Yol ayrımı
Nurettin DEMİRTAŞ yazdı —
- Kürt-Türk tarihi ittifakı yerine İran savaşından doğacak olası fırsatları kollayıp Kürt Özgürlük Hareketi'ni köşeye sıkıştırmayı umuyorlar. İran savaşından İttihatçılara ekmek çıkmaz.
- Önder Apo’nun önü açılmalı, özgürlüğü sağlanmalı; hileli, aşağılayıcı, anlamsız yasalar yerine demokratik entegrasyon için gerekli yasalar çıkarılmalıdır.
İran’la geçici ateşkes yapıldı. İran neleri kaybettiğiyle yüzleşecek. Halk neler olup bittiğini daha iyi görecek ve psikolojik yıkım başlayacak.
Ateşkesten sonra savaşın bitmesi beklenmiyor. Belki ateşkes süresinin dolması bile beklenmeyecek. İran devleti halen ayakta kalan yapısıyla Kürt halkı ve diğer halklarla demokrasi seçeneğini görüşmeyi düşünürse stratejik bir çıkış yapma şansına sahip olacak ama katliamcı zihniyetle yaklaşırsa kendi kuyusunu kazmış olacaktır.
Savaş, sadece yakıp yıkmaya yarıyor.
Ortadoğu’ya barış, diyalog ve uzlaşı kültürünü getirmeye çalışan Önder Apo halen tecrit altında. Türk devleti, İran savaşının ardından dengelerin neye evrileceğine bakarak oyalama sürecini uzatıyor. Oysa ABD-İsrail hegemonya kurmaktan vazgeçmeyecek. İngilizlerin yüzyıl önce kurdukları statükoyu koruma çabaları da geçici görünüyor. Onlar da denkleme bir şekilde dahil olunca Türkiye’nin neyle karşılaşacağını anlamak zor değil. Statüko konusunda İngilizler ile anlaştıklarını düşünebilirler ama bu geçicidir. Bunu anlamak için geçen yüzyılın başlarında Balkanlarda neler yaşandığına bakabilirler.
Başbakan William Gladstone döneminde Balkanlar kaynamaya başlamıştı. Gladstone, Türk karşıtı propaganda yapıyordu. ‘Makedonya Makedonyalılarındır’ diyordu. Yani Makedonya Osmanlıların değil, Makedonya’da yaşayan tüm halklarındır. Böylece Balkanlardaki ulusal bağımsızlık arayışlarına güç veriyordu. Gladstone, 1868-1894 arasında dönem dönem İngiltere Başbakanlığı yapmıştı. Osmanlı devletine ‘Türk Hükümeti’ diyordu ve Türklere burada ifade edemeyeceğimiz ağır hakaretlerde bulunduğu gibi Balkanlarda yaptıkları zalimlikleri hatırlatıp Türklerin yeryüzünden yok edilmesi gerektiğini savunuyordu.
Balkanlarda en çok Makedonya’nın hareketlenmesine vesile olmuştu. Makedon devrimcilerinin esin kaynakları Marksizm ve ulusalcılık ile Yunan ve Bulgar devrimcileriydi. Yunan Ulusal Şirketi de onlara destek veriyordu. Esas destek, Gladstone'dan gelmişti.
Makedonya’da bağımsızlık için mücadele eden bir örgüt kurulmuştu. İç Makedon Devrimci Örgütü adını taşıyan bu hareket, 1893'te kurulmuş ve 1896'da gerilla savaşına başlamıştı. Makedon gerillalar, bazen kent içinde bir öğretmen, esnaf veya zanaatkar kılığına girebiliyordu. Bazı halk isyanlarına da öncülük yapmışlardı fakat öncü kadrolarının çoğu vurulmuş veya ele geçirilince asılmıştı. Buna rağmen Makedonya’da sonuç alınacaktı, çünkü diğer ülkelerde de gerilla hareketleri gelişmişti ve İttihatçı saldırganlıklara karşı halkın desteğini almıştı. Sırbistan, Karadağ, Arnavutluk, Bulgaristan topraklarında gelişen gerilla savaşlarının neticesi İttihatçıların katliamcı kafalarının taşa vurulması, Balkan ülkelerinin bağımsızlıklarını elde etmeleriydi.
Osmanlı bu şekilde parçalanmaya başladı. Henüz I. Dünya Savaşı başlamadan bu iş bitmişti.
Katliamcı zihniyet sahipleri işkence, idam, komplo ve hile peşinde koşarken İngiliz hükümeti Osmanlının nasıl parçalanmaya doğru gittiğini izliyor ya da daha doğrusu parçalanmanın tüm yollarını döşüyordu. Günümüzde İngiliz ipine sarılanların bunları bile bile sinsice hile peşinden koşmaları İttihatçı zihniyeti hatırlatıyor.
Kürt-Türk tarihi ittifakını ciddi anlamda düşüneceklerine İran savaşından doğacak olası fırsatları kollayıp Kürt Özgürlük Hareketi'ni köşeye sıkıştırmayı umuyorlar. İran savaşından İttihatçılara ekmek çıkmayacağı açıktır.
Onlar bu tür saplantılarla Osmanlı'nın akıbetine doğru, dolu dizgin giderken Kürtler ulus olma bilinciyle 60 milyonluk bir güç olarak birleşmeye çalışıyor. Bu birliği bölgeyi kendilerine göre dizayn etmeye çalışanlar da sağlamak istiyor ama kendi emellerine göre olsun istiyorlar. Bunun Türkiye açısından sonuçları, Balkanları ve Osmanlı'yı hatırlatıyor.
Kürtlere düşmanlık yapan bir Türkiye, kaybetmeye mahkumdur. Kürtler ile dost olmayı seçerlerse bu da Türkiye’nin demokrasiyle tanışması ve geleceğini güvenceye alması demektir. Şimdi Türkiye böylesi bir yol ayrımındadır.
Önder Apo, halkların geleceğini düşünerek müzakere için tarihi bir fırsat yarattı fakat buna karşın halen tecrittedir ve Türk devleti halen tahrik edici, hileli yasalarla özgürlük gerillasını tasfiye edebileceğini hayal ediyor. Bu ham hayal, İttihatçı kafadan kaynaklanıyor ve yeni bir savaşa kapı aralayabilir, çünkü Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü sağlamayacak yasalar karşılığını bulamaz. Önder Apo’yu kapsamayan bir yasa için gerillalar ne diye gelsin? Hem de muazzam tecrübelerle donanmış ve 60 milyon Kürt'ün birlik tartışmalarını yaptıkları, çok güçlü oldukları bir dönemde!
Dünyanın başka ülkelerinde silah bırakma karşılığında siyaset hakkı tanınmıştır. Böylesi örnekler çoktur fakat Türk siyasetçilerin kafasının arkasında İttihatçı bayrak dalgalanıyor olmalı ki adeta sarhoş olmuş durumdalar.
Bu hayalperest milliyetçiler korosuna CHP yanlısı veya AKP muhalifi görünen bazı medya organları da dahil olmuş durumdadır. Hep beraber Türkiye’yi uçuruma doğru sürüklüyorlar. Bunu önleyecek tek çare demokrasidir.
Halkların demokrasiden başka bir sistemden fayda görmeleri mümkün değildir. Bu nedenle Önder Apo’nun önü açılmalı, özgürlüğü sağlanmalı; hileli, aşağılayıcı, anlamsız yasalar yerine demokratik entegrasyon için gerekli yasalar çıkarılmalıdır.
