Mehmet Söğüt Elbistanlıdır. Kürttür, Alevidir. Aşağıdan gelen bir yazar. Geldiği sınıfın özelliklerini taşır. Mert, samimi, açık sözlü. Çocukluğunda dünya klasikleri okuyarak işe başlamış biri değil. Yolunu, dişiyle, tırnağıyla katetmiş biri. Diasporada Kürt ve Alevi olmak, çalışıp yazmak, yüreğinize ve kaleminize nasıl yansırsa Mehmet'te de öyle.  

Dili sadedir. Betimlemeleri yumuşak. O toplumuna yabancı biri değil. Boyundan büyük işlerle de uğraşmaz. İçinden geldiği toplumu işler. Toprak evlerin toprak kalpli insanlarını... Jandarma dipçiğini, asimilasyonu, utangaç sevişmeleri, dağa çıkışları, Avrupa’ ya kaçışı işler. Göçmenlerin ve Avrupalı insanın çıkmazını işler. Sonra bizi alır, Türkiye’den Avrupa’ya uzanan bir metaforda gezdirir.
Mehmet Söğüt bu yönüyle bir ilktir. Kendisinden sonrakilere bir ilhamdır. Diasporada, çürümüşlüğün, sömürünün üstünden atlayarak Türkiye’yi anlatma gafletinden kurtarır bizi. Mutsuz insanları işler. Yıkılmış insanları, umutlu, umutsuzları, ani ölümleri, ölümü üç gün sonra duyulanları, intihara yeltenenleri, uyuşturucu bağımlılarını, cesedinden kopan ruhların esrarlı dolaşmasını, direnenleri, savaşanları, son anda yaşama tutunanları işler. Ama onda, insanı için için saran bir iyimserlik, bir direngenlik hep olmuştur.Mucizevi Hayatlarda, ortaçağın Yverdo’sundan, bugüne taşır bizi. Tarhlarında çiçek fışkıran, üniversal zenginlerin yiyip içtiği, gülüp eğlendiği bir restorana... Ve de o zenginliğin içinde Sırplı Şefini düşünen Kürt bir mülteciye... Doğum Günü Hediyesi adlı öyküde, kırkına basmış, saçları dökülmüş bir erkeğin kırık duygularıyla tanıştırır bizi. Yverdon'un Gökgülleri’nde, ceberrüt Türk memurlarıyla, yabancılara zulmeden işsizlik bürosunun memurları arasındaki benzerliğe işaret eder. İnanılmaz Bir Direnişin Üç günlük Hikayesinde, yaralı bir gerillanın hayata tutunma çabalarını anlatır bize. Ölümü, teslimiyete tercih eden, anbean ölüme giden bir gerillanın tüyler ürperten iç devinimidir bu... Ceylanın Gözlerinde, yeryüzündeki çelişkilere bakıp ağlayan mavi bir buluttur yazarımız.
En başarılı öykülerinden biri de 'Ressamın Son Günüdür'. Usta bir yazarlık, dikkatli bir gözlem ister, bir yanda kocaman bir evde kedileri ve çiçekleriyle konuşan, diğer yanda  ayakçılardan uyuşturucu temin etmeye çalışan bir ressamın hayatının detaylarına inmek.
 Mehmet Söğüt bu kitabıyla kendini zorlamaya, yakın bir gelecekte kunta kinteleri yazacak işaretler vermeye başladı.
Üzüldüm, eğlendim düşündüm...


ALİ RIZA AKSIN/ZÜRİH