Sasanilerin çöküşünden günümüze dersler -1-
Nurettin DEMİRTAŞ yazdı —
- ABD’nin İran’ı düşürme stratejisi, değerler ve koşullar aynı olmasa da özellikle Sasani döneminin tecrübelerine dayanıyor.
NURETTİN DEMİRTAŞ
ABD-İsrail ile İran savaşı yeni başlamadı. Son hazırlıklar bile uzun yıllara dayanıyor.
İbrahimi Anlaşmalar'dan önce ABD, Arap ülkelerindeki ağır silahlarını geri çektiğini açıklamış ve İsrail için zemin hazırlamıştı. İran ise bunun rehavetiyle hareket etmeye başlamıştı, oysa silahların geri çekilmesi yerine daha ağır şekilde tahkimat yapılıyordu. Önce İran’ın Ortadoğu’daki hegemonya iddiasını kırdılar. Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’de hakimiyet sağlayan İran bunu tüm bölgeye yaymak istiyorken tam tersi oldu. Dış alanlardaki kolu-kanadı kırıldıktan sonra sıranın merkeze geleceği belliydi. Hegemonya iddiasını kaybeden ve kendi sınırlarına çekilen İran, bu savaşı henüz başlamadan kaybetmişti.
Savaş başladığı günden beri Lübnan’daki Hizbullah’ın sınırlı bazı eylemleri dışında Şia dünyasından bile destek göremeyen İran, Körfez ülkelerini bombaladıkça ABD buralardaki etkinliğini artırdı; siyasi olarak ABD’ye daha fazla yakınlaştılar ve silah şirketleri bolca satış yaptı.
Bu savaş, Şia cephesinin parçalı halini gözler önüne serdi. Irak’ta Necef merkezli Şialık bu savaşta ABD karşısında ciddi bir varlık göstermedi. Haşdi Şabi hedefleri vurulurken bile İran destekli kesimler hedef alındı, tüm Şialık ile karşı karşıya gelinmedi. Gerçi İsrail, hem Sünnileri hem de Şiaları hedefine koymuş durumdadır fakat tüm Şialar İran etrafında birleşmemiştir. ABD, böyle bir durumun oluşmaması için dikkatli davrandı.
Öte yandan İran’ı çok büyük savaş hileleriyle hem askeri hem de ekonomik ve siyasi olarak vurdu. ABD, bu savaşı hazırlarken İran ile görüşmeler yapıyordu. İddiaya göre; onlara, tartışıp karar vermeleri gereken teklifler sundular; doğruysa bu manipülasyonun sonucunda İran idaresinin en etkili isimlerinin bir araya toplanmasını sağlayıp ilk günün büyük darbesini böyle vurdular. Sonraki tüm vuruşlarda İran’ın askeri kapasitesini yok etmek istediklerini açıklasalar da asıl emelleri merkezi siyasi otoriteyi dağıtmaktır ve bundan vazgeçmeyeceklerdir. 1375 yıl önce İran’ın başına gelenlerin tekrarını yaşatmayı hedefleyen bir strateji izledikleri anlaşılıyor.
Savaş propagandaları yanıltıcıdır. İran, ABD’nin teknik ve ekonomik kapasitesiyle yarışacak durumda değil fakat binlerce yıllık devlet geleneğinin ve savaş gücünün olduğu da göz ardı edilemez. ABD de bu savaşta yalnız kaldı. NATO’yu ve Avrupa’yı yanında göremedi.
Onların savaşında İran’daki halklar taraf olmadılar; diktatörlüğe veya tekniğe-maddiyata karşı halkların demokrasi gücü vardır. 3. Çizgiyi esas almakla halklar kendi kaderlerini ellerine almış oluyorlar, ancak bu savaşın sonucundan da yararlanmamaları düşünülemez. Rejimin en büyük korkusu halkların direnişidir ki tıpkı Saddam’ın son dönemindeki gibi “halk ne istedi de vermedik” demeye başladılar.
“ABD’nin hedefi rejimi değiştirmekti, bunu başaramazsa kazanmış sayılmaz” şeklindeki yorumlara karşın ABD, böyle bir derdinin olmadığını açıkladı. Ne tür açıklama yaparlarsa yapsınlar, İran’ı tümden düşürmek istiyorlar. Bunu yapamazlarsa da teslim almayı hedefliyorlar.
Bugün savaşa son verseler bile kolu kanadı kırılmış bir İran, orta yerde kalacaktır fakat ne olursa olsun sonucu füzelerin değil, halkların belirleyebilmesi için bölgelere sıkışmayan, demokratik ulus anlayışı temelinde İran genelinde etkili olabilecek çok büyük örgütlenmelere ihtiyaç vardır.
İran, bir Pers döneminde bir de Sasani döneminde dış güçlere ağır şekilde yenildi. Yenenlerin ikisi de -Yunan ve İslamiyet- İran’a kıyasla yeni değerleri taşıyordu. Şimdikiler böyle bir değer ifade etmiyorlar. Ne değerler ne de koşullar aynı olmasa da ABD’nin İran’ı düşürme stratejisi özellikle Sasani döneminin tecrübelerine dayanıyor. O dönemde siyasi merkez dağıldığında en etkili ordu güçleri bile savaşamamıştı.
Sasaniler, çok güçlü bir imparatorluk haline gelmişti. Öyle ki 1. Şapur, Roma’nın 40. İmparatoru olan Valerian’ı binlerce askeriyle birlikte esir etmiş ve birçok mimari eser yanında Gundeşapur diye bir kasabayı onlara yaptırmıştı. Şapur’dan sonra devletteki desteğini kaybeden Mani, bu kasabada katledilmişti.
İran’daki kast sistemine karşı direnişin tohumlarını atan Mani’den sonra Mazdek bu bayrağı devralacaktı fakat o da Mani gibi katledilmekten kurtulmayacaktı. Mani ve Mazdek reform yapılmasını hedefledikleri halde katledilmişlerdi. Bundan dolayı Hürrem’in direnişi gizlilik temelinde toplum içinde gelişecekti. Ve Sasaniler dönemiyle sınırlı kalmayacak, iktidar İslamı’nın temsilcileri olan Emeviler ve Abbasilere karşı silahlı direnişler şeklinde sürecekti.
Sasanilerin günümüzle bağlantısı açısından ilk vurgulanması gereken, toplum ve kadın düşmanı bir kast sistemi olduğudur. Bu yönleriyle şimdikilere çok benziyorlardı. Sasani din anlayışında kadın değersizdir; erkek öldükten sonra başka bir insan olarak dünyaya gelebilir ama kadının ruhu olmadığından ancak bir hayvan olarak dünyaya geri dönebilir! Bu anlayış katı bir tabakalaşmayı doğurmuş, kast sistemi toplumu ezdikçe ezmiştir.
Sasanilerin son dönemlerinde taht kavgalarında sınır yoktu. Taht etrafında işlenen aile içi cinayetler 2. Hüsrev’in oğlu 2. Kubad sayesinde doruğa çıktı; Bizans’ın yardımıyla 628’de tahta çıktığında babasını ve 18 erkek kardeşini öldürttü. Sadece birkaç ay tahtta kaldı ve o da öldü. Birkaç aylık hükümdarlık uğruna babasının ve 18 kardeşinin katili olarak tarihe geçti.
Onun ardından 7 yaşındaki oğlu 3. Ardeşir tahta oturtuldu, ancak 18 ay sonra bir general tarafından öldürüldü. Bu general savaşçılığıyla nam yapmış ve hem gücünden hem de zaferi temsil etmesinden dolayı adına “domuz” unvanı eklenmiş olan Şahrbaraz idi. Ancak tahtı ele geçirmesinden sadece 40 gün sonra o da Sasani asillerince öldürüldü.
Satraplıklar, asilzadeler, generaller, şahlık ailesi... İran içten içe kaynıyordu. Şahrbaraz öldürülünce yerine hiçbir general geçmeye cesaret edemedi. İran soyluları şah ailesinden yana tavır aldı. Bundan sonra İran sarayı iki dönem kraliçeler tarafından yönetildi.
İslam orduları, Mekke’yi ele geçirmişti. İran’ın din ve idare anlayışını esnetmesi ve topluma nefes aldırması kaçınılmazdı. Aksi halde her an büyük bir çöküşle karşılaşabilirlerdi. Dönemin karakteri yanında, tahta geçenlerin karakteri de ülkedeki gelişmelere damgasını vurdu.
İran’da kraliçeler dönemi iç kargaşalar ve komplocu darbelerin ardından başladı. Bu bacıların babası 2. Hüsrev’di. Mazdek ve arkadaşlarını katleden 1. Hüsrev’in torunuydu.
İlginç olan ise hemen hemen tüm kastik kesimlerin Şah ailesi etrafında merkezi siyasi birlik oluşturmak adına 2. Hüsrev’in kızlarının tahta geçmesine onay vermeleri ve kraliçelerin de halkın tepkisini yatıştırmak için Hürremi ilkeleri devlete uyarlamalarıydı.
Hürremi ilkeler devlete uygulanamazdı ama bu işe “kadın haklarını” yasal güvenceye almakla başlamaları, toplumun Hürremi direnişten gelen gücünü ve devlet üzerindeki baskısını gösteriyordu. Sonuca gelmeden önce bu yasaların neler olduğuna ve kraliçeler dönemine bakmakta yarar vardır.
