TC’de ortalık, dolandırıcılar panayırını andırıyor. Her yer, kimseyi bulamayınca, kendi dükkanını soyan, götürdüklerini günün karı sanan hırsızlar şenliğidir. Cinayetlerle bezeli bu şenlik, yalanlar imparatorluğu olarak geçmişten günümüze uzar, yüz yıl olur.
Utanmazlığın adı ise Türk ırkçılığıdır. Önce, ırkçılığın devletini kurdular. Sonra, soyunu inkar edip Türk ahali olmayı kabul edecek kalabalık aradılar.
Osmanlı, asker tedariki için, ana kucağından çocuk kaçırıp devşiriyordu. Bunlar devşirme ile “millet" yarattılar.
Devşirme özüne, kavmine “bebaht" insandır. Kendinden yola çıkarak halkına ihanet eden. O nedenle kendine öfkeyle, hikayesini bilen halkına da kinlidir.
Kürdün en gaddarı, Türklerin kapısındaki kiralık Kürttür. Korucular, muhbirler, politikacı kılıklı kiralıklar, en büyük zararı verdiler, Kürtlere.
Bir Çerkez olan yazar İnci Hekimoğlu, geçenlerde, dil yasağı acısını yazıyordu.
Oysa Çerkezler, hiç de yasak artığı görünmüyorlardı. Onlar, çoğunlukla Türk ırkçılarıydı. Bazıları, “MİT bizden sorulur" diye övünüyordu.
“Abdullah" olmayı kabul edip kurtulan Ermenilerin pek çoğu, “soyu arı Türk" olarak çıktılar karşımıza. Bir yetim olan Sabiha Gökçen, Atatürk’ün manevi kızı olmanın yanında, Türk “soylu Türk kadınını" sembolize ediyordu.
TC’nin kurucu kadrosundan Kazım Karabekir’in Ermeni yetimlerden kurduğu “sübyan" (çocuk) taburlarından sayısız subaylar devşirildi. İçlerinden büyük Türk generalleri de çıktı. Pek çoğu, Kürt kırımında tetikçi olarak öne sürüldüler. Ailelerine yapılanları, onlar Kürtlere yaşattılar.
Kürtler, “Türk" olmayı kabullenmedikleri için, yüz yıldır kırılıyor, malları, mülkleri talan ediliyor, ülkeleri yangına, yıkıma açılıyor.
Sığınakları ise yalandır, ırkçıların. Başlangıçta, hayali “isyanları bastırma" yalanının ardına saklanarak kırıyorlardı, Kürt halkını. Yeni doğmuşu ve doğmamış bebekler de “isyancı ve eşkıya" idi. Onlar bugün, “terörist"tir…
Oysa yer yüzünde, insanın insana yapabileceği en büyük haydutluk, en tiskindirici eşkıyalık vak’ası, iğrenç terör fırtınası, bir halkın dilini, soyunu, aslı, nesli, ırkı, kültürünü yasaklamak, Yaşar Kemal’in anlatımıyla “vur ha vur" edip dil kesmek, kültür cinayeti işlemektir.
Kürtler, dönek-dömbelek olmadıkları için yüz yıldan beri, Türk devletinin devlet terörü çemberinde, topluca öldürülüyor, ağızlarındaki lokma çalınıyor, ülkeleri ateşe veriliyor.
Kim başlara baş olursa olsun, Türk devletinin tek değişmezliğidir, Kürt düşmanlığı. Üniversiteli Kürt gençleri, 1960’larda Türk terör sistemini eleştirmeye başlayınca, önde gelen ırkçılardan Nihal Atsız, “ülkeyi terk edin" diyerek onlara kapıyı göstermişti.
Kendisi de din ve kimlik değiştirmiş bir Gürcü olduğunu söyleyen Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan da, dağdan galenin bağ sahibini kovma misali, Nihal Atsız’ın yolundan giderek, “teröristler ya ülkeyi terk edecek ya da yok edileceklerdir" diyerek, gönlünden kopan sevilesi “insaniyeti" açıklıyordu.
Erdoğan, ayağı, hepten yerden kesik, hayalhaneden atarak konuşan bir Türk büyüğüdür. O, ruhu uçmuş, “kafayı yemiş" gibi kendini, yalnız TC’nin değil bölgenin jandarması, Kürt düşanmlığının ise yegane mirasçısı sanıyor.
Onun için, kim olduğunu unutuyor, ne hakla, hangi yasaya dayanarak demeden komşu ülkelerde (Irak ve Suriye) yaşayan Kürtlerin nasıl yaşayacağına da kendisi karar veriyordu. Onları teslim almak için de, kiralık katil taburları kuruyor, tecavüzcü, törensellikle insan kesen İslamcı teröristlerle işbirliği halinde çalışıyordu.
Sanki kendisini, mabadı kırmızı mumla komşu olmaya davet eden varmış gibi, “onların yanıbaşımızda varlık olmasını istemiyoruz, buna izin vermeyiz" diyordu.
O böyle gürlerken, birilerinin kulağı dibinde, “kerkere adam, kendine gel, haddini bil, Irak ve Suriye ayrı birer devlet" diye haykırıp devam etmesi gerekiyordu:
“Uyan Faşistiko, çağ döndü, bölgede devran, dengeler değişti!.."
Siz, Avrupa Birliği’nin TC’yi kapı önüne bırakan tavrını, Amerika’nın Kürtlerle ittifakını bir anlık kararın sonucu mu sanıyorsunuz?
Hayır, hiç bir şey tesadüfi, ya da anlık kararla değildir. TC, Ortadoğu’da İslami Faşizmi besleyen ve Avrupa’ya da terör ihraç eden olarak, çağdaş dünyanın dışına saptı ve dışlandı. Bu da, Kürtlerin dahil olduğu, yeni bir dünyanın kurulmasına vesile oldu.
Dün Kürtler katledilirken, “bu da insanlık değil ki" diyen kimsecikler yoktu. Ama bugün, ırkçı Türk rejiminin korsanlığı karşısında, dünyanın süper güçleri, eğer “kabul edilemez" diyorlarsa, önemi ve değeri büyüktür bunun.
Kürtler, bölgede kurulan yeni dünyanın üyesidir demektir. Büyük bir dönüşüm, çağ, bölgede dengeler değişimi demektir…