Güzel bir gelecek hayal etmek ve bunu sadece kendisi için değil de insanlık için istemek, sadece istemekle kalmayıp bunun için mücadele etmek, bu yolda zulüm görmek ve daha fazla zulüm tehdidine rağmen mücadeleyi sürdürmek... Bu yazıyı okuyan pek çok kişinin yakından bildiği bir şeyden söz ediyorum. Halen bu amaca adanmış pek çok yaşam olduğunu da biliyoruz elbet. Ama son günlerde yoğunlaşan acılardan olsa gerek o muzaffer gülüşlerin, gözlerdeki o çocuk saflığındaki inancın, umudun kanadı kırık. Dile gelenle yürekten yansıyan arasında bir kopukluk var. İşte, bununla nasıl başetmeli diye düşündüğüm bir zamanda Esra Mungan'ın ve arkasından Meral Camcı'nın konuşmalarıyla umut tazeledim.
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Emil Galip Sandalcı salonunda yapılan Ayşenur Zarakolu Düşünce ve İfade Özgürlüğü ödül töreninde teşekkür konuşmalarını yaptıkları sırada sözleriyle, gözleriyle, mimikleriyle yani yürekten ve beyinden öylesine bir bütündü ki umutları ve başaracağımıza dair inançları, görmek duymak gerekirdi.
Devletin hışmına uğramış olmalarına rağmen, Esra Mungan'ın deyimi ile "barış için küçük bir taş koymuş" olmanın haklı gururunu yaşıyorlardı ama egolarını aşmış, toplumsal olanı, insani olanı keşfetmiş olmanın hazzına varmışlardı. O gün o salonda gördüm ki sadece kendileri yaşamıyordu da etraflarına da bulaştırıyorlardı, gözlerimize yüreğimize çöken karabulutlarda koca koca delikler açıyordu, o umutla, inançla parlayan gözleri ve sözleri. O deliklerden güneş akın ediyordu karanlığa inat.
Onlara mücadele gücü veren umutları devletin baskısıyla kırılmaya çalışılmıştı ama etraflarını saran büyük dayanışmadan aldıkları güçle umut dimdik ayaktaydı. Oldukça önemliydi etraflarına yaydıkları davetkar umut. Çünkü toplumun baskıyla, zulümle, katliamlarla yok edilmeye, olmadı sindirilmeye çalışıldığı ve hatta bu devlet politikasının epey başarılı olduğu bugün, bu azgın zulüm düzeninin dağıtılabilmesi için bir araya gelmemize biraz da bu umut kırgınlığı, ağır acı örtüsü engel. Bir araya gelinen, örgütlenilen alanlarda dahi insanların sanki dizlerinin feri tükenmiş gibi yavaş hareket ediyor olmaları da bununla yakından ilişkili. Bu fersizliği aşmanın bir yolu da gelecek düşlerinde acıdan çok umudu öne çıkarmakla, dayanışmayı büyütmekle mümkün. Barış için akademisyenlerle gösterilen dayanışmayı, katliamlarla yok edilmeye çalışılan Kürtlerle, insanca yaşama olanakları ellerinden alınan işçi ve emekçilerle, şiddet ve sömürüye esir edilen kadınlarla ve çocuklarla, rant hırsıyla yok edilmekte olan doğayla genişleterek elbet.
Gelecek hayallerini verili gerçeklerle sınırlamamak ve geleceği en güzel haliyle sınırsız düşlemek, düş yolcusu olmaktan vazgeçmemek, işin bir sırrı da burada. Brecht’in dediği gibi; "Bir gün gelecek zaman bizim olacak, bizim. Bütün düşünürlerini okuyacağız bütün çağların. Bütün ustaların bütün tablolarını göreceğiz. Bütün maskaralara kırılacağız gülmekten. Arkadaş olacağız bütün kadınlarla, erkeklerle. Bütün insanlara öğreteceğiz gerçeği, sevgiyi..."
Biliyorum çok zor zamanlardan geçiyoruz. Ama savaşanlar var her dem taze bir umutla, acıya ve karanlığa inat. Esra Mungan’ın gözlerinde, Meral Camcı'nın gülüşünde onları gördüm. Onların gözlerinden okumak gerek hayatı ve ayağa kaldırmak gerek kırılan umutlarımızı. Bu nedenle ve Kutsiye Bozoklar’ın dediği gibi, umuda yazıyorum sözlerimi.