Sınırların olması demek hemen her durumda sınırların içinde kalınacağı anlamına gelmez. Sınırları zorlamak ve aşmak gerek. Bunun için de sınırların dışına çıkmayı göze almak gerekir. İşte bunu göze alan devrimci bir kadın var.

Nusaybin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan, 30 Ekim günü Nusaybin ile Qamişlo arasında inşa edilen duvarı protesto etmek için ölüm orucuna başladı. Ayşe tecrit altında ölüm orucunu sürdürüyor. Bir tarafta jandarma, bir tarafta polis. Halktan ise kimseyi yanına yaklaştırmıyorlar.
Devlet yetkilileri Ayşe’nin protestosunu "şov" diye nitelendirip, itibarsızlaştırmaya uğraşırken, diğer bir yandan da Ayşe’ye destek olmak isteyen Nusaybin halkına da şiddet kullanmaktan geri durmuyor. Bir yandan bedenini ölüme yatıran bir kadın, diğer yandan gaz, cop yiyerek ona destek veren bir halk…
Ayşe, ölüm orucuna girmeden önce yapılan duvarın mantığını sorgulamak için birçok girişimde bulunuyor. Duvarın hangi amaçla örüldüğüne dair tüm mülki amirliklere başvuruyor, mektup yazıyor. Hiçbir yerden cevap alamadığı gibi, muhatapta alınmıyor ve Ayşe bunun üzerine sıfır noktasında mayınlarla çevrili bir alanda ölüm orucuna devam ediyor, üstelik hayati tehlikesi de gün geçtikte artıyor.
Ayşe’nin eylem yaptığı yeri görmeyenler için yazıyorum. Etrafı dikenli tellerle örülmüş duvarların arasında mayınlarla çevrili ve militarizmin tüm vahşetini görebileceğiniz bir yer. Devlet daha önceden bu mayınları kaldıracağını vaat etmişti ama tüm vaatleri gibi bu da boş çıktı, bunun yerine yakın zamanda sınıra duvarlar örmeye başladı.
Ayşe’nin sağlık durumu iyi değil. Günlerdir açlık grevinde olduğu için çok yorgun, vücut direnci düşmüş durumda. Gıda alım yolları da kapanmış. Gündüz güneşin altında, gece ise ayazda meşru eylemini sürdürüyor.
Nusaybin’de örülen duvara ilişkin başbakan yardımcısı Bülent Arınç, "Geçici tedbir olarak bir duvar örülüyor. Duvarın örülmesi duvarın tamamen yükselmesi değildir. Mevcut yapının üzerine tel örgü çekilecektir. Nusaybin’de belediye başkanı hanımefendi açlık grevine başlamış, duvar örülmesi söz konusu değildir" diyor. Bu sözler bile baştanbaşa çelişkili ve samimiyetsiz. Gerçekten ama gerçekten bir duvar örmeyeceklerse ve var olan duvarları kaldıracaklarsa, giderler kendileri gibi başka bir mülki amir olan Ayşe Gökkan ile görüşürler, niyetlerini açıklarlar.
"Eylemime duvarın yapılmayacağı açıklanana kadar devam edeceğim. Bu duvarı bu halka layık görmüyorum. Son hücreme kadar direneceğim." Bu sözler Ayşe Gökkan’a ait…
Sormak lazım. Bu duvarı örme kararı kim tarafından alınmıştır?
Bu duvarı örme yetkisi kimdedir?
Barış sürecinden bahseden hükümet neden bu uygulamaya gidiyor?
Erdoğan İsrail örneğinde "utanç duvarı" adını verdiği duvar siyasetini Türkiye’de uygulaması hangi etik kurallara uydurmaktadır?
Daha nerelere kaç duvar örülecektir?
Hepimiz biliyoruz ki; duvar uygulayıcılarının mantığı fiziki engeller yaratarak insanları ve düşüncelerini birbirinden ayırmaktır. Örülen bu duvar Kürt halkını bir kez daha bölme çabasıdır. Günümüz yüzyılında utanç duvarları örerek, Türkiye halklarını utanç içinde bırakan bir uygulamaya karşı gelmek gerek.
Şarkıda da dediği gibi, "Kaldırın duvarları, yıkın gitsin hepsini. Ne böyle zulüm olsun ne de böyle şarkılar. Duvarları devirin de kül edin betonları. Ne böyle sınır olsun ne de böyle düşmanlıklar."