Sürecin ruhu
Nurettin DEMİRTAŞ yazdı —
- Mücadelemizin yarattığı nice değer vardır ve hepsini "Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu" temsil ediyor. Bunlar, her türlü başarı için yeterlidir.
NURETTİN DEMİRTAŞ
Önder Apo’nun 27 Şubat 2025’teki tarihi çağrısının hemen ardından 1 Mart günü HPG ateşkes ilan etmişti ama buna rağmen Türk ordusunun saldırıları sürmüştü. Mart-Nisan aylarında yapılan bu saldırılarda onlarca gerilla şehadete ulaşmıştı. Şehadetlerinin yıl dönümünde saygı ve minnetle andığımız bu yoldaşlarımız “Barış ve Demokratik Toplum” sürecinin şehitleri olarak tarihe geçtiler.
Özgürlük Hareketi'nin çözüm adına attığı stratejik ve tarihi adımlara rağmen Türk devletinin halen ayak diremesinin “barış ve kardeşlik” söylemlerini sadece tasfiye planlarının bir parçası olarak kullandıklarının göstergesidir. Sürecin başlangıcında yaşanan şehadetler de bu tasfiyeci aklın sonucuydu ki halen devlete hâkim olan bu akıl olduğundan Önder Apo’yu hapishanede ve tecritte tutmakta ısrar ederek savaşa davetiye çıkarıyorlar.
“Barış ve Demokratik Toplum” sürecinin şehitleri yaşamlarını Önder Apo’nun ve halkımızın özgürlüğüne adamışlardı. Bu amaca ulaşmak, onların hayallerini gerçekleştirmek için binlerce fedai, Önder Apo’nun çağrısına uyarak silahlı mücadele stratejisine son verilmesine uymuştur. Bunlar hiç olmamış gibi davranan Türk devletinin propaganda aygıtları Önder Apo’ya ve Özgürlük Hareketi'ne ahlaksızca saldırmayı sürdürüyorlar.
Bu saldırıları kıracak ve süreci başarıya ulaştıracak yol, şehitlerin fedai ruhunda gizlidir. Şehitler çizgisinde netlik, kararlılık ve fedaice katılım gerekiyor. Onlar kimyasal silahlar başta olmak üzere her türlü yasaklı savaş saldırılarına karşı destansı bir direniş sergilemişlerdi. Hangi alanda olursa olsun sürecin kadro ve yurtseverlik ölçülerini onlar belirlemişlerdi. Bir yanda onların yükselttiği onur bayrağı, diğer yanda her türlü bireyci-bencil duruşa kapı aralayan iktidarcı, konforcu, bireyci, lafazan anlayış! İkisini aynı kefeye koymak, ikisine da kadro veya yurtsever demek mümkün müdür? Hangi onur, vicdan ve adalet bunu kabul edebilir?
Netlik gerekiyor. Netleşmeyi sağlayacak çizgiyi temsil etmeleri nedeniyle yıl dönümlerinde bu sürecin şehitlerini anmak ve nasıl bir direniş sergilediklerini hatırlatmak daha da önemli hale gelmiştir. Onlar Girê Cûdî, Girê Amediyê, Girê Bahar gibi alanlarda ve savaş tünellerinde yıllarca amansız bir direniş sergileyerek geçtiğimiz yılın ilkbahar aylarında ölümsüzler kervanına katıldılar. Sefkan, Rêvan, Nûdem, Tavin, Rizgar, Besê, Mîtra, Zîn, Berxwedan, Argeş, Tîjda, Baran, Welat, Akif, Evîn, Mordem, Aso, Adar, Helbest… Çok değil daha bir yıl önce tarihin gelmiş geçmiş en büyük direnişi içindeydiler. Kararlılık, yoldaşlık, tarz-tempo, emek ölçüsü, sürece doğru katılım ölçüsü, kısacası her ne arıyorsak onlarda var. Başka yerde arayanlar yanıldıkları gibi süreci çürümeye ve teslimiyete yatırırlar.
Çözüme kafa yormak yerine duruş ve söylemleriyle kafa karışıklığı ve karamsarlık yayanlar yeterince deşifre olmuş, aşılmış, aşılmak zorundadır. Bu bir mücadele gerekçesidir. Bu işin sihirli bir formülü yoktur. Güzel, anlamlı ne kadar değer varsa onunla yaşamak ve demokratik toplumun zemini olan bu değerlerin savunucusu olmak gerekiyor. Mücadele bunun içindir.
Aşılması kaçınılmaz olan çürütücü eğilimlerin hepsi ulus-devletçi, iktidarcı anlayıştan kaynaklanıyor. Bunlardan tümüyle kurtulmanın yolunu demokratik toplum manifestosu ve şehitlerimizin aziz anıları, onların kahramanca yaşam tarzları göstermiştir.
Mücadelemizin yarattığı nice değer vardır ve hepsini “Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu” temsil etmektedir. Bunlar her türlü başarı için yeterlidir. Toplumsal inşa bu yüce değerler üzerinden yükselecektir.
Şehitlerden ve onların özlemlerinin, hayallerinin, amaçlarının ifadesi olan, onların ruhunu temsil eden manifestodan bahseden herkes onlara layık bir yaşam duruşuna sahip olmak zorundadır. Bu iddia, kararlılık ve mütevazılık sergilenmeyecekse Önderlik etrafında birleşme de sağlanamaz.
Önder Apo’ya onca saldırı gerçekleştirilirken kendi sorunlarına gömülenler gafleti yaşadıklarının farkına varmalıdır ki sürecin izleyeni konumundan çıkılabilsin.
Önder Apo’yu sahiplenmek onun gündemiyle birleşmekle olur. Önder Apo tarihi bir sürecin demokratik çözümle noktalanmasına kilitlenmişken bunun dışındaki gündemlerle oyalanmak, hele ki bireyciliği hortlatmak sadece ve sadece çürümüşlüğün göstergesi olabilir. Buna da kimse değer vermeyeceği gibi sürecin ruhu karşısında ezilip giderler. Bu netlikle hareket edildiğinde sürecin pozitif dili yakalanabilir.
Pozitif devrim, düşünce ve vicdanda Önder Apo ile bütünleşmekle olur. 24 saat topluma hizmet ederek olur. Toplumun tek özgür yaşam seçeneği olan komünlerin inşasıyla olur, demokrasiyle olur.
Demokrasi ile liberalizm birbirine karıştırılmamalıdır. Demokrasinin zıddı iktidarcılık ve liberalizmdir. İktidara yol açan merkeziyetçi, maddiyatçı, bürokratik, dogmatik ve ezberci yaklaşımlar aşıldıkça özgürlüğün önü açılmakta, komünler ete-kemiğe bürünmektedir.
Komün demek toplumsal yaşam demektir; toplumun özüne dönmektir. Bunun hayal olduğunu düşünmek insanlığın, insanca yaşamın bir hayal olduğunu iddia etmek anlamına gelir. Bu nedenle insanlıkta ısrar komünde ısrardır, diyoruz.
Adını andığımız yoldaşlarımız komünal değerlerin en yüce temsilcisiydiler ve tüm insanlık adına direnmişlerdi.
Sürecin şehitlerinden öğreneceğimiz çok şey vardır ama her şeyden önce amaca bağlılık geliyor. Bu da Önder Apo’yu, onun düşüncelerini uygulamak ve böylece fiziki özgürlüğünü sağlamaktır. Şehitlerimize layık bir duruş, bağlılık, maneviyat ve pratik bundan aşağısını kabul etmez.
