İdamlara karşı durduğu için karşılaştığı baskılar nedeniyle ülkesini terketmek zorunda kalan İranlı aktivist Sharareh Rezaei, Almanya’da mücadelesine kaldığı yerden devam ediyor.
Rezaei, “İran’da yeni bir devrim yapılabileceğini umuyorum. Bu konuda tecrübemiz var ve kurtuluşumuz devrimdedir. Yasaklara rağmen gençler okuyor ve kendilerini geliştiriyorlar. Bu yüzden umudum çok yüksek.
PERVİN YERLİKAYA / STUTTGART
Sharareh Rezaei, 2011’de ülkesinden kaçmak zorunda kalan İranlı komünist bir mülteci. Almanya’nın Stuttgart kentinde yaşıyor. Ülkesinde kadın ve çocuk haklarına ilişkin eylemlere katıldığı için devletin hedefi haline gelen Rezaei, Kürt siyasetçi Habibullah Latifi’nin idamına karşı yapılan protestolarda öncü rol oynaması sonrasında ise daha büyük baskılarla yüz yüze gelmiş. Bir süre ülkesi içinde kaçmayı başaran Rezaei, sonunda çareyi ülkesinden çıkmakta bulmuş. İran’dan çıktıktan sonra zorlu bir süreç geçiren ve Almanya’ya yerleşen Rezaei ile ilk olarak 2014 yılında bir görüşme gerçekleştirmiştik. Aradan geçen 5 yıl sonrasında Rezaei ile tekrar görüşme şansımız oldu. Rezaei, çalışmalarını kısaca şöyle aktarıyor: “Ben Almanya’ya geldiğimde çok fazla İranlı kadınla ilişkim vardı. Ama maalesef İran’da o kötü koşullarda aktif olan insanlar burada hiçbir şey yapmıyor. Ben Almanya’da 2,5 yıl okul ve bürokrasi işlerimi tamamladıktan sonra burada tekrar aktif olarak mücadele etmeye devam ettim. Merkezi Los Angeles’da olan yazılı ve görüntülü araştırma ve haberlerin olduğu Rahaei Zan adlı bir internet sitesinin çalışmalarında yer alıyorum. Bu organizasyonda Farsça ve kadın, çocuk, eşcinsel, homoseksüel ve insan hakları hakkında yazı ve görüntüler yer alıyor. Tabii ağırlıklı konularımız kadınlar üzerine. Buraya dünyanın her yerinden yazılar geliyor. Ben bu yazıların editörlüğünü ve sayfa dizaynını yapıyorum. Hatta İranlı kadınlar da bize çok yazıyor ama gerçek isimlerini veremiyorlar.”
Sharareh Rezaei ile hikayesi ve çalışmaları hakkında konuşmaya devam ediyoruz.
Tiyatroyla da uğraşıyorsunuz. Hem 25 Kasım’da hem 8 Mart’ta kadın sorununa dikkat çeken oyunlar sergilediniz. Bu oyunlardan bahseder misiniz?
Tiyatro oyunlarını kızkardeşim, eşim ve ben evde çalışarak hazırladık. 25 Kasım’da yaptığımız tiyatro üç bölümden oluşuyor. Birinci bölümde aile içi şiddeti işledik. İkinci bölümde kadınlar üzerindeki toplumsal baskıyı görünür kılmaya çalıştık. Üçüncü bölümde ise reddedilen bir erkeğin kadını öldürme hakkını kendinde görmesini işledik.
8 Mart’ta yaptığımız tiyatroda yine aynı ekiple çalıştık. İran şeriat kanununu eleştirel bir dille anlatan tiyatro kadının özgürlükler bakımından hiçbir hakka sahip olmadığı, eril zihniyetin şeriat yasasına göre şekil aldığı İran rejimini anlatıyordu. Kadının hiçbir sosyal aktivede yer alamadığı, kadın-erkek ilişkilerinin yasak olduğu, katı bir rejimi ifade etmeye çalıştık. Kadın müzik yapamaz ve dans edemez; yasak. Bir kadın ve erkeğin sokakta el ele gezmesi yasak. Yasaklara karşı çıkmak ise suç. Şeriata karşı çıkmanın cezası tutuklanmak. Oyunla tüm bunlara dikkat çekmeye çalıştık.
Kadın özgürlüğü sizin için ne ifade ediyor?
Ben kendimi komünist olarak görüyorum. Bütün kadınların yaşamda eşit haklara sahip olması gerektiğini düşünüyorum. Ama İran’da eşitlik sadece kadınlar için değil erkekler için de yok. Ancak İran’daki yasalara göre erkekler her zaman kadınlara göre daha üstündür.
Siz 15 yıldır eşitsizliğe karşı bir mücadele içindesiniz. Sizce bu zaman içinde neler değişti?
İran’da 40 yıl önce bir devrim gerçekleşti. Şah gitti, Molla geldi. Doğal olarak şeriat geldi. O zaman Humeyni bütün kadınların başını kapatması gerektiğini söyledi. Kadınlar sokaklara çıktı. “Bizler bu devrimi ileriye gidebilmek için yaptık, geriye dönmek istemiyoruz” dediler. Polis bu eylemlerde kezzap veya jiletlerle kadınların yüzlerini kesti veya yaktı. O dönem İran ve Irak arasındaki savaş yüzünden kadınlar bir süre sessiz kaldı.
Aslında İranlı kadınlar sürekli aktif ama zaman zaman bu aktivite düşüyor, zaman zaman yükseliyor. Cezaevlerinde çok fazla kadın var. İki yıl önce yine çok büyük bir yürüyüş yapıldı. 103 şehirde ayaklanma gerçekleşti. Zengin fakir herkes sokaklardaydı. Bu eylemde kadınlar da yer aldı. Bir kadın sokakta başörtüsünü çıkartıp yaktı. Ve bu eylem sokaklara yayıldı. Daha sonra polis çok sayıda kadını gözaltına aldı ve tutukladı.
Kadınlar her geçen yıl bir öncekinden daha fazla mücadelesini yükseltiyor. Geçen yıl İran’da 8 Mart’ta kadınların sokağa çıkması yasaktı. Tahran ve Reşt’te 8 Mart ile ilgili bir kongre gerçekleşti. Burada kadınların talepleri tartışıldı. Eşit işe eşit ücret ve öğrenci kadınların sorunları tartışıldı. İran’da kadınların yüzde 60’ı okuyor ancak çalışan kadın sayısı sadece yüzde 8 civarlarında. Yasalara göre işyerlerinde bir eleman arandığında önce erkeklere öncelik veriliyor. Erkekler eşlerinin çalışmasına izin vermezse kadınlar çalışamıyor. Yasalara göre erkek koruyucu ve eşi ile çocuklarını koruması gerekiyor. Bu yüzden iş önceliği erkeklerin.
Beş ay önce işçiler daha iyi iş koşulları için eylem yaptı. Bu eylemi 23 yaşında Sepideh Gholian isimli bir gazeteci fotoğrafladı ve haber yaptı. Bundan ötürü tutuklandı. Çok fazla işkence yapılmış ve daha sonra televizyona çıkartılıp, ‘bana işkence yapılmadı diyeceksin’ diye zorlanmış ve bunu yapmış. Daha sonra serbest bırakıldı. Ama dayanamayarak TV’de kendisine baskı yapıldığını açıkladı, kendisine yapılan işkenceleri internet üzerinden bir video ile duyurdu. Bu açıklamadan sonra tekrar işkence ile cezaevine gönderilmiş. Şu anda tutuklu ve ailesiyle, dışarıyla hiçbir şekilde bağlantı kurulmasına izin verilmiyor.
Siz aynı zamanda insan hakları savunucusu Atena Daemi ile ilgili kampanyalar düzenleniyorsunuz…
Atena Daemi, İran’da ölüm cezasının kaldırılması çağrısında bulundu. Tutumunu, sosyal medyada ve bir gösteride barışçıl bir şekilde ortaya koydu. Bu nedenle yedi yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Atena Daemi, Facebook ve Twitter’da İran’daki idam cezasını eleştirmek için çok cesur davrandı. Ölüm cezasına karşı broşürler dağıttı ve genç bir kadının idamına karşı barışçıl bir protestoya katıldı. Bir mahkeme bunu ‘suç kanıtı’ olarak gördü. Mahkeme, haksız yargılanma sonucu Atena Daemi’yi yedi yıl hapse mahkum etti.
Gözaltında dövüldü, biber gazına maruz kaldı ve 51 gün boyunca tek başına hapsedildi. Ama yine de insan haklarını savunmaktan vazgeçmedi. Cezaevinden gelen bir mektupta şöyle yazdı: “Sesim acımasız ve haksız eylemlerle susturulamaz.”
İran insanlar için yaşanacak bir yer değil. İran’da yeni bir devrim yapılabileceğini umuyorum. Bu konuda tecrübemiz var ve kurtuluşumuz devrimdedir. İran’da internet çok yavaş, kitaplar yasak. Ancak gençler buna rağmen okuyor ve kendilerini geliştiriyorlar. Bu yüzden umudum çok yüksek, çok iyi şeyler yapacaklarına inanıyorum.
Önümüzdeki günlere ilişkin projeleriniz var mı?
Ailem İran’da ve ben gidip gelemiyorum. İran’a gidersem burada aktif olduğum için tutuklanma ihtimalim çok yüksek. Aileme de baskı yapıyorlar. Bu yüzden kızkardeşim de Almanya’ya geldi. Burada sosyoloji okudu.
Benim İran’da aktif olduğum dernek, çocuk ve kadınlar üzerine çalışma yürütüyordu. Kuruma erkekler de geliyordu. Erkekler gelsin, bizleri anlasın, dinlesin ve sorunlarımızı birlikte aşalım diye düşünüyorduk.
Ben ve kız kardeşim, insan hakları alanında çalışma yürüttüğümüz Rahaei Zan’ın Almanya şubesini kurmak istiyoruz. Hamburg ve Köln’de iletişimde olduğumuz çalışma arkadaşlarımız var.