• Türkiye’nin önündeki esas soru şudur: Çatışmayı durdurduktan sonra geçmişin ağırlığı nasıl taşınacak? Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında kurulacak barış, bu soruya verilecek cevapla şekillenecektir.
  • Kürtlerin eşit yurttaşlık zemini içinde var olması, bireysel hakları aşan bir meseledir. Pozitif barış, ana dilde eğitim, yerel demokrasi, anayasal yurttaşlık, siyasal temsil, geçmişle yüzleşme ve onarım başlıklarını kapsar.

UMUT YILMAZ

Sayın Öcalan, sürecin birinci yılı 27 Şubat 2026’da tamamlanırken gönderdiği mesajda “çatışmalı ve negatif aşamadan, barışın pozitif inşa aşamasına geçilmesi” gerektiğini vurguladı. Bu ifade, sürecin artık çatışmasızlık düzeyinin ötesinde ele alınması gerektiğini göstermesi açısından önemliydi. Silahların susması, ölümlerin durması ve siyasal diyalog zeminlerinin açılması değerli bir eşiktir. Kalıcı bir barış düzeni de bu eşiğin ardından atılacak siyasal, hukuki ve toplumsal adımlarla kurulabilir.

Kamuoyunda 'çerçeve yasa', infaz düzenlemeleri, siyasal alanın genişlemesi, ana dilde eğitim, yerel yönetimler ve demokratikleşme gibi birçok başlık tartışılıyor. Bunlar sürecin yönünü belirleyecek önemli başlıklar. Buna rağmen pozitif barışın en kritik boyutlarından biri, aynı ağırlıkta gündeme gelmiyor: Hakikatle yüzleşme. Çatışma dönemlerinde yaşanan ağır ihlaller, zorunlu göçler, faili meçhuller, cezasızlık pratikleri ve Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne uzanan tarihsel kırılmalar konuşulmadan, pozitif inşa aşamasının toplumsal zemini eksik kalacaktır.

Negatif ve pozitif barış

Bu noktada negatif barış ve pozitif barış ayrımı önem kazanıyor. Barış çalışmalarında bu ayrımı sistematik hale getiren Johan Galtung’a göre; negatif barış, doğrudan şiddetin yokluğudur. Silahların susması, ölümlerin durması, çatışmanın askıya alınması bu düzeye karşılık gelir. Pozitif barış ise yapısal şiddetin ortadan kaldırılmasıdır. Galtung’un kavramsallaştırmasıyla barış; inkâr, eşitsizlik, cezasızlık, siyasal dışlanma, kültürel bastırma ve demokratik temsil krizinin aşılmasıyla derinlik kazanır.

Negatif ve pozitif barış ayrımı, çatışma çözümü süreçlerinde barışın hangi düzeyde kurulduğunu anlamak için önemli bir ölçü sunar. Doğrudan şiddetin durması, toplumsal rahatlama yaratır, ancak yapısal şiddet alanları varlığını sürdürdüğünde barış kırılgan kalır. Türkiye bağlamında yapısal şiddet; ana dilde eğitim üzerindeki sınırlamalarda, yerel iradeye dönük müdahalelerde, siyasal temsilin kriminalize edilmesinde, cezasızlık pratiklerinde ve geçmişte yaşanan hak ihlallerinin kamusal olarak tanınmamasında görünür hale gelir.

Türkiye’de yaşanan süreç de bu ayrım üzerinden okunabilir. Çatışmanın durması, silahlı mücadelenin sonlandırılması ve aktörlerin demokratik siyaset zeminine yönelme iradesi, negatif barış açısından tarihsel bir eşik oluşturuyor. Pozitif barış aşamasında ise ana dilde eğitim, yerel demokrasi, anayasal yurttaşlık, siyasal temsil, cezasızlık, geçmişle yüzleşme ve onarım başlıkları öne çıkıyor.

Türk-Kürt ilişkilerinin onarımı

Pozitif barış, Türkiye bağlamında pozitif entegrasyon tartışmasıyla birlikte düşünülmelidir. Burada pozitif entegrasyon, Kürtlerin kendi kimliği, dili, hafızası ve siyasal iradesiyle eşit yurttaşlar olarak ortak yaşama katılması anlamına gelir. Bu kavram, 100 yılı aşan inkâr, bastırma, isyan, çatışma, zorunlu göç, cezasızlık ve siyasal güvensizlik haliyle tahrip olmuş Türk-Kürt ilişkilerinin onarılmasını da içerir. Devletin demokratik dönüşümü kadar, Türk toplumunun bu tarihle yüzleşerek ortak gelecek fikrine dahil olması da sürecin toplumsal zeminini güçlendirecektir. Türk-Kürt ilişkilerinin onarımı, hukuki adımların yanında toplumun hakikatle kuracağı ilişkiye de bağlıdır.

Açık ve güven verici adımlar

Pozitif entegrasyon, devletin Kürt meselesine ilişkin dilini ve kurumsal reflekslerini de dönüştürmeyi gerektirir. Kürtlerin eşit yurttaşlık zemini içinde var olması, bireysel hakların genişletilmesini aşan bir meseledir. Ana dilde eğitim, yerel yönetim, siyasal temsil, kültürel hafıza ve toplumsal onarım başlıklarının birlikte ele alınması gerekir. Türk-Kürt ilişkilerinde biriken güvensizlik, bu alanlarda kurulacak açık ve güven verici adımlarla aşılabilir.

Barış süreçleri silahların susmasıyla görünür hale gelir; kalıcılaşması ise geçmişin nasıl ele alındığıyla yakından ilişkilidir. Türkiye açısından bu zemin, son 40 yıllık çatışma dönemini de aşan bir tarihsel ağırlık taşımaktadır. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girerken kurulacak barışın, son 40 yıllık çatışma sürecinin yanı sıra Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne uzanan tarihsel hafızayı da ele alması gerekir.

Karanlıkta kalan dosyalar

Son 40 yılı aşan çatışmalı süreç büyük acılara yol açtı. Dönemin iktidarları “terörle mücadele” adı altında sayısız hak ihlaline imza attı; birçok ihlal, AİHM gibi uluslararası yargı mercilerinin kararlarına da konu oldu. Faili meçhuller, köy yakmaları, zorunlu göç, işkence, gözaltında kayıplar, cezaevi pratikleri ve siyasal yasaklamalar bu dönemin hafızasında derin yaralar bıraktı. Beyaz Toroslarla simgeleşen faili meçhul hafızası bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Bu dönemle gerçek anlamda yüzleşilmediği, failler yargılanmadığı ve toplumsal hafıza onarılmadığı için bugün futbol tribünlerinde beyaz Toros görselleriyle adeta gurur duyulabiliyor.

Son 10 yılda dahi karanlıkta kalan birçok mesele var. Tahir Elçi’nin katledilmesinin arkasındaki sis perdesi hâlâ aralanamadı. Roboskî Katliamı'nın hangi emir-komuta zinciri içinde gerçekleştiği hâlâ tüm açıklığıyla ortaya konulmadı. Cezasızlık, mağdurların adalet arayışını yıllara yayan bir süreklilik haline geldi.

40 yıl ile sınırlı kalmamalı

Eğer bir yüzleşme mekanizması kurulacaksa görevi son 40 yıllık çatışma dönemini incelemekle sınırlı tutulmamalıdır. Elbette faili meçhuller, köy yakmaları, zorunlu göç, gözaltında kayıplar, işkence, cezaevi pratikleri, Roboskî Katliamı, Tahir Elçi cinayeti ve benzeri pek çok ağır ihlal, özel başlıklar olarak ele alınmalıdır. Kürt meselesinin hafızası ise Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına kadar uzanır. Şêx Seîd ve Seyid Rıza gibi birçok Kürt aktörün hâlâ mezar yerlerinin belli olmaması, Zîlan, Agirî ve Dêrsim katliamlarının hangi devlet aklıyla yürütüldüğü, sürgünlerin ve zorla yer değiştirmelerin demografiyi nasıl etkilediği, bu yüzleşmenin asli başlıkları arasındadır. Bugün hâlâ Kürt aktörlerinin isimlerinin cadde ve sokaklara verilmesinin idari engellere takılması bile, hafıza meselesinin hakikatle bağını gösteriyor.

Sürecin başarısı için

Cumhuriyet’in Kürtlerle kurduğu ilişki, uzun yıllar boyunca merkezileşme, güvenlik ve asimilasyon politikaları etrafında şekillendi. İsyanlar bastırıldı, sürgünler yaşandı, dil ve kimlik kamusal alandan dışlandı, toplumsal hafıza çoğu zaman resmi tarih anlatısının dışında bırakıldı. Bu tarihsel hat, ilerleyen yıllarda PKK’nin ortaya çıkışına zemin hazırlayan siyasal ve toplumsal koşulları da besledi. Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin başarısı, bu arka planın kamusal düzeyde tartışılabilmesine bağlıdır.

Hakikatleri İnceleme Komisyonu

Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girerken önerilmesi gereken şey, Cumhuriyet’in Kürtlerle kurduğu ilişkinin hakikatini inceleyecek, Türk-Kürt ilişkilerinde biriken güvensizliği ve yarılmayı onaracak, mağdurların ve tanıkların sözünü kamusal kayda geçirecek bir Hakikatleri İnceleme Komisyonu’dur. Böyle bir komisyon, geçmişin karanlıkta kalmış olaylarını araştırırken Cumhuriyet’in Kürtlerle kurduğu ilişkinin hangi kırılmalarla bugüne geldiğini de görünür kılmalıdır.

Açık bir takvime bağlanmalı

Komisyonun etkili olabilmesi için toplumun farklı kesimlerinin temsiliyle ve açık bir yasal dayanakla kurulması gerekir. Komisyon üyeleri, tanıklar ve çalışmalara katkı sunacak kişiler bakımından hukuki güvenceler sağlanmalıdır. Mağdur ve tanık beyanlarını alma, kamu kurumlarından belge isteme, arşivlere erişme, yerinde inceleme yapma ve dönemsel raporlar yayımlama yetkileri açık biçimde düzenlenmelidir. Komisyon, tespit ettiği hakikatler doğrultusunda onarım, tazmin, iade-i itibar, mezar yerlerinin tespiti, zorunlu göç mağdurlarının hakları, cezasızlıkla mücadele ve tekrarlanmama güvenceleri konusunda kanun teklifi taslakları hazırlayabilmelidir. Nihai rapor Meclis gündemine alınmalı; raporda yer alan öneriler ve kanun teklifi taslakları, ilgili komisyonlarda görüşülmek üzere açık bir takvime bağlanmalıdır.

Geçmişin ağırlığı nasıl taşınacak?

Komisyonun çalışması mağdur merkezli bir anlayışla yürütülmelidir. İnsan hakları örgütleri, hukukçular, barolar, kayıp yakınları, kadın örgütleri, sivil toplum kurumları, akademisyenler ve çatışmadan doğrudan etkilenen yerel topluluklar sürecin parçası haline getirilmelidir. Böyle bir yapı, komisyonun toplumsal meşruiyetini güçlendirecektir.

Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girerken yapılan hataların tekrar edilmemesi, Kürtlerin bu ülkede onurlu ve eşit yurttaşlar olarak kendi renkleriyle var olabilmesi için hakikatle yüzleşme ertelenemez. Türk ve Kürt toplumları arasında tahrip olan ilişkinin onarımı; hakikat, adalet ve demokratik tanınma başlıklarını birlikte ele alan bir siyasal akıl gerektiriyor.

Türkiye’nin önündeki esas soru şudur: Çatışmayı durdurduktan sonra geçmişin ağırlığı nasıl taşınacak? Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında kurulacak barış, bu soruya verilecek cevapla şekillenecektir. Bugün ihtiyaç duyulan şey, pozitif entegrasyonu Türk-Kürt ilişkilerinin onarımıyla mümkün kılacak bir yüzleşme cesaretidir.