Uzaya gitmek

Doğan Barış ABBASOĞLU yazdı —

  • Carl Sagan, ünlü Soluk Mavi Nokta yazısında astronominin mütevazılaştırıcı ve kişilik kazandıran bir deneyim olduğundan bahseder. Ama ne yazık ki bugün şahit olduklarımıza gösteriyor ki bu deneyimin niteliği deneyimi yaşayanın kim olduğuyla da yakından bağlantılı.

1960ların sonundan bu yana 700’e yakın insan uzaydan mavi gezegenimize bakma şansını elde etti. Bu çok nadide ve özel bir tecrübe.

Uzay yolculukları insanlığın teknolojik olarak ulaştığı noktanın zirvesini temsil eder. İnsanlığın hiçbir macerası uzay yolculuklarının gerektirdiği kadar büyük bir bilgi birikimi ve kabiliyeti gerektirmemiştir. Yine hiçbir yatırım uzay programları kadar evrenin sırları konusunda aydınlatıcı olmamıştır.

Ne tuhaftır ki uzaydan Dünyamıza bakan astronotlar, gezegenimizdeki yaşamlarının üzerine bina edildiği olguların anlamsızlığı, gezegenimizin narinliği, insanlığı birbirinden ayıran sınırların suniliği konusunda sayısız ifadeler kullanırken, uzay yolculukları ve uzay programları yeryüzündeki siyasal amaçların bir aygıtı olmaktan kurtulamamıştır.

Soğuk Savaş döneminde zirveye çıkan bu durum günümüzde ABD ve Rusya’nın uzay programlarının önemli oranda sivilleşmesiyle farklı bir mecraya girdi. Ama parasını basıp uzaya “astronot” gönderildiği bir dönemde şimdi başımıza “uzaya astronot gönderen uluslar” diye bir liste çıktı.

Uzaya çıkmak ve siyasi hesaplar

Uzaya “gitmek” ile “gönderilmek” arasında büyük bir fark var. En nihayetinde uzaya kedi de maymun da gönderildi. Doğrusunu isterseniz bugünün dünyasında hiçbir şekilde kabul edilmeyecek hayvanlı uçuşların sağladığı bilgi günümüzün uzay turistlerin yaptığı şovlardan çok daha anlamlı ve değerliydi.

1978-88 yılları arasında Sovyetler Birliği, Doğu Bloku ve Sovyetlere yakın ülkelerden seçilen isimleri Soyuz mekikleriyle uzaya göndermişti. Misal Vietnamlı ilk astronot 1980’de, yani 44 sene önce uzaya çıkmıştı. Moğolistan, Küba, Romanya, Afganistan gibi ülkelerden astronotlar da bunu takip etti. O dönem bu işler parayla dönmüyordu tabii ki, siyasi amaçlar çok daha ön plandaydı.

Suudi ilk astronot 1985’te uzaya ABD’nin Discovery uzay mekiğiyle çıktı. İlk Ukraynalı astronotu da uzaya ABDliler 1997’de gönderdi.

Günümüzde artık uzay uçuşları yapan özel şirketler var. Rusya 2009 yılında Uluslararası Uzay İstasyonuna kısa süreli uçuşları durdurma kararı alsa da 2019 yılında Birleşik Arap Emirlikleri vatandaşı ilk astronotu 8 günlüğüne istasyonda “misafir” etmişlerdi. Bunun karşılığında 200 milyon dolar gibi “temiz” bir parayı cebe indirdiler.

Uzay da artık kar etmenin aracı

ABD tarafında ise günümüzde uzay sınırında yerçekimsiz ortam tecrübesi, yörünge seyahati ve Uluslararası Uzay İstasyonu’na seferler pazarlanıyor. Uzaya açılım yapmak isteyen uluslar bu şirketlerin kapısında sıraya girmiş durumda. Bir SpaceX roketindeki koltuk için ödenmesi gereken 55 milyon dolar da pek gözlerini korkutuyor sayılmaz.

Bugün Dünyanın iki büyük zengini, Elon Musk ve Jeff Bezos sahip oldukları SpaceX ve Blue Origin şirketleriyle gezegenimizi bitirip artık uzayı da bir kar aracı haline getirmeye öncülük ediyor.

Peki uzay programlarının evrenle ilgili sorularımıza yanıt arayan tarafına ne oldu?

Aslında çok bir şey olmuş değil. Bugün Dünyamızın en parlak zihinleri eşsiz ekipmanlarla olağanüstü veriler elde edip değerlendirerek insanlığa sunuyor. Son yıllarda bu çabalar sonucunda bir karadeliğin ilk fotoğrafı çekildi, Dünyamıza benzeyen yüzlerce uzak gezegen keşfedildi, yerçekimi dalgaları bulundu ve uzak galaksilerin bugüne kadarki en net görüntüleri insanlığa ulaştırıldı. Ama ne yazık ki hiçbirisi kırılgan ve suni ulusal gurur safsatalarını öne koyan soytarılar kadar yankı bulmadı.

Bunlar acayip meseleler.

Çağımız çok tuhaf.

Dönüp bir tarafa bakıyorsun, insanın nelere muktedir olduğuna, evrenin sırlarının peşinde nefes kesici bir yolculuğa çıkmış insanlar var. Diğer tarafta da insanlıktan ümidini kesmen için sanki özel olarak dizayn edilmiş iktidar ve güce tapan ve yalandan, manipülasyondan beslenen popüler soytarılar.

Soluk Mavi Nokta

“Soluk Mavi Nokta” Dünyanın en güzel fotoğraflarından biridir. Bu fotoğraf 14 Şubat 1990 günü, Dünyadan yaklaşık 6 milyar kilometre uzakta bulunan Voyager I uzay aracı tarafından çekilmiştir. Voyager I, 1977 yılının Eylül ayında uzaya gönderilmişti, halen aktif olan bu uzay aracı günümüzde Güneş Sisteminin sınırları dışında yolculuğuna devam ediyor.

1980 yılında ünlü yazar Carl Sagan, uzay aracının kameralarının Dünya’ya çevrilip bir fotoğraf çekilmesi fikrini NASA yetkililerine iletti. NASA’nın Carl Sagan’ın isteğini dikkate alması 9 yıl sürdü. Fotoğraf 14 Şubat 1990’da çekildi.

Dünya Voyager’ın çektiği fotoğrafta uçsuz bucaksız bir karanlık içerisinde küçücük mavi bir noktaydı. Carl Sagan bu fotoğraf üzerinde ünlü “Soluk Mavi Nokta” adlı kitabını kaleme aldı.

Sagan gibi insanların uzaydan Dünyanın sadece bir fotoğrafını gördüğü zaman neleri düşündüğü, insanlığın önüne neleri koyduğu son derece çarpıcıdır.

Carl Sagan’in Soluk Mavi Nokta konusunda şunları söylemişti.

“Bu uzak noktadan bakıldığında Dünya, pek dikkat çekici değildir. Ancak bizim için, o çok farklı.

O noktayı yeniden inceleyin. O, burası. O, evimiz. O, biziz!

Üzerinde; sevdiğiniz herkes, bildiğiniz herkes, duyduğunuz herkes yaşıyor. Var olmuş tüm insanlar yaşamlarını orada geçirdiler. Mutluluk, haz ve çekilen acıların bir toplamı...

Türümüzün tarihindeki kendinden emin binlerce din, ideoloji, ekonomik doktrin; her avcı ve toplayıcı, her kahraman ve korkak, medeniyetin her yaratıcısı ve yıkıcısı, her kral ve köle, her genç aşık çift, her anne ve baba, umutlu çocuk, mucit ve kaşif, her ahlak öğreticisi, yozlaşmış her politikacı, her süperstar, her yüce lider, türümüzün tarihindeki her aziz ve her günahkar orada yaşadı.

Bir Güneş ışını içinde zorlukla seçilen bir toz zerresinde...

Dünya, uçsuz bucaksız kozmik arena içindeki ufak bir sahnedir.

O generaller ve imparatorlar tarafından akıtılan kan nehirlerini düşünün. Tüm bu kanlar, bu kişiler bir anlığına bir noktanın ufacık bir zerresinin şan ve zafer içindeki efendileri olabilsin diye aktı.

Bu pikselin bir köşesinde yaşayanların, onlardan ayırt dahi edilemeyecek diğer köşesinde yaptıkları sonsuz zalimlikleri düşünün. Yanlış anlaşılmaların sıklığını, birbirlerini öldürmeye ne kadar meraklı olduklarını ve öfkelerinin ne kadar hararetli olduğunu düşünün.

Duruşumuza, hayal ettiğimiz şahsi önemimize, evren içerisinde ayrıcalıklı bir konumda olduğumuz yanılgısına, bu soluk ışık noktası tarafından meydan okunuyor.

Gezegenimiz, onu sarmalayan kozmik karanlık içindeki yalnız bir nokta.

Sonsuz belirsizliğimiz içinde, bizi kendimizden kurtarmaya gelecek birilerinin var olduğuna dair hiçbir işaret bulunmuyor.

Dünya, bildiğimiz kadarıyla yaşam barındıran tek gezegen. En azından yakın tarihimiz için, türümüzün göç edebileceği başka hiçbir yer yok.

Ziyaret edebilir miyiz? Evet.

Yerleşebilir miyiz? Henüz değil.

Beğenin veya beğenmeyin, şimdilik, Dünya var olacağımız tek yer.

Astronominin mütevazılaştırıcı ve kişilik kazandıran bir deneyim olduğu söylenir. Belki de, ufak dünyamızın bu ufak görüntüsü, insan kibrinin ne kadar aşağılık olduğunu göstermenin en iyi yoludur.

Bu bana, birbirimize daha iyi davranmanın ve gezegenimizi koruyup geliştirmenin önemini hatırlatıyor.

Bildiğimiz tek evi...

Soluk, mavi noktayı...”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.