Shameless, ABD’nin Chicago kentindeki varoş bir bölgede oturan Gallagher ailesinin hikâyesini anlatıyor. Baba Frank Gallagher ve 6 çocuğunu maceralarını komik, trajik bir dengede ilerleten dizinin fenomen olmasındaki asıl sebep ise ailenin sıradışı yapısı. Nedir bu sıradışılık? Aile oturduğu yer varoş ABD’nin bir temsili; suç, uyuşturucu, alkol ve dahasının bulunduğu bir bölge. Gallegher’lar da bunun ortasında yaşayan ve bir o kadar bu yapının doğal bir parçası bir aile. Varoş denilince ‘yeraltı’ tiplemeleri ve bunun felsefesini yapan kahramanlar gelmesin aklınıza. Zira Gallagher ailesi felsefesini değil o yaşamın pratiğini yapıyor. Alışkanlıklarını ret etmeden ama bunlara büyük anlamlar da yüklemeden... 
TV ve internet karşısında izleyen bizler için çok da özdeşleşilebilecek karakterler değil Gallagher’lar. Belki de bunca insanı kendilerine çekme sebepleri de bu. Farklı yaşamlara olan gözetleme tutkumuz! Türkiye açısında düşünüldüğünde alt sınıfta başlayıp üste tabakaya çıkmayan dizi karakteri bir elin parmaklarını geçmiyor. ABD açısından düşünüldüğünde de New York Manhattan’ın Yukarı Doğu Yakası’ndaki ayrıcalıklı gençlerin hayatları dışındakileri merak etmek herkesin hakkı!

Gallagher’ları cazip kılan şey farklılıkları olduğu kadar bazı aynılıkları da anlatmaları. Shameless, her ne kadar diziyi karakterlerin yaşadıkları üzerinden kursa da anlattıklarını çoğu toplumdan dışlanmış ‘Öteki’leri de anlatıyor; Gayler, lezbiyenler, siyahiler, hiçbir zaman kazanamayanlar ve inançlar… Gallagher’ların yaşadığı bölge itibariyle anlattıkları, ailenin çılgınlığını da katarsak, fazla uçuk kaçsa da bize de çok uzak meseleler değil.

6’ncı sezonunda olan dizi bir bölümde o kadar çok toplumsal mesaj içeriyor ki aslında birçoğuna ‘eğlenceli’ gelen bu ayrıksı aile hicivin en güzel örneklerinden birini sergiliyor. Dizi genelde ABD yerel politikalarına göndermeler yapsa da bizlerin de başına musallat olan toplumsal çıkmazların ucuna dokunuyor. Bir bölüme soylulaşma ile birlikte kentsel dönüşüm, bireysel silahlanma, homofobiklik, kürtaj meselesi ve dahasını sığdırabiliyor. Bir sonraki bölümde ırkçılık meselesini, filmin kahkahası en bol kısmına eklemliyor. Biz ona değil o bize gülüyor. Elbette popüler kültürden de yararlanıyor. Fakat o popüler kültürü utanmazca komedi unsuru haline getiriyor. Baba Frank Gallagher’ın bir önceki sezonda ‘Starbucks’ın açılışının ve ‘hipster’ların mahalleye gelişini ‘tehlike’ olarak çevresine anlatmaya çalışması, bu sezonda karşılığını buluyor. Soylulaşmaya başlayan (kentsel dönüşüm) mahalle ‘alt kültürü’ merak eden hipster’ların istilasına uğruyor. Hipster’lar kendilerine ilginç gelen mahalleyi blog’larında, sosyal medyada ve dergilerinde yazmalarından sonra orayı bir ‘cazibe’ merkezi haline getiriyorlar. Sonrası, yüksek fiyatlara satılan ve asıl sahiplerinin kovulduğu bir mahalle. Ne kadar da tanıdık değil mi?

Shamaless, mesaj kaygılı bir film değil bizim gibi olmayan ama dünyanın bir yerlerinde, yaşam tarzından vazgeçmeden (ilkeleri değil) yaşayan birilerini anlatıyor. Normları, toplumsal gözlükleri ve dahası ‘standart vatandaş’ tanımını bir kenara itmiş bu Gallagher’lar modern dünyanın hırsları, ilkeleri, kuralları dahası yaşamın kendisiyle utanmazca dalga geçiyor…



SUZAN DEMİR