Bundan kırk dört yıl önce 6 Mayıs’ta Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan idam edildiler. Bu üç devrimci önderin katledilmesi Türkiye tarihinde yeni bir dönem başlatmıştır. Bu üç devrimciyi idam edenler devlet korkusu yayıp halkın baskıcı, soykırımcı, sömürücü devlete boyun eğmesini sağlamak istemişlerdir. Ancak bu devrimcilerin direnişi ve duruşu faşist güçlerin amaçlarını boşa çıkarmış, gençlerin ve halkın bu baskıcı, soykırımcı, sömürücü devlete daha fazla başkaldırmalarını beraberinde getirmiştir. Türkiye ve Kürdistan'daki devrimci mücadelede yeni bir dönem başlatan bu devrimcileri minnet ve saygıyla anıyorum. Bu devrimciler Kürtler ve Türkiye halklarının özgürlük ve demokrasi mücadelesinde her zaman anılacaklardır. Özgür ve demokratik yaşamı yaratan sembollerden olarak hiç unutulmayacaklardır. 

12 Mart faşizmi sonrası Türkiye ve Kürdistan'da devrimci mücadelenin gelişiminde bu üç fidanın, Mahir Çayan’ın ve İbrahim Kaypakkaya’nın rolü çok büyük olmuştur. Onlarca yıldır Kürt özgürlük mücadelesinin önderliğini yapan Kürt Halk Önderi de bulunduğu askeri cezaevinden alınarak götürülen Deniz, Hüseyin ve Yusuf’un idam edilmesiyle birlikte devrimci mücadeleyi geliştirme sözü vermiştir. Bu devrimcilerin anısına bağlılığın gereği öyle bir mücadele yaratmalıyım ki, kesintisiz sürsün, sözünü vermiştir. 23 yaşında Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisi ve devrimci sempatizanken bu sözü vermiştir. Bu söz, bu devrimci sempatizanı bir devrimci militan ve Önderlik düzeyine çıkarmıştır. Denizlerin mücadelesi ve duruşu böyle bir devrimci Önderlik gerçeğinin ortaya çıkmasında büyük etkide bulunmuştur. Kuşkusuz Mahir Çayan’ın İstanbul Maçka’da Teknik Üniversitesinin Maden Fakültesinde Kürt sorunuyla ilgili konuşması da Kürt Halk Önderinin devrimci mücadele içinde aktif yer almasını sağlayan etkenlerden olmuştur. 

Bu üç fidan birkaç yıl içinde Türkiye ve Kürdistan'da yüz binlerce genci, milyonlarca halkı demokrasi, özgürlük ve sosyalizm mücadelesi içine çekmiştir. Bu etkileriyle Kürdistan özgürlük mücadelesinin gelişmesinde de büyük rolleri vardır. Kürt Halk Önderi her zaman bu devrimcilerin kendi üzerindeki bu yönlü etkisini ortaya koymuş, mücadelesini kararlıca sürdürmesinin bir nedeninin de onlara verdiği söz olduğunu vurgulamıştır. Türkiye'deki baskıcı, sömürücü ve soykırımcı güçler bu nedenle bu büyük devrimcilere çok öfkelidirler. Bu büyük öfkelerini bu önderlerin inançlarının, ruhlarının ve pratiklerinin içini boşaltarak ve tarihsel rollerini saptırarak kusmaktadırlar. Devrimci özlerini boşaltarak, halkların kardeşliği temelinde Kürt halkının özgürlüğünü savunan karakterlerini ortadan kaldırarak bu devrimci önderlerden intikam alınmak istenmektedir. Tüm devrimciler ve demokratlar bu devrimcilere yönelik bu tür saldırılar karşısında duyarlı olmalıdırlar. 

Bugün hala Türkiye'ye demokrasi, Kürdistan'a özgürlük getirecek düşünce, ruh ve eylem bu devrimcilerin mücadele çizgisinde bulunmaktadır. Türkiye'de halklar bu devrimcilerin mücadele çizgisiyle kardeşçe yan yana özgürce yaşayacaklardır. Nitekim Kürt halkı da, demokrasi güçleri de, kardeşliği savunan Türkiye halkları da bu devrimcilerin anısına bağlılık temelinde mücadelelerini yürütmektedirler. 

Türkiye halkları 7 Haziran’da bu devrimcilerin özlemi olarak ortak tutum içinde oldular. 7 Haziran’dan sonra AKP ve tüm faşist ittifakları 7 Haziran seçim sonuçlarında somutlaşan Denizlerin özlemi olan Türkiye halklarının kardeşliğini ortadan kaldırmak için saldırıya geçtiler. 10 Ekim Ankara Garı’nda IŞİD’lilerin yaptığı söylenen eylem, Denizlerin idam sehpasında ortaya koydukları ruha yönelik gerçekleşmiştir. Amed, Suruç ve Ankara katliamını yönlendirenler kesinlikle Saray Gladyosudur. Saray Gladyosu IŞİD içindeki MİT ve JİTEM gibi unsurların yönlendirmesiyle bu katliamı yaptırmıştır. AKP faşizmi hala 10 Ekim’de Ankara Garı’nda toplanan demokrasi güçlerine saldırmaktadır. AKP faşizminin hedefi 10 Ekim’de Ankara Garı’nda toplanan kesimlerdir. 

Denizlerin idam sehpasında söylediği halkların kardeşliği özlemi 10 Ekim’de gerçekleşmişti. 10 Ekim’de hedeflenen tüm halkları yan yana getiren demokrasi bloku olmuştur. Öyle ki, demokrasi güçleri ürkütülüp miting yapamaz hale getirilmiştir. Demokrasi güçleri üzerindeki bu korkutma politikası hala sürdürülmektedir. Adana’da ve Mersin’de bombalar patlayabilir diye emekçilerin, demokrasi güçlerin ve devrimcilerin 1 Mayıs’ı kutlaması engellenmiştir. AKP hala IŞİD’i Demokles’in kılıcı gibi sallandırmaktadır. 

6 Mayıs Kürtlere ve Türkiye halklarına “birleşin ve AKP faşizmine karşı ortak mücadele yürütün” çağrısıdır. 1 Mayıs’ta tüm emekçi temsilcileri AKP faşizmine karşı demokrasi blokunun oluşturulmasından söz etmiştir. O zaman tüm demokrasi güçleri ve devrimciler darağacında halkların kardeşliği ve ortak mücadelesi diyen bu devrimcilerin anısına bağlılığın gereği hiç gecikmeden demokrasi blokunu oluşturmalıdırlar. 6 Mayıs şehitleri sağ olsaydı tereddütsüz hem Halkların Birleşik Devrimci Hareketi (HBDH), hem de demokrasi bloku içinde yerlerini alırlardı. Zaten HBDH de demokrasi blokunun militan devrimci kanadı olarak da görülmelidir. 

6 Mayıs aynı zamanda Kürt Halk Önderine 1996’da Şam’da bombalı araçla yapılan suikast girişiminin yıldönümüdür. Baskıcı, soykırımcı sömürücü sistem bu suikastı bilinçli olarak 6 Mayıs günü gerçekleştirerek, bir 6 Mayıs’ta da Kürt halkının özgürlük mücadelesinin önderini saf dışı etmek istemiştir. Başarabilselerdi Denizleri nasıl ki 6 Mayıs’ta idam ederek Türkiye'deki devrimci mücadelenin önderlerini saf dışı ettiysek, Kürt Halk Önderini de aynı gün saf dışı ettik ve Kürt Özgürlük Hareketi'ne en büyük darbeyi vurduk diyeceklerdi. Ancak başarılı olamamışlar; Kürt Halk Önderi Denizlere verdiği sözü yerine getirmek için daha fazla çalışmış ve mücadeleyi başarıya götürmek istemiştir. 6 Mayıs suikastçıları başarısız kalınca ABD ve İsrail’e yalvarmışlar, Kürt Halk Önderine yönelik 1998 komplosunun yapılmasını istemişlerdir. 

Bu 6 Mayıs’ta Denizlere idam kararı verenleri ve Kürt Halk Önderine suikast girişiminde bulunanları şiddetle kınıyor, bu saldırılara yönelik öfkenin mutlaka demokratik Türkiye ve özgür Kürdistan'ı gerçekleştireceğine inanıyoruz.