Yapay zeka ve sanat
Nurettin DEMİRTAŞ yazdı —
- Acılarımızı güce dönüştürebiliriz ama ruhsuz yapay zekaya havale ettiğimiz tüm manevi değerlerimizi yitiririz. Sayılar ve sanallık, maneviyatın ve duyguların yerini tutamaz.
NURETTİN DEMİRTAŞ
Tev-Çand bünyesinde yürütülen tartışmalar neticesinde endüstriyalizm canavarının son numarası olan yapay zekanın yaptığı hiçbir şeyin sanat olamayacağı sonucuna ulaşılmıştır. Tev-Çand’ın ifade ettiği bu cümle “yani yapay zekanın sanat olamayacağı” sadece bir tespit değil, bir bildiri, bir tutum, bir ilkedir.
Son dönemlerde yapay zekayla müzik ve klip yapımının artmasına karşı Demokratik Kültür Sanat Hareketi olan Tev-Çand’ın kendi bünyesine bu toplum dışı yapaylığı yaklaştırmama kararlılığına ulaşmış olması, sanat onuru adına sevindiricidir. Mesele sanat olunca nötr yaklaşılamaz; Tev-Çand yapay zeka ile sanat yapılmasına net olarak karşıdır. Bunun en temel nedeni sanatın kaynağının toplum olmasıdır, çünkü yapay ve sanal olanın toplumsallıkla bağı yoktur.
Yapay zekanın zararlarını inceleyenler genellikle insan beyninin kimi bölgelerinin işlevsiz hale gelmesinden bahsediyor. Bu doğrudur. Tembelliğe de yol açıyor ama sadece akıl üzerinde mi olumsuz etkide bulunuyor? Ya duygular ve ahlak bunun neresindedir? Sorunlara karşı “git kendini öldür” diyen bir aklın duyguyla, ahlakla/vicdanla ne alakası olabilir? Bu nedenle yapay zekayı sanat saymak, özgürlük ahlakına karşı bir saldırı olarak tanımlanmıştır.
Ahlak, toplumsal değerleri ifade ediyor. Bu değerlerin başında da ortak yaşam kültürü ve emek geliyor. Yapay zekada sanatsal yaratıcılığın kaynağı olan toplumsal emek yoktur. Yapay zekayı kentlilik, modernlik olarak sunarak sanat alanında bile robotlaşmayı savunanlar toplum ve insan gerçeğine nasıl zarar verdiklerinin farkında bile değiller ama bu işin tepedeki patronları ne yaptıklarını gayet iyi biliyorlar: Global faşizmin ağları döşeniyor!
Dijitalleşmeye dayalı enformasyon çağında yaşadığımız inkâr edilemez fakat her teknik gelişme gibi bu da kapitalist tekellerin elinde sınırsız kar ve egemenlik aracı olarak kullanılmaktadır. Teknik tanımlamalar bile duygusal aklın ve sezgilerin işi olan sanatın yapay zeka ile yapılamayacağını kanıtlamaktadır. Yapay zekayı geliştiren dijital ortam, sayılara ve hesaplamalara dayanmaktadır.
Dijital kavramı, Fransızcadır ve “sayısal” demektir. Kulağı tırmalıyor ama buna rağmen bilgisayara dayalı olan “sayısal sanat” bir hayli yaygınlaşmış durumdadır. Bilgisayar tekniği tümden reddedilemez, aksine bir yardımcı unsur olarak kullanılabilir, kullanılıyor fakat kendini tümden dijitale bağlayanlar sosyal açıdan “dijital sürü” olarak radikal bir eleştiriye tabi tutulmaktadır. Dijital alanda yeni tür iktidar ve egemenlik keşfedilmiştir: Korkuya, işkenceye, acıya değil, zevk ve eğlenceye dayalı egemenlik. Bunu sanat alanına uyguladığımızda dijitalin diktatörlüğüyle karşılaşırız. Yapay görüntü, emoji ve efektler ile kurulan bir diktatörlük.
Egemenliğin yeniden üretildiği bir alan olan dijital alan, sanat için sadece zarar mıdır? Örneğin arşiv paylaşılıyor, korunuyor, müzik mikseri, film montajı vb. yapılıyor. Bilgisayar bir yardımcı unsur olarak kullanılıyor. Bunda bir yanlışlık yoktur. Yaşamın bir matematiği vardır, ancak sadece bundan ibaret değildir. Toplum sayılara indirgenebilir mi? Bu yapılamazsa sanat da sayılara indirgenemez. Sanatı sayılarla sembolize etmek mümkündür ama bu sembollerin, sayıların, hesaplamaların kendisi sanat değildir.
Sanatı, bilim olarak tanımlamanın kaynağında Avrupa Rönesansı vardır. Öncülerinden olan Leonardo Da Vinci sanatı bilim olarak ele almayanları zanaatçı olarak tanımlıyordu. Pozitivizmin soğuk penceresi olan bu anlayış, görüneni yansıtmaktan öteye geçmiyor. Sanat, sadece bilim aklıyla sınırlandırılamaz. Mükemmel hesaplamalar yapmayı bilmeseler de dengbêjlerimiz binlerce yıllık tarihimizi ve kültürümüzü bugünlere taşımıştır.
Çocukken hepimizin resim defterimize yaptığımız manzara resimleri benzerdi: Dağlar ve yamacından akan bir nehir, bir ev, bir ağaç… Belki de aranan huzurun resmiydi. 2000’li yıllarda koca bir sınıfı dolduran Kürt çocuklarının serbest resim çalışmasının tek konusu ise savaş: Uçaklarla bombalanan dağlar, yakılan köyler, tanklar, panzerler, polisler ve taş atan çocuklar! Aynı anda Ankara’daki çocuk resimlerinde sadece çiçekler ve kelebekler… Ne yaşamış ne görmüş ne hissetmişlerse onu yansıtıyorlar.
Sosyolojiyle ilgilenenler ne börtü böceğin-çiçeğin neşesinin ne de savaşın acılarının yapay zekayla anlatılamayacağını bilir. Her gün karşılaştığımız acıları taşıyabilmek, onlarla yaşamak kolay değil ama hiçbiri yapay zekanın topluma verdiği zarardan daha fazla değildir. Acılarımızı güce dönüştürebiliriz ama ruhsuz yapay zekaya havale ettiğimiz tüm manevi değerlerimizi yitiririz. Sayılar ve sanallık, maneviyatın ve duyguların yerini tutamaz.
Yapılan kliplere bakıldığında maneviyatı zorlayan hususlarla karşılaşılıyor. Gerçeği dururken yapay şekilde insanların sureti işleniyor. Özellikle de mücadelemizin en büyük değerleri olan şehitlerimizin yapay zeka kliplerine konu edilmesi kabul edilemez. “Ama biz istemesek de bu alan gelişiyor” diyerek yanılgılara kapılmayalım. Bilinçli insanlık daha çok toplumsal olana yüzünü dönüyor. Ayrıca kim ne yaparsa yapsın Tev-Çand bileşenleri bu konuda ilkeli ve sorumlu davranmak zorundadır. Yapayın illüzyonuna kapılmamak gerekir.
Yapay zekayı aşırı hassas ölçümler gerektiren askeri konularda veya çeşitli iş alanlarında ekolojik ilkeler temelinde kullanabilirsin ama sanat alanında kullanırsan sanatın ölümünü ilan etmiş olursun.
Sözü daha fazla uzatmadan, Önder Apo’nun Demokratik Komünal Toplum Manifestosu'ndaki yapay zeka yorumlarıyla bitirelim: “Geliştirilmekte olan yapay zekânın neredeyse insanı gereksiz hale getireceği belirtilmektedir. Yapay zekânın ürettiği insan, doğal insanın canına okuyacak. Bu da endüstriyalizmle bağlantılıdır. Endüstriyalizm her gün yapay zekânın insan yaşamını ne kadar kolaylaştırdığının propagandasını yapmaktadır. Bu propagandayla yarattığı robotlaştırmayı gizlemektedir. İnsan zekâsı gibi muhteşem zekânın yarattığı yapay zekâ, insan zekâsı yerine ikame edilmektedir. Bilinmektedir ki, yapay zekâ yüklenici bir teknikten ibarettir. Ne yüklenirse ona göre işlev görür ve yüklenmeyen hiçbir şeyi yapmaz. Gerçeklik buyken, işin diğer kısmı kâr ve insanı gereksiz hale getirmektir. Oysa evrenin yarattığı muhteşem insan zekâsı vardır. Yapay zekânın endüstriyalizmin kâr marjını daha da yükseltmekten başka bir işlevi yoktur. Bunu belirtirken, toplumun tekniği kullanmaması gerektiği gibi bir anlam çıkarılmamalıdır. Aksine, toplum tekniği kullanmalıdır ama ekolojik topluma uygun olarak kullanmalıdır.
Duygusal beyinden kopuk bir analitik beyin düşünülemez. Düşünülse bile bu insan beyni olamaz, makine beyni olabilir ancak. Yapay zekada duygusal zekâ olmayabilir. Gerçi duyguların da öğretilebildiği yapay zekâ geliştirme deneyimleri de oluşturulmaya çalışılmaktadır. Özetle yapay zekada entelektüel beyin, duygusal beyinden kopuk olabilir, ki öyledir zaten. Fakat insan için böyle bir beyin yoktur. İnsan beyni hem biyolojik bakımdan hem de işleyiş bakımından diyalektiktir.”
