Türkiye’nin mevcut 63 üniversite hastanesinde yeterli miktarda bütçe ayrılmadığından malzemeler alınamıyor. İktidarın sağlık politikaları sonucu üniversite hastaneleri batma noktasına geldi.
Dicle Üniversitesi Hastanesi’ndeki asistan hekimlerin dört aydır döner sermaye ve nöbet ücretleri ödenmiyor.
MA’ya konuşan Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konseyi Üyesi Halis Yerlikaya ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) eski Şube Başkanı Recep Oruç, üniversite hastanelerinin en komplike hastaların bakıldığı, en zor tedavilerin yapıldığı ama aynı zamanda eğitim yeri olduğunu, ancak buna rağmen Türkiye’nin dört bir yanında üniversite hastanelerinin batma noktasında olduğuna dikkat çekti.
Bütçe ayrılmıyor
Hastanelerde eldiven alınamamasına, ameliyat malzemesinin bulunmamasına dikkat çeken Oruç, var olan eksikliklerin de halktan talep edilmesiyle ortaya krizlerin çıktığına işaret etti. Türkiye’de 63 üniversite hastanesi olduğunu kaydeden Oruç, sorunların daha büyüdüğünü söyledi. Oruç, genel bütçeden yeterli miktarda bütçe ayrılmadığından bu tür krizlerin yaşandığını ifade etti. Tek amaçlarının emeklerinin karşılığını almak olduğunu kaydeden Oruç, haklarını alamadıkları durumunda ise greve gideceklerini belirtti.
Kaynaklar peşkeş çekiliyor
Sosyal devletlerde önceliğin eğitim ve sağlık olduğunu belirten Dr. Halis Yerlikaya, ”Ancak mevcut iktidar, kaynakları şehir hastaneleri adı altında yandaş firmalara peşkeş çektiğinden, büyük paraları güvenlikçi politikalara aktardığından sağlık alanında ciddi sorunları meydana geldi” dedi.
Sorunun, iktidarın sağlık politikalarından kaynaklandığını aktaran Yerlikaya, bu sorunun çözümü için hastane yönetimlerinin elinde çok fazla bir şey olmadığını söyleyerek, “Örneğin, hastanelere belli bir miktar para geliyor. Personel maaşlarına gidiyor. İşte ilaçlara bile para ayrılamıyor. Yani mevcut sağlık politikalarından kaynaklı olduğunu buradaki hastane yönetimi dahi söylüyor. Çünkü gelen kaynak çok az, asistanlara bu nedenle para verilmediğini söylüyorlar” şeklinde konuştu. Yerlikaya, Türkiye’deki üniversite hastanelerinin ekonomik yönden batma noktasına geldiğinin altını çizdi.
Çalışanlara ödetiliyor
Ekonomik krizin hastanelere yansımasının bedelinin sağlık çalışanlarına ödetilmek istendiğini vurgulayan Yerlikaya, “36 saatlere varan nöbet süreleri, angarya işler, bir sürü hastanede üretilen hizmeti asistan hekimler ve sağlık çalışanları üretiyor. Oysaki nöbet ücretlerini, performans dediğimiz döner sermayeyi dahi alamıyorlar. Dolayısıyla yaşanan ekonomik krizin sağlık kaynaklarından kaynaklı olduğunu bildiğimiz sorunların bedelini sağlık çalışanlarına ödetilmek isteniyor. Biz bunu kabul etmeyeceğiz” şeklinde konuştu.
Artık hizmet verilemiyor
Hastanelerde artık hizmetin üretilemez noktaya geldiğine dikkat çeken Yerlikaya, bu durumu da bir örnekle açıkladı: “Burada diyelim ki ameliyat yapılacak. Ameliyat için malzemeler gerekiyor ya da çok zor enfeksiyonlarla diyelim ki bir hasta antibiyotik tedavisi yapılacak veya bir kanser hastasına kemoterapi uygulanacak. Yani en zor hastalar bunlar mesela bir kemoterapi ilaçları dahil üniversite hastanelerinde bulunmuyor. Niye alınamıyor? Mesela personeller üniversitelerin bünyelerine alındı. Onların maaşları sonuçta döner sermayeden ödeniyor. Hastanenin kendi kaynağından ödeniyor. Oysaki bu maaşların genel bütçeden ödenmesi lazım. Üniversiteden kaynaklanan genel bütçeden ayrılan payın arttırılması gerekiyor. Yani artık burada sağlık hizmeti üretilemeyecek noktaya geldi.”
AMED
2.5 milyon kişi borcunu ödeyemedi
Faizlerin düşmesi ve ekonomi yönetiminin baskısıyla bankalar tüketicilere kredi dağıtmaya başladı, ancak 2,5 milyon kişi kredi borcunu ödeyemedi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Aykut Erdoğdu’nun paylaştığı verilerde yurttaşların artık borçlarını ödemekte zorlandığı anlaşılıyor. Türkiye Bankalar Birliği’nin rakamlarına göre, 2019’da yaklaşık 2 milyon 500 bin kişi bireysel kredi ve 2 milyon 700 bin kişi de kredi kartı borcunu ödeyemedi. 2019’da yaklaşık 97 bin kişi bireysel kredi, 78 bin kişi de kredi kartları borçlarını ödeyemediği için yasal takibe düştü. Kredi ve kredi kartı borcunu ödeyemeyen kişi sayısındaki artışın arkasındaki temel nedenin, iktidarın kötü yönetiminin yarattığı kriz ortamı olduğunu ifade eden Erdoğdu, önemli bir kısmının işsizlik nedeniyle ödeme yapamadığını ve önemli bir kısmının varlık yönetim şirketlerinin eline düştüğüne işaret etti. Erdoğdu şöyle devam etti: “Bankalar ve devlet, zora düşmüş şirketlere borçlarını yapılandırmaları için seçenekler sunarken maalesef bireysel borcu olan vatandaşlara bu imkanı sağlamıyor.
Ayda 258 intihar
Bu durumda zaten zor koşullarda yaşamaya çalışan insanlarımızın bir kısmı ne yazık ki hayatına son vermeyi seçiyor. TÜİK’in son rakamlarına göre günde 8,6 kişi intihar ediyor. Bu korkunç bir rakam. 2020’de gelen haberler bu sayının daha yukarı çıkacağını gösteriyor. İnsanları içinde düştükleri bu borç krizinden kurtarmak ve onlara yeni bir başlangıç şansı vermek zorundayız. Eğer hükümet bu soruna acilen el atmazsa borç sorunu artan bir hızla can almaya devam edecek. ”
Yurttaşın ödeyemediği kredi borcunu, varlık yönetim şirketlerinin bankalardan aldığı fiyattan alacak ve anapara ödemesini belli bir takvime yayarak tahsil edecek bir ‘Borç Yapılandırma Fonu’ kurulmasının zorunluluk olduğunu dile getirdi.