- Türkiye’nin hasta tutsaklar konusunda uluslararası sözleşmelere aykırı davrandığını belirten avukat Senem Doğanoğlu, yasalarda yapılan küçük değişikliklerle zaman kazanmak istediğini söyledi.
Uluslararası sözleşmelerde hasta tutsakların durumuna dikkat çekiliyor fakat Türkiye’de karşılık bulmuyor.
* Temel İlkeler- Mandela Kuralları (Kural 24-27), Tıbbi Etik İlkeler (md. 1), Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Avrupa Cezaevi Kuralları hakkında (2006) 2 No’lu Tavsiye Kararı (md. 40.3) gereği cezaevindeki tutuklu ve hükümlüler, yasal statülerine bakılmaksızın, aynı kalite ve standartta, ülke genelinde mevcut, kapatılmamış olan kişilere sağlanan tıbbi bakıma eşit erişim hakkına sahip.
* Avrupa Cezaevi Kuralları, cezaevindeki sağlık hizmetleri, genel toplumsal sağlık sistemiyle yakın ilişki içinde örgütlenmeli ve uyum içinde olmasını gerektiğinin altını çiziyor. Buna göre, tutsaklar yasal durumları nedeniyle ayrımcılığa tabi tutulmaksızın, ülkedeki sağlık hizmetlerinden yararlanma imkânına sahip olmalı, tedaviye ihtiyacı olan hasta tutsakların cezaevinde bu tedavinin gerçekleştirilemediği hallerde bu amaca özgülenmiş kurumlara ya da sivil hastanelere nakledilmeli.
* Dünya Tabipler Birliği tarafından 1981’de yayınlanana Lizbon Bildirgesi’ne göre; hasta, hekimini özgürce seçme, bir dış baskı altında kalmadan özgürce çalışabilen bir hekim tarafından bakılma, yeterli ölçüde bilgilendirildikten sonra tedaviyi kabul ya da reddetme, kendisiyle ilgili tüm tıbbi ve kişisel bilgilerin gizliliğine gereken saygıyı göstermesini hekiminden bekleme ve onurlu bir biçimde ölme, dini temsilci de dahil olmak üzere, ruhsal ve manevi yönden teselli edilmeyi isteme ya da reddetme hakkına sahip.
MA’dan Delal Akyüz’e konuşan Av. Senem Doğanoğlu, bu sözleşmelerin yükümlü kıldığı Türkiye’nin bunları ihlal ettiğini belirterek, tutsakların ölüm yolculuğunu şöyle özetledi: “Özellikle tıbbi karar sürecinin kendi zorlukları var. Onlar aşıldı. Tam teşekküllü hastane ATK’ye kadar rapor alındı. Salıverilmeye yönelik karar da alındı. Bu sefer savcılık ‘toplumun güvenliğinin tehlikeye düşürmemesi’ gibi bir karar hakkına sahip. Yakın tehlike maddesi koydular. Birçok mahpus hiçbir aşamada hakları tanınmadı. Yüzde 98 engeli olan tutuklular tehlike olarak görülüp tahliye edilmedi. Çıktıklarında yapılacak bir kutlama ihtimali bile tehdit olarak görülüyor. Toplum güvenliğini tehlike altına alabileceği gerekçesiyle uzun süre sağlığa erişim hakkı engelleniyor, veda hakkı devlet eliyle aslında ortadan kaldırılmış oluyor.
Gülay çetin örneği
AHİM, bir kişi cezaevinde hastalanıyor veya hastalığı artık cezaevinde tek başına yaşamını idame ettirmesini ortadan kaldırıyor mu konusunda üç şeye bakıyor;
* Kişinin mevcut durumunun tıbbi olarak değerlendirilmesini istiyor.
* Tıbbi duruma uygun nitelikli derhal kabul edilebilir ve uygun bir tedavi sağlanabiliyor mu?
* Kişinin hayattaki görünümü nedir, neleri ihlal ediliyor? Gülay Çetin kararı bu anlamda çok önemli bir karardır. Kadın tutsak ve ilerlemiş kanser hastalığı vardı. Birçok kez hastaneye gidip geldi, durumu gittikçe kötüleşti ve en sonda yaşamını yitirdi.
Zaman kazanma hilesi
Av. Doğanoğlu, Türkiye’nin yasalarda ufak değişiklikler yaparak zaman kazanmaya çalıştığını belirterek, “Anayasanın önünde de tedbiren çok bir şey yok. AHİM kararları karşısında ‘mevzuatına açık ve somut tehlikeyi koydum, bakın ben kararlara uydum’ demek için insanların hayatından çalınıyor. Son dönemde TMK kapsamında politik alanda yapılacak düzenlemelerle zaman kazandırıcı bir strateji var. Tekin Yıldız, sağlık durumu nedeniyle tahliye edilmiş, ölüm orucu sürecinde korsakoff hastalığına yakalanan bir tutuklu. AHİM, ATK raporuna binaen tahliye edilen ve sonra tıbbi durumunda bir değişiklik olmadan geri çağrılan, tekrar cezaevine girme tehdidi altında olmasının hiçbir makul açıklamaya sahip olmadığını söyledi. Sağlık durumunda değişiklik ‘yeniden bir cezaevine nasıl koyarım’ şeklinde. Yasalarda ufak tefek değişiklikler yapılıyor ama yaptıklarının zaman kazanmak dışında bir karşılığı yok” şeklinde ifade etti.