Türkiye’de yaşayan birisi olsaydım, son yıllarda yaşanan olaylar için kesinlikle şunu söylerdim; bindik bir alamete gideriz kıyamete…

Neden mi? Çünkü öyle kafa karıştırıcı ve tuhaf durumlar yaşanıyor ki, insanın işin içinden çıkabilmesi ve yorum yapabilmesi için gerçekten müthiş bir yetenek gerekiyor. Her şey o kadar iç içe ve karmaşık ki, çık çıkabilirsen işin içinden. Tüm yaşananlardan devleti, hükümeti sorumlu tutabilir, hesap sorulması gerekilen merci olarak gösterebiliriz. Bunu yaptığımız zaman haksız sayılmayız. Ama unutmayalım, o kendisini iktidarın tüm çirkinlikleriyle donatmış bir yapılanma. Yani yapması gerekeni yapıyor. O yüzden bu seferlik devlete, hükümete değinmeden birkaç kelam edeceğim.
Gezi Parkı olayları yaşandığında, Türkiye halkları için yüreğimde ister istemez bir umut yeşermiş, belki de küçük bir ağaç, yeşil renginde temsilini bulan komünal bir yaşam için vesile olur demiştim. Belki yıllardır uyuyan bir kesimin uyanmasını sağlar ve yıllardır demokratik yaşam mücadelesini verenlerin, bedel ödeyenlerin yükü biraz hafifler sanmıştım.
Üzgünüm ama yanılmışım…
Çünkü Gezi Parkı olaylarında yaşanan refleks gelişmedi. Maalesef Türkiye’yi kasıp kavurmadı. Orada yaşanan olayları, hatta canla verilen bedelleri küçümsemiyorum. Sadece ilerlememesine, genişleyememesine, dar kalmasına olan öfkemi belirtiyorum. Çünkü orada cereyan eden ve umut vadeden hareketlilik başarı kazanmış olsaydı, bugün sözde demokratikleşen devlet, UTANÇ DUVARINI bir halkın tam yüreğine çekmezdi. O duvar kesinlikle sınıra çekilmemiştir. Çünkü devlette çok iyi biliyor ki artık Kürt halkı için sınır diye bir şey kalmamıştır. Aşılması gerekilen ne kadar sınır varsa hepsi aşılmıştır. Şu an yapılmak istenen, Kürt halkının onurunu kırmak, yok saymaktır. Sanki o sınıra bir duvar çekildiğinde Kuzey’deki Kürtler, Rojava’daki Kürtleri görmeyecek onların direnişlerinden ve zaferlerinden etkilenmeyecekmiş gibi düşünülüyor. Yani örülen duvarla, Rojava halkının tüm kazanımları görünmez kılınmak isteniyor…
Ve kardeş halk bu yaşananlara sessiz kalıyor. “Ağaçlar kesilmesin” diyenler, “Utanç duvarı örülmesin” demekte ya zorlanıyor ya da bu duvar zoruna gitmiyor. Demokratikleşememe paketinden çıkan bu utanç duvarı karşısında direnen her zaman olduğu gibi Kürt halkı oluyor. Yine duyarlı olan çok az bir kesim, çok az bir eylemlilikle sesini duyurmaya çabalıyor ama nafile. Örülen örülüyor. Hem de göz göre göre. Tabii bu durumu görmeyen gözler de var. Yaşananlar karşısında beynin içine örtüler takanlar ve kadının taktığı başörtüsüne takılanlar…
Anlaşılan Rojava sınırına çekilen UTANÇ DUVARININ görünür olabilmesi için Gezi Parkı’ndan, Taksim’in göbeğinden, ODTÜ’nün ormanlık alanından ya da Emek Sineması’nın tam ortasından geçmesi gerekiyormuş.  O zaman endişelenmeye gerek yok, o da olacak pek yakında…