DEM Parti Avrupa Konseyi Temsilcisi Faik Yağızay, ‘Umut Hakkı’ dosyasına dair son bilgileri gazetemize anlattı:
- DEM Parti Avrupa Konseyi Temsilcisi Faik Yağızay: “Türkiye’nin Haziran ayının sonuna kadar yasalarını ‘Umut Hakkı’nı tanıyacak şekilde değiştirmesi gerekiyor. Ancak şu ana kadar herhangi bir değişiklik yapılmadı.”
- “Avrupa Konseyi'nin ilgili yetkilileriyle görüşmeler gerçekleştirdik. ‘Türkiye’ye verilen süre içerisinde AK’ye cevabını verebilir’ şeklinde değerlendirmelerde bulundular. Ve Eylül’deki toplantıda dosyanın gündeme alınması için çalışmaların sürdürülmesini önerdiler.”
BARIŞ BALSEÇER/STRASBOURG
Kürt halkı ve dostları, Avrupa Konseyi'nin (AK) merkezi olan Strasbourg'da gerçekleştirilecek Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantılarıyla eş zamanlı olarak iki günlük eylemlere hazırlanıyor. Yarın startı verilecek eylemlerde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) 2014’te verdiği ve hâlâ uygulanmayan "Umut Hakkı" kararının hayata geçirilmesi talebi öne çıkacak. Ayrıca kararın uygulanmamasının hukuki ve siyasi sonuçlarına dikkat çekilecek.
9-11 Haziran tarihlerinde yapılacak Bakanlar Komitesi toplantıları öncesinde gözler bir kez daha Strasbourg'a çevrilmiş durumda. AİHM kararının uygulanma sürecini, Avrupa kurumlarının tutumunu ve önümüzdeki döneme ilişkin beklentileri DEM Parti Avrupa Konseyi Temsilcisi Faik Yağızay ile konuştuk:
AİHM'in verdiği ‘Umut Hakkı’ kararı normal şartlarda ne zaman uygulanmalıydı? Hukuki prosedür eksiksiz işletilmiş olsaydı süreç nasıl işleyecekti ve bu gecikmenin temel nedenleri nelerdir?
AİHM’in verdiği bir karar uygulanması için dosya Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'ne gönderilir. Bakanlar Komitesi de ilgili devletle iletişime geçer ve o kararın uygulanmasını ister. Zaman zaman ilgili devlete belli bir süre verir. ‘Umut Hakkı’ ile ilgili mesele özellikle bir kanun değişikliği gerektirdiği, yani Türkiye'nin kendi mevzuatını değiştirmesi gerektiği için belli bir süre tanınması gerekiyordu. O süre içerisinde parlamentonun toplanması ve gerekli kanuni düzenlemeleri yapması bekleniyordu.
AİHM, kararı 2014’te verdi ve o dönemde uygulanması gerekiyordu. Ancak maalesef Bakanlar Komitesi Türkiye'ye bir kez sormuş, Türkiye de buna bir cevap vermiş ve konu üzerinde ciddi şekilde durulmamış. Türkiye üzerinde yeterli baskı kurulmamış. Yaklaşık on yıl bekledikten sonra, avukatların girişimleri üzerine Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi dosyayı yeniden gündemine aldı ve Türkiye'den kararın uygulanmasını istedi.
Türkiye ise bir yıl bekledikten sonra yeniden cevap verdi ve çeşitli gerekçeler ileri sürdü. Ancak kanunlarında herhangi bir değişiklik yapmadı. Bakanlar Komitesi geçen yıl Eylül ayında yaptığı toplantıda Türkiye'ye bu yılın Haziran ayına kadar süre verdi ve kendi yasalarını ‘Umut Hakkı’nı tanıyacak şekilde değiştirmesini talep etti.
Şimdi Haziran ayındayız ve Türkiye’nin ay sonuna kadar değişiklik yapması gerekiyor. Ancak şu ana kadar herhangi bir değişiklik yapılmadı. Bu ayın sonuna kadar da böyle bir değişiklik yapılmasını beklemiyoruz.
Ayrıca hukuki prosedür eksiksiz işletilseydi, AİHM’in kararı Türkiye tarafından uygulanırdı ve Türkiye kendi yasalarını değiştirerek Umut Hakkı’nı tanımış olurdu. Türkiye, idam cezasını kaldırırken bunun yerine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını getirdi. Bu nedenle de mevcut sistemi değiştirmek istemedi. Mahkemenin bütün bu kararlarına rağmen yürürlükteki yaklaşımını sürdürmeyi tercih etti ve ilgili yasal düzenlemeleri yapmadı.
AİHM kararlarının uygulanmasından sorumlu kurumlar neden bugüne kadar somut bir adım atmadı? Ayrıca Kürt sorununun demokratik çözümünde kritik bir başlık olarak görülen Sayın Abdullah Öcalan'ın özgürlüğü neden hâlâ gündeme alınmıyor?
AİHM kararlarının uygulanmasından sorumlu kurumlar aslında Türkiye'den bu kararları uygulamasını istiyor. Uzun süre bekletilmiş olsa da Bakanlar Komitesi üçüncü kez Türkiye'den bu yönde adım atmasını talep ediyor. Normalde eğer bir karar uygulanmıyorsa Bakanlar Komitesi şu yönde bir karar alabilir: Türkiye mahkeme kararını ısrarla yerine getirmiyor, dolayısıyla Türkiye'ye yaptırım uygulanması ve hatta ihraç sürecinin başlatılması gerekir. Ancak bu noktada iş siyasi bir karara dönüşüyor. Avrupa kurumları politik olarak Türkiye'nin üzerine çok fazla gitmek istemiyor.
Bunun çeşitli nedenleri var. Göçmen meselesi, ekonomik ilişkiler, Türkiye'nin Avrupa için önemli bir pazar olması bunlardan bazılarıdır. Aynı zamanda Türkiye'nin Ortadoğu ile sınır olması, Rusya ile ilişkileri ve bölgedeki stratejik konumu nedeniyle Avrupa kurumları Türkiye üzerinde daha fazla baskı kurmak istemiyorlar.
Öte yandan, Avrupa kurumları, Avrupa Birliği ya da Avrupa'nın güçlü devletleri açısından Türkiye'nin demokratikleşmesi, insan haklarına saygılı olması ve hukukun üstünlüğünün tam anlamıyla yerleşmesi, onların her zaman birinci önceliği olan meseleler değildir. Onlar için önemli olan Türkiye ile ticari ilişkilerin sürmesi, Türkiye üzerinden Avrupa'ya gelme ihtimali bulunan göçmenlerin Türkiye'de tutulması ve Ortadoğu'daki sorunlarda Türkiye'nin onlar açısından belirli roller üstlenmesidir. Ayrıca Türkiye'nin NATO'nun ikinci büyük askeri gücü olması nedeniyle askeri anlamda oynadığı rol de onlar açısından oldukça önemlidir.
Kürt meselesinin demokratik çözümünde kritik bir başlık olarak görülen Sayın Abdullah Öcalan'ın durumuna gelince; evet, biz bunu önemli görüyoruz. Ancak Avrupa kurumları maalesef bu konuya aynı şekilde yaklaşmıyorlar. Sayın Abdullah Öcalan'ın durumunu, Kürt sorununun çözümü ve Türkiye'nin demokratikleşmesi açısından bizim gördüğümüz kadar merkezi bir noktada değerlendirmiyorlar. Belki bu konuda derinlemesine çalışma yürüten bazı kurumlar bunun farkındadır ancak genel yaklaşım bugün itibarıyla bu yönde değildir.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantılarında Umut Hakkı dosyasının yeniden gündeme alınmayacağı yönünde bilgiler var. Bu iddia doğru mu? Dosyanın gündeme alınması için ne tür girişimlerde bulunuldu?
9, 10 ve 11 Haziran tarihlerinde bu kararların uygulanmasından sorumlu olan Bakanlar Komitesi'nin ilgili biriminin toplantısı yapılacak. Mesele yaklaşık 12 yıldır devam ediyor. Bu karar uzun yıllardır uygulanmıyor. Bakanlar Komitesi üçüncü kez Türkiye'den bu konuda adım atmasını istiyor ancak Türkiye hâlâ kararı uygulamıyor.
Bu toplantıda herhangi bir yaptırım süreci ya da ihlal prosedürü başlatılmasını beklemiyoruz. Dosyanın yeniden gündeme alınmayacağı yönündeki değerlendirmeler de bu toplantıyla ilgilidir.
Bu konuda hem devlet yetkilileriyle görüşmeler yaptık hem de daha önce Bakanlar Komitesi'nin yetkilileri ve raportörleriyle görüştük. Ayrıca Avrupa Konseyi Genel Sekreteri ile de görüşmelerimiz oldu. Bütün bu görüşmelerde kararın uygulanmasının önemini vurguladık. Avrupa Konseyi'nin ilgili yetkilileriyle görüşmeler gerçekleştirdik. Karşı tarafın bu konudaki yaklaşımına ilişkin olarak bize en son söylenen şuydu: Türkiye'ye Haziran ayının sonuna kadar süre verilmiş durumda. Dolayısıyla 9-10-11 Haziran'daki toplantıda dosyanın gündeme alınmaması onlar açısından normal karşılanıyor. Çünkü Türkiye'nin hâlâ yaklaşık 20 günlük bir süresi bulunuyor. Belki bu süre içerisinde Türkiye Avrupa Konseyi'ne cevabını verebilir şeklinde değerlendirmelerde bulundular. Ve Eylül ayındaki toplantıda dosyanın gündeme alınması için çalışmaların sürdürülmesini önerdiler.
Umut Hakkı kararının uygulanmasının bir kez daha ertelenmesinin Türkiye'nin uluslararası hukuk yükümlülükleri, Avrupa hukuk sisteminin inandırıcılığı ve Kürt meselesinin demokratik çözüm süreci açısından ne gibi sonuçları olabilir?
Uluslararası kurumların tamamına yönelik önemli eleştiriler ortaya çıkıyor. Son dönemde devletler bu konuda kendilerini daha rahat hissediyorlar. Uluslararası hukuk, maalesef başta ABD, Rusya ve diğer büyük güçler tarafından ciddi şekilde aşındırılmış durumda. Bu nedenle Türkiye de büyük güçlerin bu pratiklerinden cesaret alıyor.
Hem uluslararası hukuk hem de uluslararası kurumların önemi ve güvenilirliği maalesef ciddi biçimde aşınıyor. Bu durum Kürt meselesinin demokratik çözüm sürecini de olumsuz etkiliyor. Çünkü uluslararası hukukun uygulanması durumunda, bugün Kürtler adına müzakere yürüten ve baş müzakereci olarak kabul edilen Sayın Abdullah Öcalan'ın kendi rolünü oynayabileceği koşullara kavuşması, yani özgürlüğüne kavuşması ve sürecin başarılı bir şekilde ilerlemesi mümkün olabilirdi. Ama şu anda hâlâ ciddi ölçüde tecrit altında ve kendi rolünü oynayabilecek durumda değil. Bu nedenle söz konusu kararların uygulanmaması, çözüm sürecini de önemli ölçüde olumsuz etkiliyor.
Önümüzdeki dönemde Avrupa Konseyi, Avrupa kurumları, insan hakları örgütleri ve demokratik kamuoyundan ne tür adımlar bekliyorsunuz? Umut Hakkı kararının uygulanması ve Sayın Abdullah Öcalan'ın özgürlüğü konusunda nasıl bir yol haritası öneriyorsunuz?
Avrupa Konseyi veya diğer Avrupa kurumlarının kendi başlarına Türkiye'yi çok ciddi biçimde sıkıştıracak, yaptırım uygulayacak ya da Türkiye'nin Avrupa Konseyi'nden çıkarılması yönünde bir süreç başlatacak adımlar atmasını maalesef bu aşamada beklemiyoruz.
Kürt halkının dostları, insan hakları örgütleri, sivil toplum kuruluşları, çeşitli parlamentolardaki dost parlamenterler ve bazı ülkelerde Kürtlere yakın duran siyasi çevreler bulunmaktadır. Bu kesimler üzerinden mücadelenin sürdürülmesi gerekiyor. Ancak en belirleyici ve sonuç alıcı olabilecek nokta, Kürt halkının kendi mücadelesidir. Kürt halkının dostlarını daha etkin biçimde harekete geçirmesi ve bu mücadeleyi yükseltmesi gerekiyor.
Umut Hakkı kararının uygulanması için eylemler devam edecek. Diplomatik çalışmalar da sürdürülüyor. Özellikle Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Parlamenterler Meclisi ve Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği nezdinde girişimler yürütüyoruz. Avrupa Konseyi ile ilgili bir konu olduğu için, Avrupa Konseyi'nin bütün organlarında bu çalışmalar devam edecek.
Ancak mesele aynı zamanda siyasal bir mesele olduğu için, siyasal gücü bulunan Avrupa Birliği kurumlarında da bu çalışmaların yürütülmesi gerekiyor. Avrupa Parlamentosu'nda özellikle Kürt dostluk grubu üzerinden yürüttüğümüz çalışmalara devam edeceğiz.