’da uyguladığı özel savaşın derinlikleri hala tam bilince çıkartılmış olmaktan uzaktır. Bir de sürekli demokratik Kürt direnişi ile karşı karşıya olduğu için tahribatları sınırlı kalmıştır. Eğer böyle bir direnişle karşılaşmamış olsaydı, AKP özel savaşının Kürdistan’da ve Türkiye toplumunda insanlık adına hiçbir değer kalmazdı. Sahte maneviyatçılık adı altında her şeyin maddiyata döküldü ve alış-veriş konusu haline getirildiği bir gerçeklik ortaya çıkardı.
Sonucun böyle olmasını Kürt Özgürlük direnişi önledi. AKP’nin özel savaş yöntemlerini boşa çıkartarak insanlık değerlerini hep yükseklerde tuttu. Bu gerçek Kuzey Kürdistan’da yaratılan demokratik toplum yapısında kendini gösterdiği gibi, DAİŞ faşizmi karşısında Rojava’da kahramanca direnen halk gerçekliğinde de açıkça kendini ortaya koydu. Kürt özgürlük direnişi işte böyle bir toplumsallığa dayandığı için yenilmezlik noktasına geldi.
Bugün AKP faşizmini çıkmaza sokan Kürt direnişi işte böyle bir karaktere sahiptir. Bu nedenle, AKP iktidarı faşist saldırılarını ne kadar vahşi kılarsa kılsın başarılı olamamakta ve çıkmazdan kurtulamamaktadır. Bu da AKP yenilgisini sürekli derinleştirmektedir. Bunun uluslararası komplonun on sekizinci yılında daha da gelişeceği ve netleşeceği açıktır. Kürtler komploya karşı on sekizinci mücadele yılını komplonun yenildiği ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuştuğu bir yıl haline getirmekte kararlıdır. Bunu başaracağı da Kuzey ve Rojava Kürdistan’da gelişen demokratik özerklik devrimiyle kesinleşmiştir.
Bu temelde on sekizinci yılına girerken bir insanlık suçu olan uluslararası komployu bir kez daha lanetliyor, on yedi yıllık mücadele içinde “Güneşimizi karartamazsınız” şiarıyla mücadele eden kahraman şehitlerimizi Dersim’in büyük komutanı Baran Dersim şahsında saygıyla anıyor, komploya karşı mücadele eden herkese başarılar diliyoruz!